Vasat Ümmetin Neferi, Denge İnsan Müslüman / Prof. Dr. Ali Akpınar

İslâm Ümmeti, hayırlı, vasat, şâhit ve seçkin ümmettir. O bu saygınlığını adâlet ve hakkâniyetli duruşuyla hak etmiştir. İslâm Ümmeti, gidişâta duyarsız ve seyirci kalan değil; yaşanan her hâdisede sorumluluğunun bilincinde olan bir millettir. Müslüman, vasat ümmetin bir neferidir. Böylece sizi insanlara şâhit ve örnek olmanız için vasat bir ümmet kıldık.1 Vasat ümmetin bir neferi olmak âdil olmakla, her işinde mûtedil/dengeli/ölçülü olmakla mümkündür. Hayırlı, seçkin ve saygın olmak da ancak bu şekilde mümkün olacaktır.2 Adâlet, her şeyi yerli yerine koymak ve her şeyi lâyık olduğu yerde, ölçülü bir biçimde kullanmak demektir.

Şu sınav dünyâsında sâhip olduğumuz, hizmetimize sunulan her şey bizde emânettir. Hem de Yüce Allâh’ın emânetidir. Onlardan sorgulanacağız. O’nun ölçüleri doğrultusunda, yerli yerince kullanıp kullanmadığımızdan hesâba çekileceğiz. Zaman ve mekân bizde emânettir. Bedenimiz, aklımız, gönlümüz, gözümüz, kulağımız, bütün organlarımız Yüce Yaratıcı’nın bizdeki emânetleridir. Soluduğumuz hava, içtiğimiz su ve diğer tüm her şey O’nundur ve bizde emânettir. Dolayısıyla onları ölçüsüz, bilinçsiz, hoyratça kullanma, tüketme hakkımız yoktur. Zîrâ hadsizlik, taşkınlık, aşırılık, savurganlık şeytânın işidir, savurganlar da şeytânın kardeşleridir.

Yakınına, düşküne, yolcuya hakkını ver; elindekileri saçıp savurma. Saçıp savuranlar şüphesiz şeytanlarla kardeş olmuş olurlar; şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.3

Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma, yoksa pişmân olur, açıkta kalırsın.4

Allâh’ın gözde kullarının temel özellikleri anlatılırken da şöyle buyrulur: Onlar, harcadıkları zaman ne isrâf ederler ne de cimrilik, ikisi arasında orta bir yol tutarlar.5

Elbette tutumlu olmak; yığın yığın mal biriktirmek, stokçuluk yapmak, harcanması gereken yerde harcamamak değildir. Altın ve gümüşü biriktirip Allah yolunda sarf etmeyenlere can yakıcı bir azâbı müjdele. Bunlar cehennem ateşinde kızdırıldığı gün, alınları, böğürleri ve sırtları onlarla dağlanacak, ‘Bu, kendiniz için biriktirdiğinizdir; biriktirdiğinizi tadın’ denecek.6 Onun için israfta hayır yoktur, hayırda da israf olmaz denilmiştir. Yâni ne olursa olsun yersiz ve gereksiz yere harcanan her şey israftır. Ancak Allah yolunda harcanan her şey de hayırdır.

İslâm denge dînidir. O, her şeyde, her konuda, her zaman ve her yerde ölçülü, dengeli olmayı emreder. Zâten İslâm, insandaki sevgi-nefret, hilim-öfke gibi özellikleri bile dengeli bir biçimde yönetmek için gelmiştir. Nitekim bir hadislerinde Peygamberimiz (sav) bize şu hayat ölçüsünü vermiştir: Sevdiğini ölçülü sev, günün birinde nefret ettiğin biri olabilir. Buğzettiğin kimseye de ölçülü buğzet, günün birinde sevdiğin kimse olabilir.7Büyük İmam Gazâlî‘nin bir eserinin adı, el-iktisâd fi’l-İ’tikâd’dır. Bunun anlamı, İnançta Ölçülü Olmak’tır. Dolayısıyla iktisad, yalnızca ekonomik hayatta ölçülü olmak demek değildir.

İslâm, inançta, ibâdette, ahlâkta ve diğer tüm muâmelelerde ölçülü olmayı ister. Her konudaki aşırılığı her zaman ve her yerde yasaklar. Sürekli namaz kılmayı-oruç tutmayı da yasaklar; öfkelenilmesi gereken yerde hoş görmeyi de yasaklar, nefret edilmesi gereken şeyleri sevmeyi de.

Yüce Allah, kulları için sınırları belirlemiş ve bu ilâhî sınırların/yasaların çiğnenip aşılmamasını istemiştir: Ey inananlar! Allâh’ın size helâl kıldığı temiz şeyleri haram kılmayın, sınırları da aşmayın, doğrusu Allah aşırı gidenleri sevmez.8 Ey Âdemoğulları! Her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin; yiyin için fakat isrâf etmeyin, çünkü Allah müsrifleri sevmez.9

Abdest alırken suyu ölçülü kullanmasını tavsiye ettiğinde ‘Abdestte de mi israf olur?’ diye soran sahabîsine Peygamberimiz şöyle cevap vermiştir: ‘Evet, akan bir nehirden bile abdest alıyor olsan israf olur.’10 Aslında bu uyarısıyla O, ümmetini her konuda ölçülü olmaya hazırlıyordu. Zîrâ akan bir nehirden abdest alırken, nehrin akıp giden suyu azalmaz. Ama önemli olan nehir kenarında bile suyu ölçülü kullanmak ve bunu alışkanlık hâline getirmektir. Önemli olan nîmetin kıymetini bilmek ve onu ölçülü olarak kullanmaktır.

Yine Peygamberimiz, tüm malını infâk etmek isteyen sahabîsini uyarırken ümmetine şu evrensel ölçüyü öğretmiştir: Malın bir kısmını kendin için tut. Bu senin için daha hayırlıdır. İktisad ve tutumlu olmaya riâyet edeni Allah zengin kılar. İsraf ve sefâhate dalanı da fakir kılar. İktisâda riâyet eden yoksulluk görmez, her işinizde iktisad yolunu tutunuz. Allah sizin için malı isrâf etmeyi hoş karşılamamıştır.11

Hayat düstûrumuz Kur’ân, adımlarımızı ve sesimizi bile yönetip ölçülü kullanmamızı ister: Yeryüzünde böbürlenerek yürüme, çünkü sen ne yeri delebilir ve ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.12 Yürüyüşünde ölçülü ol; sesini kıs. Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir.13

Canının çektiği her şeyi yemen israftır14 buyuran Efendimiz harcamalarımızı kontrol altına almamızı ister. İstanbul Fatih semtindeki Sankiyedim Câmii’nin yapılış hikâyesi, tam da bu hadîsin gereği ile amel eden bir mü’mini bize hatırlatır. Rivâyete göre orta halli bir esnaf olan Keçecizâde Hayreddin Efendi veya Adanalı Şakir Efendi büyük câmileri görüp imrenerek kendisi de bir câmi’ yaptırmak ister. Ama ne hâli ne de maddî durumu buna müsâittir. Çözümü nefsinin arzularını dizginleyerek para biriktirmekte bulur. Ne zaman ki canı bir şey istese: ‘Sanki yedim!’ der ve parasını bir kenara koyar. Bu yolla 20 yıl boyunca biriktirdiği paralarla câmiyi yaptırır ve amacına ulaşır. Bu menkîbe dilden dile dolaşır ve câmi bu isimle anılmaya başlar.

Nîmet İsrâfı ve Tüketim Çılgınlığı

Küfre açılan bir kapı olan nankörlük, nîmet isrâfıdır. Nân, Farsça’da ekmek demektir. Nânkör, ekmek nîmetini görmezden gelmenin adıdır. Nîmetlerin en önemlisi olan ekmek üzerinden bu kavram meşhûr olmuştur. Ekmek gibi bir nîmeti görmezden gelen, onun kıymetini bilmeyen, onu yersiz tüketen, onu çöpe atan bir kimse diğer nîmetlere neler yapmaz ki? Ancak nânkörlük yalnızca ekmek nîmetini görmezden gelmek yâhut onu aşırı tüketmek veya ekmeği çöpe atmak demek değildir. Nankörlük, bütün nîmetler için söz konusudur. Kim hangi nîmeti görmezden gelirse, o nîmetin asıl sâhibini unutursa, nîmetin kadr ü kıymetini bilmezse, nîmeti nîmet sâhibinin ölçüleri doğrultusunda kullanmazsa nânkörlük etmiş olur. Nîmete nânkörlük, onun asıl sâhibi Yüce Allâh’a nankörlüktür aslında.

Nîmete nankörlük, küfrân-ı nîmet olarak isimlendirilir. Küfrân-ı nîmet, küfür kavramı ile yakından ilgilidir. Sürekli faydalandığı halde Allâh’ın nîmetini görmezden gelen kimse, Yüce Allâh’ın âyetlerini ve zâtını da görmezden gelmeye başlar. Bunun için nankörlük ile küfür arasında yakın ilişki vardır. Nânkörlük tedâvî edilmezse insanı küfre götürür. Kâfirler, nankör kimselerdir.

Günümüz insanının en temel sorunlarından biri olan tüketim çılgınlığı da nânkörlük türlerindendir. İhtiyâcı olmayan herhangi bir şeyi zarûrî ihtiyaç görüp sonra da onu elde etmek için fakir-fukarânın hakkı olan paraları onlara yatırmak bu çılgınlığın sonucudur. Tüketim çılgınlığının sonucu geliştirilmiş büyük mağazalar, bir nevi tüketim mâbedleri olarak insanları yaratılış gâyelerinden ve Yaratıcılarından alıkoymaktadır. O merkezlerde, dünyâlıkların câzibesiyle kendilerini kaybeden insanlar, helâl-haram ölçülerini unutup Yüce Rabbin sınırlarını aşabilmekte, ilâhî yasaları hiçe sayarak her türlü yolu meşrû görebilmektedirler. Bizim için hayâtî önem taşımayan bir malı, eşyâyı, ev yâhud arabayı elde etmek uğruna nice namazlarımız geçiyorsa yâhud vaktin son ânında alelacele kılınan namazlar dolduruşa geliyorsa, fantezi alışveriş sarhoşluğu içerisinde ‘açlıktan ölmekle burun buruna gelmiş kardeşlerimiz’ hiç aklımıza gelmiyorsa durumumuzu gözden geçirmemiz gerekmektedir.

Unutmayalım, sınavdayız. İçerisinde bulunduğumuz tüm nîmetlerden sorumluyuz. Tükettiğimiz nefeslerden, içtiğimiz sudan, eskitip yıprattığımız organlarımızdan, kirlettiğimiz çevreden, bozduğumuz ekolojik dengeden ve diğer tüm nîmetlerden bir bir sorgulanacağız. Sonra o gün, size verilmiş olan her nîmetten sorguya çekileceksiniz.15

Yüce Rabbim, nîmetlerini yerli yerince ve yolunda kullanmayı nasîb etsin, hesâbımızı da kolay kılsın!

Dipnotlar

1 2 Bakara 143.

2 Mâverdî, en-Nüket, Bakara 2/143.

3 17 İsrâ 26-27.

4 17 İsrâ 29.

5 25 Furkân 67.

6 9 Tevbe 34-35.

7 Tirmizî, Birr ve’s-Sıla 60.

8 5 Mâide 87.

9 7 A’râf 31.

10 İbn-i Mâce, Tahâret, 48.

11 Buhârî, İstikrâz, 19.

12 17 İsrâ 37.

13 31 Lokmân 19.

14 İbn Mâce, Et‘ıme, 51.

15 102 Tekâsür 8.

Ocak 2021, sayfa no: 18-19-20-21

Ayrıca kontrol et

Îtidâl / Alemdar

Kullanımda îtidâl, idâre; harcama, sarfetme, ölçülü olma, israftan ve cimrilikten sakınıp orta yolu seçme mânâsına …