Türkiye’nin En Zengin Çini Koleksiyonu Rüstem Paşa Câmii’nde… / Nidayi Sevim

Büyük usta Mimar Sinan’ı meslektaşlarından farklı kılan önemli özelliklerinden birisi de arâzinin pozisyonuna göre en uygun, en işlevsel ve maksimum düzeyde verimlilik sağlayan binâ, külliye tasarımı yapma yeteneğidir. Kadırga yamaçlarına âdetâ bir kartal yuvası gibi kondurduğu, toplum hayâtı ile barışık, güzellikler meşheri diyebileceğimiz Sokullu Mehmed Paşa Külliyesi ile Eyüp Sultan’da, meyilli bir arâzide, gâyet fonksiyonel ve özgün bir tarzda inşâ ettiği Zal Mahmûd Paşa Külliyesi bu tasarımlara örnek gösterilebilir. 

Bu minvâlde Mimar Sinan’ın pek bilinmeyen eserlerinden birisi de, târihte olduğu gibi bugün de yoğun ticârî hareketliliğin yaşandığı, Eminönü’nde sâhile yakın bir konumda bulunan Rüstem Paşa Külliyesi’dir. Tahtakale, Hasırcılar Caddesi üzerinde yer alan bu yapı topluluğu, dışarıdan ilk bakıldığında hemencecik fark edilmez. Zîrâ yukarıda da ifâde ettiğimiz üzere Sinan burada ticârî hayâta negatif müdâhalede bulunmadan, yoğun insan trafiğini düşünerek mütevâzı, çevresiyle uyumlu ve işlevsel bir plan uygulamış. Ancak mekânın içerisine girdiğinizde, havasını teneffüs ettiğinizde bu yapı topluluğunun gerçek cesâmetini ve ihtişâmını idrâk edebiliyorsunuz. Rüstem Paşa Külliyesi, zor uygulama alanı olarak denize yakın mesâfede inşâ edilmesiyle de mîmârî açıdan önemli bir yere sâhiptir. Üsküdar Mihr-ü-Mâh Sultan, Şemsi Paşa ve Tophane Kılıç Ali Paşa Külliyeleri bu özelliklere sâhip benzer diğer yapılardır.

Külliyeyi Mihr-ü-Mâh Sultan Tamamlamış…

Rüstem Paşa Külliyesi, üst kısmında yer alan câmi-i şerîf, alt katta yer alan tonozlu mahzenler, girişteki dükkânlar, çeşme, şadırvan ve iki han’dan meydana gelir. Külliyenin inşâsına devrin sadrâzamı ve Kânûnî Sultan Süleyman Hân’ın dâmâdı Rüstem Paşa tarafından ikinci sadâreti döneminde [1555’te] başlanmış, Rüstem Paşa’nın vefâtından sonra eşi Mihr-ü-Mâh Sultan tarafından tamamlanmıştır.[1561] Külliye hakkında bir makâlesi bulunan Z.Hale Tokay, enlemesine dikdörtgen bir harîme sâhip olan câminin Sinan’ın yaptığı câmilerin plan gelişimi içinde önemli bir yere sâhip olduğunu ve merkezî plan denemeleri arasında sekiz destekli merkezî kubbeli şemanın ilk örneğini teşkîl ettiğini ifâde eder. Mustafa Cambaz ise bu bağlamda, Edirne Selimiye Câmii’nde 31,5 metre çapındaki geniş kubbeyi sekiz kemerli sisteme oturtan Mimar Sinan’ın bunun ilk denemesini Silivrikapı’daki Hadım İbrahim Paşa Câmii’nde, daha sonra bir ileri tekniğini de Rüstem Paşa Câmii’nde gösterdiğini kaydeder. Câminin kuzeyinde yer alan revaklı yüksek avlusuna dört ayrı noktadan döner merdivenlerle çıkılır. Câmiyi ilk bakışta benzer yapılardan ayıran önemli bir farklılıktır bu. Zîrâ pek azı istisnâ câmilere ya düz girişle veyâhud hafif bir yükseltiyle çıkılır. Revaklı avlusunun gâyet ferah bir ortamı vardır.

Evvelce Külliyenin bulunduğu yerde Bizans kilisesinden dönüştürülen Hacı Halil Ağa Mescidi’nin bulunduğu, kimi kaynaklarda yer alır. Mescid, cemâat yoğunluğu bakımından ihtiyâca cevap veremediği gerekçesiyle Şeyhülislam Ebussuud Efendi’nin fetvâsı ve Kânûnî Sultan Süleyman Hân’ın izniyle yıktırılmış, çevredeki bazı dükkânlar da istimlâk edilerek Rüstem Paşa Külliyesi’nin inşâsına karar verilmiştir. Mimar Sinan, yıktırılan mescidin yeri çukurda kaldığı için bu kısmı dükkân olarak tasarlayıp bir subasman meydana getirmiş ve külliye bu yükselti üzerine binâ edilmiştir.

Yine rivâyetlere göre Sinan, yıktırılan mescidin malzemelerini tekrar kullanmak sûretiyle, Yenibahçe’de yeni bir mescid inşâ etmiştir. O devirlerde herhangi bir sebeple yıkılan hayır eserinin yerine başka bir yerde başka bir eser yapma, geriye kalan malzemeleri de yine başka bir hayır eserinde değerlendirme âdeti vardı. Sürdürülebilirlik, hayat hakkı tanımak. Hâtırât olarak görmek… Evet, yeni bir şey gördüğümüzde eskiyi silip atma, ortadan kaldırma, izlerini yok etme hoyratlığı modern zamanların âdeti. Külliyenin Kuzey yönündeki giriş tarafında dükkânların arasında, günümüzde faal olmayan hazneli güzel bir çeşmesi vardır. Şadırvan ana binânın dışında, dükkânların bitiş noktası olan köşededir. Câminin sağ tarafında ise binâya bitişik vaziyette tek şerefeli bir minâresi bulunur.

Câmi Tezyîninde 41 Çeşit Lâle Motifli Çini Kullanılmış…

Rüstem Paşa Külliyesi’nin çekirdeğini oluşturan Câmi; yoğun ticârî hareketliliğin hâkim olduğu bir konumda yer alması, kendine has mîmârî özellikleri ve Sinan câmileri içindeki pozisyonu sebebiyle elbette önemli ve kıymetlidir. Ancak mekân daha ziyâde sanat şâheseri çinilerinin kalitesi ve zenginliğiyle tanınır. Türkiye’nin en zengin çini koleksiyonuna sâhip olan bu câminin bütün duvarları, muazzam çinileriyle âdetâ 16. yüzyıl çini sanatına bütünüyle ayna tutan sürekli bir sergi alanı gibidir.

Câmilerde çini bezemesi daha ziyâde mihrap çevresinde uygulama alanı bulur ve bölümde yoğunlaşır. Burada ise galeriler dâhil iç mekân kubbe eteklerine kadar ve son cemâat yeri duvarları bütünüyle döneminin desen ve teknik açıdan en gelişmiş, en güzel İznik çinileriyle kaplanmıştır. Kıble duvarında mavi rengin hâkim olduğu en nâdide çini kompozisyonları yer alır. Bunlar gül ağacı, enginar çiçeği, karanfil, nergis, sümbül, lavanta ve daha pek çok bitki ve çiçek motifinden oluşur. Özellikle lâle motifli çinileri Osmanlı çini sanatının en başarılı örnekleri arasında gösterilir. Câmi içerisinde Âyet-i Kerîme ve Hadîs-i Şerîf yazılı çini panolar da vardır. Halûk Dursun, İstanbul’da Yaşama Sanatı isimli eserinde buradaki çiniler hakkında şu bilgileri aktarır: “Bu câminin tezyîninde, firuze, mavi, koyu ve açık lacivert, beyaz, tatlı yeşil, kırmızı ve parlak mercan kırmızısı da olmak üzere 41 çeşit lâle motifli çini kullanılmıştır. Eserin çinileri arasında benim dikkatimi en çok çeken, son cemâat yerinde ve minber arkasındaki, baharda çiçek açmış meyve ağacı motifleridir.” 

Son Cemâat Yerinde Kâbe Tasvirli Çini Pano…

Son cemâat yeri altı sütunla beş kısma ayrılmış olup her kısmın üstü kubbelidir. Bu kısımda çiniler duvarı, mihrapları, pencere aralarını bütünüyle kapsayacak şekilde ve renkli bir çiçek bahçesini hatırlatacak tarzda kaplar. İznik’ten gelen çiniler tezyînat gereksinimini karşılamayınca eksiklikler Kütahya’dan getirilen çinilerle giderilmiştir. Buradaki büyük çini panolar yine pek çok araştırmacı tarafından klasik dönem çini süsleme sanatının en güzel, en zarîf örnekleri arasında gösterilir. Halûk Dursun hocanın ifâde ettikleri gibi: “Rüstem Paşa Câmii çinicilik sanatımız açısından gerçekten bir müzedir.” Rüstem Paşa Câmi-i Şerîfi dillere destan, hârikulâde çinilerinin yanı sıra ender olarak natüralist süslemeli, lâleli minberi, müezzin mahfilindeki fevkalâde kalem işi panoları, hatayili rumili süslemeleri ile de gerçekten görülmeye değerdir.

Son cemâat yerinde kapının sağ tarafında bir de Kâbe tasvirli çini pano bulunur. Milletimizin kutsal topraklara olan özleminin, sevgisinin ve bağlılığının zarîf bir yansıması olarak gördüğümüz bu panoda, Kâbe-i Muazzama çevresindeki kapı isimleri yazılarak yerleri belirlenmiş, ayrıca Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî mezheplerinin makamları da tasvîr edilmiştir. Ancak günümüzde Kâbe çevresinde bu makamlar mevcut değildir. Çini panoyu yaptıran hayırseverin künyesi şöyledir: “Sâhibuhu Ekmekçizade Mehmed Beşe [Başağa] Sene seb’in ve elf.”[1070-1669] Son cemâat yerindeki çiniler yangın, deprem, kendiliğinden bozulma ve hırsızlıklar sebebiyle yer yer zarar görmüştür.

Çinilerimiz Avrupa Müzelerinde…

Yaklaşık bir asırdan beri câmi, tekke, türbe ve benzeri hayır eserlerinin içerisinde bulunan halılar, kilimler, hat sanatının en nâdide örneklerinden oluşan levhalar, yazma kitaplar ve daha nice kıymetli eser sâhipsizlik yüzünden tâlân edildi. Çalındı, gasp edildi, satıldı. Eserlerin pek çoğu yerinde muhâfaza edilip korunamadığı için bir kısmı depolarda kaderine terk edildi, bir kısmı müzelere kaldırıldı. Çalınıp satılanlar çoktan Avrupa ve Amerika’nın yolunu tuttu ve Louvre, Victoria&Albert, Staatliches Museum gibi ünlü müzelerde yerlerini alarak sergilenmeye başlandı. Medyaya yansımasa bunların pek çoğundan haberimiz dahî olmuyor. 

Çalınıp tahrip edildiğini hemen fark ettiğimiz eserlerin başında çiniler geliyor. Bu minvâlde zaman zaman uğradığım Fatih Çarşamba civârındaki Mehmed Ağa Câmi-i Şerîfi’nin içler acısı hâlini zikretmeliyim. Çalınan çinilerinin yeri yıllardır hâlâ boş duruyor. Mâbed bu hâliyle âdetâ yaralı bir ceylan gibi. Kahrolmamak elde değil. Târihimizin, kültürümüzün, sanatımızın velhâsıl topyekûn medeniyetimizin bir cüzünü oluşturan bu ecdâd yâdigârı emânetleri gözümüzün elifi gibi kuruyup kollamamız, onlara hak ettiği şekilde sâhip çıkarak gelecek kuşaklara aktarmamız gerekmez mi? Aksi takdirde Allah bu kayıtsızlığımızın hesâbını bizlerden sormaz mı?!

Eminönü Yeni Câmi, Sultan Ahmed Câmii, Yedikule Hacı Evhadeddin Câmii, Beyoğlu Piyale Paşa Câmii, Kadırga Sokullu Mehmed Paşa Câmii, Üsküdar Atik Vâlide Câmii, Topkapı Takkeci İbrahim Ağa Câmii ve Tophane Kılıç Ali Paşa Câmii gibi çinilerinin güzelliğiyle bilinen daha pek çok mâbedimiz, çeşme ve sebilimiz var. Bunlardan pek çoğunun çinileri vaktiyle yağmalanıp, hırsızlıktan payına düşeni aldı. Kâbe tasvirli çini panolar öteden beri İstanbul’da sınırlı sayıda câmide bulunur. Bunlardan birisi de 16. yüzyıl eseri olan Cezerî Kasım Paşa Câmi-i Şerîfi’ydi. Burada bulunan Kâbe tasvirli çini pano geçtiğimiz yıllarda çalınıp İngiltere’de müzâyedede satılırken devlet tarafından gerekli müdâhale yapılarak yurda geri getirildi. Şimdi Vakıflar Genel Müdürlüğü Müzesi’nde sergilenmektedir. Eski yerinde ise bir kopyası/imitasyonu var. Elbette bu kabûl edilebilir birşey değil. Yâni Kâbe tasvirli çini pano, Ankara’daki bir müzede değil, İstanbul Eyüp Sultan’daki Cezeri Kasım Paşa Câmii Şerifi duvarında olmalıdır. En azından biz böyle düşünüyoruz…

Târihte pek çok defa yenilenen, tâmir gören Rüstem Paşa Câmi-i Şerîfi’nde uzun süredir devâm eden son restorasyon süreci yakın zamanda tamamlandı ve mekân 2020’de yeniden ibâdete açıldı. Yüzlerce yıllık târihî geçmişi bulunan bir muhitte büyük usta Mimar Sinan’ın farklı bir tasarımını tanımak, “ateşte açan çiçekler” olarak da adlandırılan birbirinden güzel çini örneğine yakından bakmak ve İstanbul’da sınırlı sayıda câmide hâlâ bulunan Kâbe tasvirli çini panolardan birini görmek istiyorsanız sizi en kısa zamanda bu özel ve güzel mâbede dâvet ediyoruz…

Yararlanılan Kaynaklar:

– Gülru Necipoğlu, Sinan Çağı: Osmanlı İmparatorluğu’nda Mîmârî Kültür,İstanbul,2013.

– Hâfız Hüseyin Ayvansarayî, Hadîkatü’l-Cevâmi, İstanbul,1281.

– Hakkı Alçep-Erdal Karaman, Fâtih Câmii ve Mescitleri, Fatih Müftülüğü Yayınları,İstanbul,2017.

– Halûk Dursun, İstanbul’da Yaşama Sanatı, İstanbul,2010.

– Hanife Akliman, Rüstem Paşa Câmi, Cemâatiyle Buluşuyor, www.sabah.com.tr Erişim Târihi:20.02.2021.

– Mimar Sinan’ın İstanbul’u, (Komisyon) Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu, İstanbul,2016.

– Mustafa Cambaz, Rüstem Paşa Câmii, www.mustafacambaz.com.Erişim Târihi:21.02.2021.

– Sinan Culuk, Kâbe Tasvirli Çini Panonun Hatırlattıkları, www.sinanculuk.blogspot.com.Erişim Târihi:20.02.2021.

– Şerare Yetkin, “Mimar Sinan’ın Eserlerinde Çini Süsleme Düzeni”, Mimarbaşı Koca Sinan: Yaşadığı Çağ ve Eserleri. [Editör:Sadi Bayram] c.1, İstanbul,1988.

– Tahsin Öz, İstanbul Câmileri, c.III, Ankara,1987.

– Z.Hale Tokay, Rüstem Paşa Külliyesi, TDVİA, c.35,İstanbul,2008.

Nisan 2021, sayfa no: 54-55-56-57-58

Ayrıca kontrol et

Eğitimde Menkıbe / Alemdar

Eğitimini Rabbimizden alan Cenâb-ı Kibriyâ (sav) “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel kıldı”1 buyurur.Vahyin bitimiyle, Rabbânî …