Anasayfa / Kategoriler / Akaid / Vesvese

Vesvese

Vesvese

Hamdi Hatipoğlu

[Şeytan tarafından insanın içine sokulduğu

kabûl edilen saptırıcı telkinler, kuruntu, şüphe]

Sözlükte vesvese/ visvâs “fısıldama, kötü telkinde bulunma, karışık sözler söyleme, kuşkulandırma”; aynı kökten gelen vesvâs “insanın içine doğan zararlı uyarıcı, kötü duygu ve düşünce, telkin, şüphe, fısıltı, evham” gibi mânâlara gelmektedir. Dînî termonolojide vesvese/visvâs, “şeytânın veya nefsin insana kötü ve zararlı telkinde bulunması, şeytandan yâhut nefisten gelen, insanı dîne aykırı aşırı davranışlara yönelten telkin”; vesvâs “şeytan, şeytânın insan içine attığı saptırıcı dürtü, faydasız söz, şüphe ve tereddüt” anlamında kullanılır. Vesveseye kapılana müvesvis (vesveseli) denir. Ayrıca, nezğa, hems, hemze, hâcis, harta gibi kelimeler de vesveseye yakın anlamlar içerir.1 Modern psikiyatride yine vesveseye yakın anlamda kullanılan obsesyon (obsession) irâde dışı gelen, kişiyi tedirgin eden, bilinçli çaba ile uzaklaştırılamayan düşünceler” şeklinde tanımlanır.2 “Şeytan” diye çevirdiğimiz “vesvâs” kelimesi, vesveseden türemiş aşırılık ifâde eden bir sıfat olup “çokça vesvese veren” demektir.3

“Vesveseli düşüncelerden sakın. İnsanın kalbi sazlık ve orman gibidir. Orada aslan, yılan ve eşek arısı gibi fikirler bulunur.”4

Bir ormanda aslan da gezer, yaban eşeği de dolaşır. Bunlar birbirlerine zıttır. Aslan devamlı yaban eşeğine saldırır ve onu parçalar. İnsanın zihninde de böyle saldırıcı fikirler bulunur. Aslanla yaban eşeğinin boğuşması ormanı velveleye verdiği gibi muhalif ve zıt fikirlerin çarpışması da kalbin huzur ve sükûnunu bozar.

Kur’ân-ı Kerim’de vesvese kavramı beş âyette geçmekte, bunların üçünde şeytânın (el-A’raf 7/20; Tâhâ 20/120; en-Nâs 114/5), birinde nefsin (Kâf 50/16) insana saptırıcı etkisi anlatılmaktadır. Nâs sûresinde (114/4) kişiyi ısrarla günah işlemeye kışkırtması sebebiyle, şeytan vesvese verip kendine kışkırtması sebebiyle şeytandan vesvâs diye bahsedilir. A’râf sûresinin 20. âyetinde şeytânın Âdem’e ve eşine vesvese verip onların kendilerine yasaklanan ağacın ürününden yemelerine yol açtığı belirtilir.

Hadislerde vesvese kavramı daha çok şeytan tarafından insanın içine atılan ve onun îmânına zarar vermeyi amaçlayan tehlikeli soruları, düşünceleri belirtir. Hz. Peygamber’in (sav) Arafat gecesinde yaptığı duâda, “Allâh’ım!…vesveseden sana sığınırım” sözü de geçer.5 Hadislerde her insanın bir şeytânı bulunduğu6, kanın damarlarda dolaşması gibi şeytânın da insanın içinde dolaştığı7 bildirilir. Gazzâlî bu hadîsi, “Şeytânî tesirlerin iç dünyâmıza sirâyet etmesi” şeklinde yorumlar.

Yine İbni Abbas (radıyallâhu anhümâ) anlatıyor: “Resûlullah (Aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: “Şeytan insanoğlunun kalbinin üzerinde tünemiş vaziyette bekler. Allâh’ı zikredince siner, çekilir; gaflet etse vesvese verir.”8

Tasavvufta insanın içine doğan bu his ve düşünce dört şekilde yorumlanır: Allah’tan olana hâtır-ı Hakk, melekten olana ilhâm, nefisten olana hasîs-i nefs- hevâcis ve şeytandan olana ise vesvese denir.9

Hz. Mevlânâ (ks):

“İblisin şeytanlığından Allâh’a sığınırım, âh ki onun azgınlığından helâk olduk” buyurur.”10

“Şeytan bir köpektir amma binlerce kişinin içine girer ve her kime girerse, girdiği kimse de onun gibi olur.”

Nâs sûresinde “nâs” kelimesi beş defa tekrarlanmıştır, fakat hepsi bir mânâda değildir. Birinci nâs ile çocuklar, ikinci nâsle gençler, üçüncü nâsla yaşlılar, dördüncü nâsla sâlih kimseler, beşinci nâsla müfsid (fesatçı) kimseler amaç edilmiştir.

Şeytânın insanın içine girerek ona vesvese verdiğini Cenab-ı Hakk bu sûrede haber verdiği gibi Sallallâhu Aleyhi vesellem Efendimiz de: “Şeytan insanın kan damarlarında gezer. Açlık ve susuzlukla onun yolunu daraltın” buyurmuştur.11

“Her kim seni Allâh’a itâat ve ibâdetten soğutuyorsa bil ki şeytan ondadır ve onun derisi altına girmiştir.”12

Bâzı kimseler vardır ki şeytânın kışkırttığı işleri işlemekten ve insanlara vesvese verip onları Allah yolundan çevirmekten zevk alırlar, âdetâ şeytâna yardım ederler. Bunlara “insan şeytanları” denir. Nâs sûresinde zikredilen “…min’el-cinneti ve’n-nâs” bunlardır.13

Mümkün olduğu kadar ilâhî nûrun yansımasını ve Hakk’ın tecellîsini beklemek gerekir. Nefsin parmağı şeytânın uğursuz elindedir. Rivâyete göre şeytânın hortumu insanın kafasının arkasındadır. Bundan yararlanarak insana vesvese verir. Bundan dolayı iki kürek kemiğinin arasından hacâmet yaptırmak sünnettir. Az yemekle şeytânın dolaştığı damarları ve hîleci nefsin gireceği yer ve menfezleri kapatmak gerekir.

Olsa ki kalb tâbî vesvâs / Kalbe tâbî olur a’zâ ve havâs “Kalp vesveseye tutulursa, diğer duygu ve organlar da kalbe tâbi olur.”14

Bâzı sahâbiler Resûl-i Ekrem’e gelerek, içlerinden söylemeye dahi cesâret edemeyecekleri vesveseler geçtiğinden yakınırlar. Resûlullah da bu durumun onlardaki kesin ve katıksız îmâna delâlet ettiğini, ümmetin bu tür vesveselerden dolayı -telkin edilenleri yapmadıkları sürece- sorumlu tutulmayacağını bildirir.15

Delilik derecesinde vesveseci kişilerin, irtidat anlamına gelecek sözler sarfetmeleri hâlinde mürted sayılmayacakları belirtilir.16

Vesvese gibi insana hâriçten gelen şeyler ne kadar büyük zarar ve fenâlık olursa olsun, ona ne kadar acı ve elem verirse versin onda insanın kendi düşüncesinden, itikâdından, irâdesinden, kazancından bir sebebiyet bulunmadıkça, o şey onun özüne nüfûz etmez. Rûhunu kirletmez, o kişi Allah indinde de sorumlu olmaz. Bilakis o yüzden elem ve zahmet çektiği için ecir ve sevap kazanır. Çünkü o onun yaptığı bir şey değildir. Halbuki insanın içinden gelen veya az-çok meyil ve irâdesine yansıyarak kendine yaptırtılan şer kendi şerridir. O ondan sorumludur, rûhunu kirletmiş, kendi kendine düşmanlık etmiş olur. İnsanlığın en büyük derdi işte kendi içinden gelen fenâlık, içindeki bozukluk, îmansızlık, irâdesizlik, yanlış anlayış, kötü eğilim, aldanış, basîretsizlik, kararsızlık, hâsılı bir kelimeyle “şüpheciliktir.”17

Mecrûhu sanma cerhi mücerreddir öldüren

Âfât-ı bâtıniyyedir aslı musîbetin.

“Aldığı yaradan ölen kimsenin ölümünü sırf aldığı yaradan dolayı sanma, onu asıl öldüren içinde gizlenen (bâtınî) âfettir.”

Dipnotlar

1 İ.A, 43/70

2 Sefa Saygılı, Strese Son, s. 40

3 Kur’ân yolu, Türkçe Meal ve Tefsiri, V/724, DİB. Yayınları, 2008

4 Mevlânâ, Mesnevî, IV/2009

5 Tirmîzî, “Duâ, 78)

6 Müsned, I/385; Dârimî, “Rikâk”,25

7 Müsned, III/156, 285; Buhârî, “Ahkâm”,21; “Bedü’l-halk”,11; Ebû Dâvûd, “Savm”,78

8 İbrahim Canan, Kütübü Sitte ve Şerhi, Hadisno: 7. (902)

9 Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, “Vesvese” md.

10 Mesnevi, (VI/4613), VI/4614

11 Mevlânâ, Mesnevî, VI/s.217.

12 Mevlânâ, Mesnevî, VI/4615).

13 (Tâhirülmevlevî, Şerh-ı Mesnevî,VI/s.218).

14 Şeyh İsmail Hakkı Bursevi, Şerh-i Mesnevî,II/82, 200

15 Müsned, II/255; V/106; Müslim, “İman”, 201-205,211

16 İbn Âbidin, XIII/12-14

17 Hak Dîni Kur’ân Dili, IX/6421

Ayrıca kontrol et

Îman ve Sâlih Amel Bütünlüğü

Îman ve Sâlih Amel Bütünlüğü Servet Yalçın Bâzı âlimlere göre îman, sâdece kalp işidir. Bâzı …