Vefâtının 55. Yılında Mehmet Fuat Köprülü / Prof. Dr. Mustafa Kara

04. 12. 1890 târihinde İstanbul’da doğan, 28 Haziran 1966’da aynı şehirde vefât eden Mehmet Fuat Köprülü, Cumhuriyet döneminin en üst seviyede ilim, fikir ve siyâset adamlarından biridir.

“Cumhuriyet dönemi târihçiliğinin kurucu babası kimdir?” şeklinde sorulan bir soruya çoğunluk Köprülü’yü işâret etmektedir. Bir fikri veya hareketi kurup geliştiren insanların farklı sebeplerle hatâ ve kusurları, sevenleri, sevmeyenleri olabilir. Hepsini birlikte soğukkanlı bir şekilde değerlendirmek gerekir. Nitekim Köprülü de bâzı kanâatlarını daha sonra tashîh etmiştir. Bu yazıda, dünyâ çapında ilmî eserlere imzâ atmış olan Köprülü’nün, İstiklâl harbinden önce tamamladığı ilk büyük eseri Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar’ın basım hikâyesine kısaca temâs edilecektir. Böylece Ahmet Yesevî ve Yûnus Emre gibi iki büyük dervişi ilk defa ele alan bu büyük eserin basım mâcerâsı hakkında muhtasar müfîd bilgi elde etmek hedeflenmektedir.

1 Eylül 1908’de İstanbul’da çıkan Mehâsin dergisinde yayımlanan Şeyh Gâlib’e adlı şiiriyle basın dünyâsına 18 yaşında iken adım atan Köprülüzâde Mehmed Fuad, bu yürüyüşe 58 sene aralıksız devâm edecektir.1

Mehmet Fuat Köprülü’nün ilk eseri Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar’ın 28 Temmuz 1918 târihli altı sayfalık Başlangıç bölümü şu cümlelerle başlıyor: 

“İslâmiyetten sonraki Türk edebiyatında millî rûhu ve millî zevkı anlayabilmek içun en ziyâde tetkîke lâyık bir devir, halk lisânını ve halk veznini kullanmak sûretiyle geniş bir kitleye hitâb etmiş ve eserleri asırlarca yaşamış büyük mutasavvıflar devridir. İslâmiyetten evvelki kavmî edebiyatla pek sarîh alâkaları bulunan bu avâmî tasavvuf edebiyatını, Acemlerin sûfiyâne eserlerini kuvvet ve mahâretle taklit ve tercüme eden Türk şairlerinin arûz vezniyle ve ekseriya tantanalı bir lisanla yazdıkları mebzûl ve musanna’ mahsüllerden ayırmak îcâb eder. Bu iki cereyân asırlarca birbirine müvâzî bir sûrette devâm ettiği içun birbirleri üzerinde tesir ve aks-i tesirleri olması gâyet tabiîdir. Lâkin bütün bu mütekâbil tesirlere ve ihtivâ ettiği vâsi’ Acem anâsırına rağmen bu avâmî tasavvuf edebiyatını -eğer tâbir câiz ise- diğerinden müstakil bir uzviyet gibi tetkîk edebilmek mümkin ve hattâ zarûrîdir. ”

Yazar, bu paragrafta geçen “avâmî” kelimesinin yanlış anlaşılmaması için şu dipnotu düşmüştür: “Burada avâmî kelimesi popüler (kelime Latin harfleriyle yazılmış MK) mukābili olarak kullanılıyor. Maamafih bazılarının tevehhümü vechiyle bundan bir istihfaf mânâsı çıkarmak doğru değildir. Halkıyât/folklor(kelime Latin harfleriyle yazılmış MK.) mahsulleriyle karışdırılmaması îcâb eden bu edebiyatın vücude getirildiği eserler yalnız halk arasında değil ilim ve zevk seviyeleri yüksek sınıflar arasında da harâretle karşılanmıştır. Kitabın metnine bakınız”.

1918 târihli Önsöz’ü okumaya devâm ediyoruz:

“Eski zamanlarda Acem, Tanzîmat’tan beri de Avrupa tesiri altında kendi millî şahsiyetimiz unutulduğu içun halka âit olan halktan gelen her şey gibi bu avâmî tasavvuf edebiyatı da şimdiye kadar ihmalkâr bir sûrette hattâ istihfafla telakkî edildi. Acem taklîdi tantanalı eserler yazan sanatkârların yanında basit ve samîmî ilâhilerle rûhunun derinliğinde yatan kudsî ateşi bizlere de vermeğe çalışan halk mutasavvıfları dâimâ unutuldu. Eskiler onlara bediî bir kıymet vermeseler bile hiç olmazsa kudsiyet isnâd ederlerdi. Son zamanlarda bu telakkî de kalktığı içun onların adını anan bile olmadı. Tanzimat’tan beri edebiyat târihimiz hakkında -hiçbir ilmî kıymeti hâiz olmayarak- yazılan ufak tefek şeyler arasında halk mutasavvıflarının mevcûdiyetini bildiren bir satır bile bulunamaz. Halbuki millî rûhu göstermek îtibâriyle çok kıymetli olan ve eski halk edebiyatıyla sıkı münâsebetleri bulunan bu avâmî tasavvuf edebiyatının uzun bir târihçesi vardır.”(s.5)

Büyük ebat 416 sayfalık kitabın uzun süren mâcerâlı baskısı devâm ederken yazar, konu ile ilgili araştırmalarına aşkla şevkle devâm ediyordu. Bulduğu yeni bilgi ve belgeleri basılan sayfalara ilâve etmesi -o gün için- mümkün değildi. Kitabın dış kapağında baskı târihi 1919, iç kapağında 1918 gözükmesi matbaadaki bu gecikmeden dolayıdır. Bunun için kitabın sonunda küçük puntolarla yedi sayfalık uzun bir ek yapmak gerekiyordu.

İşte o bölümün ilk satırları:

“Tashihler ve İlâveler

Kitabımızda tab’ yanlışlıkları pek mahdûd ve umûmiyetle karîne ile anlaşılabilecek kadar ehemmiyetsizdir. Ancak kitabın ibtidây-ı tab’ ile hitâmı arasında bir seneden fazla müddet geçtiği içun o müddet zarfındaki dâimî tetebbuâtımız esnâsında yazılmış ve basılmış olan kısımlarda bazı yanlışlıklar yahut pek mühim bazı eksikler gözümüze çarptı. Filhakîka bunları eserin ikinci tabına bırakmak da kābildi. Lâkin bu ikinci tab’ın ne zaman kābil olacağı çok meşkûk bir şey olduğu içun eserimizi ilk tab’ında da mümkin mertebe az kusurlu bir halde enzâr-ı tenkîde vaz’ maksadıyla o yanlış ve eksiklerin başlıcalarını ihtivâ eden bu küçük kısmı ilâveye mecbur kaldık. Lâkin buna rağmen tamamiyle meçhul ve geniş bir saha üzerinde ilk defa yapılmış olan böyle bir tetebbuatnâmede birçok yanlış ve eksik cihetler kalacağı muhakkaktır. Onları da eserimizin mâruz kalacağı tenkîdâttan bilistifâde ikinci tab’ında tamamlamak emelindeyiz”. 

Tûl-i emel.. İkinci tab’ ne zaman olacak?

Bitmedi. 

Tashihler ve ilâveler bölümü dizildi ama işimiz daha bitmedi. “Son dakika” haberi de var. Onun adı Lâhika:

“Tashihler ve ilaveler kısmının tab’ından sonra Ahmed Yesevî türbesindeki meşhur kazan hakkında bazı malümata tesâdüf ettik ki onu buraya ilâveyi fâideden hâlî görmüyoruz.”(s. 395-400)

Nedir bu kazan meselesi?

Köprülü, Timur tarafından 1398’de yaptırılan ve Türkistan coğrafyasının en muhteşem eserlerinden biri olan Yesevî Camii, tekke ve türbesi hakkında bilgi verirken “50. 000 şişelik su” alacak kadar büyük olan pirinç kazandan bahsetmişti. Fakat yeni bulduğu bilgileri ikinci baskıya bırakmak niyetinde değildi. Yaklaşık 2.5 m. çapında 2 ton ağırlığında 3000 litre su/şerbet alabilen bu kazan SSCB’nce 1935 yılında Saint Petersburg/Hermitage müzesine taşınmış, uzun uğraşmalar sonunda ancak 1989’da Yesi’ye, esas mekânına dönebilmiştir.2

Nihâyet kitap, Kasım 1919 târihinde kisve-i tab’a büründü. 

İkinci Baskı

Her kitabın kendine göre bir mâcerâsı/kaderi vardır. Yazı hayâtının ilk ve önemli eseri olan bu kitap çıktığında ikinci baskısı için yazarı, acabâ kaç yıl geçmesini tahmin ediyordu? Bu sorunun cevâbını bilmiyoruz. Ama bildiğimiz şey, sözkonusu “ilk göz ağrısı”nı ikmal ve itmâm etmek için, sonraki yıllarda gece gündüz çalışması ve uzun uzun notlar tutmasıydı. İlk Mutasavvıflar ’ın birinci baskısının üzerinden yarım yüzyıla yakın bir zaman geçtiği halde tekrar basıl(a)madı. Çünkü Köprülüzâde, kitâbetle siyâseti birlikte götürüyordu. 1930’lu yıllarda Üniversiteden ayrılıp milletvekili olan yazar, 1946’da DP’nin dört kurucusundan biriydi.Menderes hükümetinde de uzun zaman Dışişleri bakanıydı. Siyâsî meşgaleleri tamâmen bir tarafa bıraktığında ve yaşı yetmişi geçtiğinde ancak çalışma masasına dönebildi.4 İkinci baskı için Diyanet İşleri Başkanlığı ile anlaşan Köprülü, gayretli talebesi Fevziye Abdullah Tansel’i (v. 04. 08. 1988) yanına alarak bu işe koyuldu.5

Tansel, 09 Temmuz 1966 târihli Önsöz’ünü şöyle tamamlıyor:

1964’de Ankara’daki evinde bulunan kütüphanesini tanzîm ettiğimiz sırada Prof. Fuad Köprülü kitap raflarından İlk Mutasavvıflar’ı almış, baş sayfasını açarak ‘görüyor musun buraya yakınlarımın vefât târihlerini yazdım. Bu babamın ölüm târihi…’ diye devâm etmişti. Bu kitabının dînî-tasavvufî mevzuundan dolayı kendisi için böyle mânevî bir kıymeti de vardı. Hakîkî bir ilim adamı için genç denilebilecek yaşta, yirmi sekiz yaşında iken ve çok emek sarfederek yazdığı, ilmî hayâtında âdetâ bir dönüm noktası teşkîl eden, Batı Türkoloji âlimlerinin dikkatini memleketimiz üzerine çeken bu meşhur eserinin metin kısmına âit matbaa provalarını, basılmak üzere 27 Nisan 1966’da imzalamıştı. İlk Mutasavvıflar onun ‘basıla’ imzasını verebildiği son eseri oldu. 1966 Mayıs ayı ortalarında Türk Tarih Kurumu’nun neşrettiği Edebiyat Araştırmaları’nın ilk cildini görebilmişti. Fakat İlk Mutasavvıflar’ın tamamlanmasını çok arzu ettiği ikinci baskısını göremedi.”6 Vefâtı 9 Rebiulevvel 1386/28 Haziran 1966

Babasının eserine son şeklini veremeden kırk yıl sonra 2006’da vefât eden Dr. Orhan Köprülü ile birlikte İlk Mutasavvıflar’la ilgili Batı’da ilk ciddi tenkid yayınlandı. Daha çok eksiklere dikkat çeken Devin Deweese’nin bu uzun makalesi7 İlk Mutasavvıflar’ın İngilizce tercümesinin başında yer aldı.8

İlk baskının Netice bölümünün son paragrafı ile şimdilik perdeyi kapatıyoruz:

Müsbet ilimlerin bugünkü terakkiyâtı karşısında tasavvuf felsefesinden zevk almayanlar yahut mâzî ile alâkayı her nasıl olursa olsun kesmek isteyenler Ahmed Yesevî’nin ve Yûnus Emre’nin eserlerinden bir hisse-i teessür duymadıklarını iddia edebilirler. Çünkü herkes istediği eserden hisseyâb-ı teessür olmakda serbesttir. Lâkin bu iki büyük şahsiyetin Türk edebiyatının umûmî tekâmülü üzerindeki emsâlsiz nüfûzlarını inkâr aslâ kābil olamaz. Bu iki isim Ahmed Yesevî ve Yûnus Emre Türk Edebiyatı târihinde lâyemût bir fasıl olarak ilelebed yaşayacaktır.”(s. 392-394)

Dipnotlar:

1 Hayatı ve eserleri hakkında muhtasar müfîd en güzel yazı Ömer Faruk Akün’ün, Diyanet İslâm Ansiklopedisi’nde (DİA) yer alan Mehmed Fuad Köprülü maddesidir. Vefâtının 50. Yılı vesîlesiyle 2016, UNESCO tarafından Fuat Köprülü yılı ilan edilmiş, kendisiyle ilgili toplantılar yapılmış kitaplar yayınlanmıştır. Târihe bakış tarzının tahlil ve tenkidi için ayrıca bk. Ahmet Yaşar Ocak, Selçuklular Osmanlılar ve İslâm, İstanbul, 2017, s. 243 vd. 

2 Geniş bilgi için bk. Metin Akar Taykazan, Ankara 2017. 

3 Diğer üç kişi: Adnan Menderes, Celal Bayar, Refik Koraltan. 1950-56 yılları arasında Dışişleri Bakanlığı yapan Köprülü bu görevinden istifâ ettikten sonra partisinden de ayrılarak Hürriyet Partisi’ne katıldı. 1960 ihtilâlinden sonra 6-7 Eylül hâdiselerinden dolayı Yassıada’da dört ay tutuklu kaldı. Netîce vermeyen son siyâsî hamlesi 18 Aralık 1961’de arkadaşlarıyla birlikte kurduğu Yeni Demokrat Parti oldu. 

4 1956 yılında Dışişleri bakanlığından istifâ eden Köprülü, bir sene sonra kurucusu olduğu partiden de ayrıldı. Hürriyet Partisi’nde politik hayâtına devâm etti. Dört ay tutuklu kaldığı Yassıada mahkemesinde berâat edince bazı arkadaşlarıyla 1961’de Yeni Demokrat Parti’yi kurdular. Buna rağmen Orhan Köprülü’nün 1958’de siyâsetten çekildi demesi gerçeği aksettirmiyor.

5 Hoca vefât etmeseydi F. A. Tansel bu önsözü yazmayacaktı. Dolayısıyla burada verilen bazı bilgi ve hatıralar da -muhtemelen- târihe intikâl edemeyecekti. Tansel, 1919’da eser yayınlanınca ilim dünyâsından aldığı müsbet tenkitleri, yazar ve makâlelerinin isimlerini vererek belirtmiştir: Prof. Cl. Huart, J. H. Mordtmann, Prof. Nemeth Gyula, Th. Menzel. Ali Emirî gibi aleyhte değerlendirme yapanları “şahsiyata dökülen bu yazıda tenkîdî müsbet fikirler yok gibidir” ifâdesiyle es geçmiştir. (Târih ve Edebiyat Mecmuası yıl 3 nu. 25, 31 Mart 1336, s. 635) Aleyhte yazılan yazıların künyeleri için Akün Hoca’nın DİA maddesine bakılabilir. 

6 Fuat Köprülü’nün Fevziye Abdullah Tansel’e farklı zamanlarda yazdığı 40 mektup yayınlanmıştır: Sevgili Kızım: Fuat Köprülü’den Fevziye Abdullah Tansel’e Mektuplar Hzn. Zeynep Süslü İstanbul 2006. 

7 Ayşenur Aydınlı tarafından tercüme edilen makale Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar Hakkında Bazı Notlar başlığını taşımaktadır. Tasavvuf, yıl 18, sy, 39-40 (2017)

8 Eser Gary Leiser ve Robert Dankoff tarafından yapılmış Early Mystics in Turkish Literature adıyla 2006’da London ve Newyork’ta basılmıştır. 

Haziran 2021, sayfa no: 40-41-42-43

Ayrıca kontrol et

Esmâ’da Esrâr / Alemdar

Her şeyin Hâlık’ı, yaratan ve yaşatanı Mevlâ-i Müteâldir. O’ndan geldik O’na döneceğiz. Rûhundan ruh üflemesiyle …