Anasayfa / Yazarlar / Alemdar / Tıb’da Devrim 

Tıb’da Devrim 

Herhangi bir söz Resûlullâh’a (sav) uymazsa reddolunur.

Yahya b. Muaz (ks) “insanlar maddî hastalıklarından dolayı perhiz yaparlar da, mânevî hastalıkları için yapmazlar” buyurur. Yûnus Sûresi’nin elli yedi ve elli sekizinci âyet-i celîle’sinin tefsirinde, Konevi (ra) şifâ kelimesinin kalbdeki fenâ huyların telafisi olarak izah eder.

Tıb ilmi ile tasavvufun hayli münâsebeti vardır. “İlim iki kısımdır. Biri din ilmi, diğeri tıb ilmidir.” Peygamberimiz (sav): “Ey insanlar! Tedâvi olunuz. Çünkü yüce Allah şifâsını vermediği hiçbir hastalık yaratmamıştır.” Es’ad-ı Erbili’nin (ks) dergâhında evrad ezkâr alana “Aşılandın mı, tedâvi oldun mu?” tâbirini kullanırlar. Kur’ân-ı Kerîm’in dilinde “tezkiye”dir yâni mânevî temizliktir bu tâbir.

Hastalıkların tedâvisinde teşhis ve tedâvi çok önemlidir. Teşhis edilen hastalık yok edilerek tedâvi gerçekleşir. Bu sebeble Rabbimiz (cc) Şems Sûresi’nde evvelâ kötülüklerden arınmayı, daha sonra da tedâviyi, takvâyı ilhâm eder. İsyanların tedâvisinde, günâha sebep olan yollar hep kesilir. Zinâ fiilini işlememek için, bakmayı, dinlemeyi, dilleşmeyi, elleşmeyi yasaklar dînimiz. Enbiyâ Sûresi’nin yedinci âyet-i celîlesinde, “Eğer bilmiyorsanız ehl-i zikre, bilene sorun” gerçeğine bakarak, işin ehli doktora, şerîat ve tarîkatin tasdîk ettiği mürşid-i kâmile mürâcaat edilir.

İlk insan ve ilk peygamber olan Hazret-i Âdem’e, Allâhü Teâlâ tarafından gönderilen sahifeler içinde tıp hakkında mâlûmat vardır. Dâvûd aleyhisselâm zamânında yaşayan Lokman Hekim tabiplerin pîridir. Peygamberimiz (sav) tıp bilgisini çeşitli şekillerde izah buyurdu. Peygamberimiz, hastaların karantinaya alınmaları, perhiz yapmaları ve temizlenmeleri gibi birçok tedâvi yolları göstermiştir.

Hayvansal yağ ve nebâtâttan, bitkilerden elde edilen ilaçlarla tedâvi gerçekleştirildiği gibi, Kur’ân-ı Azîmüşşân ve Ehâdîs-i Muhammediyye’den çıkarılan esaslardan ilaçlar sunulur. İlaçların kullanım kılavuzu olduğu gibi, mânevî ilaçların da dozajı ve vakti vardır. Allâh’ın Resûlü (sav) “Nasıl namaz kılıyorsam öyle kılın” buyurur. İslâm fıkhının temellerini oluşturan hadîs-i şerif’de de haber verilir her şeyin ölçü ve tartısı. Herhangi bir söz Resûlullâh’a (sav) uymazsa reddolunur. Mânevî ilaçların kullanımında tavsiye edilen vakit seherdir. Zâriyât Sûresi’nin on sekizinci âyetinde, Seher vakitlerinde de onlar istiğfar ederlerdi.” Aleyhissalât ü Vesselâm Efendimiz: “Allah, her gece dünyâ semâsına gecenin son üçte biri kaldığında rahmetiyle tecellî eder ve şöyle buyurur: ‘Bir isteyen yok mu onun istediğini vereyim? Bir duâ eden yok mu ona icâbet edeyim? Bir mağfiret dileyen yok mu kendisini bağışlayayım?”

İlaca hapa verilen paralar, yerine göre çok yanlıştır. Haramla tedâvi olunmaz. Ebu’d Derda (ra) anlatıyor: Resûlullah (aleyhissalâtü vesselâm) buyurdular ki: “Allah Teâlâ Hazretleri hastalığı da ilacı da indirmiştir. Ve her hastalığa bir ilaç var etmiştir. Öyleyse tedâvi olun. Ancak haram olan şeyle tedâvi olmayın.” Mikrobu, bir başka tesirli mikropla giderme yöntemi doğru değildir. Kimyâsal maddelerden oluşan ilaçlar Amerika ve Avrupa’da satılmazken, bizim ülkemizde önü alınmaz bir şekilde pazarlanmaktadır. Doktorlar saatlerce düşünüyor, mide için verdiğim ilaç böbreklere zarar verir mi diye. Allah Teâlâ’nın tabiatta bize sunduğu ilaçlara nazar edelim.

Üstâzımızın bâsur rahatsızlığında, ameliyatı değil de Sâmi Efendimiz Hazretleri (ks) nebâtî ilaçla tedâvi olmasını söyler ve şifâ bulur biiznillâh. “Sadaka belâyı def eder, ömrü bereketlendirir.” hadîsine riâyetle büyüklerimiz, rahatsızlıklarında yedi fakire infakta bulunurlardı. Tehlikeli uçların tedâvideki usullerinin yerine, Nebevî metodu uygulayalım. Hem cebimiz rahat etsin, hem de bünyemiz. Gayrimüslim doktor, sahabenin tedâvi için neden gelmediğini sorar. Ashâb-ı güzin, “bizim Peygamberimiz (sav) acıkmadan yemememizi, taâma arzulu iken de kalkmamızı öğütler” der. “İnsanoğlu midesinden daha zararlı bir kap doldurmamıştır. İnsanoğluna belini doğrultacak birkaç lokma kâfîdir. Mutlaka yemesi gerekirse midesinin üçte birini yemeye, üçte birini içmeye, üçte birini de nefes alıp vermeye (havaya) bırakmalıdır.” Kitâb-ı Kerîm’imiz, “yeyiniz içiniz, ama isrâf etmeyiniz” buyurarak gerçek sıhhati haber verir. “Biz Kur’ân’ı müminlere şifâ ve rahmet olarak indiririz…” (İsrâ, 82.) Tedâvi yollarını Efendimiz (sav) gösterdiler. Gözü ağrıyan birisine Hz. Peygamber Efendimiz (sav) “Sabur ile tedâvi et” buyurdu. Peygamber Efendimiz (sav) baş ağrısından şikâyet eden bir kimseye kan aldırmasını tavsiye buyurdu.

Buhârî “Kitâbu’t-tıb” ve “Kitâbu’l-merda” başlığı altında iki bölüm, Ebu Dâvud “Kitâbu’t-tıb” diye bir bölüm ayırmış, aynı şekilde Tirmizî, İbni Mâce, Müslim, Neseî, Ahmet bin Hanbel ve İmam Mâlik de eserlerinde tıpla ilgili hadislere yer vermiştir. İbni Sînâ’nın Kânun fi’t-Tıp adlı eseri binlerce yıl Avrupa’daki tıp okullarında okutuldu.

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri Marifetname ismindeki eserinde, sıhhatle alâkalı konuları şu şekilde belirler: Uykuda terleme sebebi çok yemedir. Uykunun hafifliği kuru gıdâlarladır. Uykusuzluğu süt ve arpa suyu gibi yiyeceklerle giderir. Bedenin oluşum bekasının birinci sebebi havadır. Teneffüsle akciğer içinde rûhun dumansı olan fazlalıklarını nefesin itilmesiyle çıkarıp, rûha itidâl vermek için zorunludur.

Kokuların ruh üzerindeki etkisi bile önemlidir. Deterjan, sentetik parfümler rûhumuzu öldürüyor. Kokuyla zihin kontrolü bilinen bir gerçektir. Gündüz bir kere gıdâlanmak, bir kere gecede yemek, vücuda sıhhat ve ruha hafifliktir.

Hayvansal yağ ve nebâtâttan, bitkilerden elde edilen ilaçlarla tedâvi gerçekleştirildiği gibi, Kur’ân-ı Azîmüşşân ve Ehâdîs-i Muhammediyye’den çıkarılan esaslardan ilaçlar sunulur. İlaçların kullanım kılavuzu olduğu gibi, mânevî ilaçların da dozajı ve vakti vardır.

Hastalıkların sebebi gıdâlardır. Tokluktan korunan kimsenin hayâtı âfiyette olur. Obezler yemeği azaltıp, hamamı çoğaltsın. Hareket edip, sert yerde yatsın. Mercimek, arpa ve eski peynir yesin. Rezene gözü kuvvetlendirir. Karaciğer tıkanıklığını açar, idrarı düzeltir. Soğuk su mide iltihâbını giderir. Sarımsak müzmin öksürük ve göğüs ağrıları için gâyet faydalıdır. Asalak ve kurtları döker, bitleri öldürür. Sirke kanı inceltir, safrayı söker. Hazma yardımcı olur ve uyuzu önler, yanıklara iyidir. Gülyağı baş ağrısını geçirir, gargara yapılırsa diş ağrısını keser. Sumak şişleri ve urları giderir, diş ağrılarını keser, susuzluğu teskîn eder, mideyi düzeltir ve iştah açar, saçı siyahlaştırır. Üzerlik balgamı söker, mafsal ağrılarını dindirir. Zeytinyağı sürünmek, saçları kuvvetlendirir ve beyazları düşürür.

İlk insan ve ilk peygamber olan Hazret-i Âdem’e, Allâhü Teâlâ tarafından gönderilen sahifeler içinde tıp hakkında mâlûmat vardır. Dâvûd aleyhisselâm zamânında yaşayan Lokman Hekim tabiplerin pîridir. Peygamberimiz (sav) tıp bilgisini çeşitli şekillerde izah buyurdu. Peygamberimiz, hastaların karantinaya alınmaları, perhiz yapmaları ve temizlenmeleri gibi birçok tedâvi yolları göstermiştir.

Tıp ilmini öğrenmek ve tedâvi yapmak farz-ı kifâyedir. Yâni bir toplumda mutlakâ hekim olması gerekmektedir. Müslümanların yetiştirdiği ilk meşhur hekim Ebû Bekr Muhammed Râzî’dir. İlk olarak, o zamâna kadar aynı hastalık sanılan kızıl, kızamık ve çiçeğin ayrı ayrı hastalıklar olduğunu keşfetmiştir. Göz ameliyatını ilk yapan hekimdi.

İbn-i Sînâ, asırlarca dünyâ tıbbını etkileyen hekimdi. Hayâtı boyunca çok sayıda hekim yetiştirmiştir. Kânun ve Şifâ isimli eserlerinde havanın ve mevsimlerin tesirleri, meskenler, rutûbetli ve kuru havalar, gıdâ maddelerinin özellikleri, içme suları, vücut temizliği, giyim eşyâları hakkında çok değerli bilgiler vermiştir. Hastalıkların mikroplardan geldiğine ilk işâret edendir. İbn-i Sînâ ile aynı asırda yaşayan büyük âlim El-Bîrûnî’nin tıp ve eczâcılığa dâir 1050 senesinde (80 yaşındayken) tamamladığı Kitâb-üs-Saydalâ adlı eseri Avrupa dillerine çevrilmiş ve batının tıp okullarında kaynak kitap olmuştur.

Ez-Zehrâvî Ebü’l-Kâsım Halaf ibni Abbas, cerrâhînin babasıdır. Tıbbın bütün dallarını ihtivâ eden otuz ciltlik bir tıp ansiklopedisi yazmıştır.

Ali bin Ebilhazm akciğerlerdeki kan deverânını, küçük kan dolaşımını târif etti. Batılılar İslâm üniversitelerine tahsil etmeye gelirlerdi.

Her hususta olduğu gibi, bizim tıb alanında da muhtaç olduğumuz kimse yoktur. Dînimiz İslâm her konuda bize bilgi vermiştir. Kaynak Kur’ân-ı Azîmüşşân ve Sünnet-i Seniyye’dir.

Alemdar – Ali Ramazan Dinç Efendi (Yenidünya Dergisi Mart 2017)

 

Ayrıca kontrol et

İrfânî Gelenekte Sevenin Sevdiğiyle Hemhâl Olma Gayreti: Uygulanışı, Dînî ve İnsânî/Vicdânî Dayanakları İle Râbıta

Çoğulu ‘revâbıt’ olan râbıta kelimesi sözlükte ‘iki şeyi birbirine bağlayan ip, alâka, bağ, vuslat, ilgi …