Tefsirlerde Yaşanmış Hikâyelerle Verilen Mesajlar / Prof. Dr. Ali Akpınar

Kur’ân’ın Kıssa Anlatım Metodu

Kıssa kelimesi bir kimsenin izini sürüp ardınca tâkip edip gitmek, bir kimseye bir haber veya sözü beyân edip bildirmek anlamlarına gelir.1 Kur’ân, gerçek hayatta yaşanmış kıssaları kendine has özgün üslûbuyla sunarak geçmişi hatırlatmakta, iyilerin kıssalarıyla insanları onlar gibi olmaya özendirmekte, kötülerin kıssalarıyla da benzer yanlışlara düşmemelerini sağlamayı hedeflemektedir. Kur’ân’ın kıssaları ibret nazarıyla derin düşünce ile okunmalıdır. Zîrâ anlatılanlar, bilgilenmekten ziyâde ders almaya yöneliktir.

Kur’ân’ın kıssa anlatım metodunda şu özellikler öne çıkar: Kıssa genellikle baştan sona anlatılmaz. Asıl amaç târihî bilgi vermek değil, mesajın canlı bir şekilde anlaşılmasını sağlamaktır. Bu yüzden kıssalar müstakil olarak değil, îtikad, ahlâk, ibâdet ve muâmelat konuları içerisinde anlatılır. Kıssalar kronolojik bir sıraya göre değil, mesaj verecek kesitleriyle sunulur. Bunun için de bir kıssa birden fazla yerde tekrarlanır. Ancak dikkatli incelendiğinde her tekrarda bazı nüanslar görülür. Bu şekliyle kıssalar birbirini açıklar ve tamamlar. Kıssalarda çok fazla mekân ve şahıs isimlerine yer verilmez. Zaman zaman da anlatılanların gerçek hayatta yaşandığına dikkat çekmek ve zihinlerde canlanmasını sağlamak için isimlerin zikredildiği olur. Bu şekilde mesajın o yer ve şahıslarda kalmadan evrensel hâle gelmesi hedeflenir. Anlatımda insanın duygularına, aklına ve gönlüne hitâb eden bir üslûp kullanılır. Bunun için canlı bir anlatımla sunulur. Kıssayı okuyan kimse kıssanın yaşandığı dönemde kendini bulur. Bu şekilde insan hem duygulanır hem düşünür hem de kıssadan alacağı dersi alır ve yapılması gerekeni yapmaya yönelir. Yine kıssalar dâvet yolunda yâhut İslâm’ı yaşarken sıkıntılar çeken mü’minleri tesellî edip hayâta motive etmek; dâveti engellemek isteyen ve İslâm’a savaş açan çevreleri tehdît ederek onlara meydan okumak için anlatılır. Sözgelimi Hz. Mûsâ’nın berâberindekilerle birlikte Firavun’un zulmünden kurtuluşu ve Firavun ve avanesinin acıklı sonu bunun için anlatılır. Kıssaların en güzeli olarak nitelenen Yûsuf kıssası ile, çilelere sabırla göğüs geren güzel insanların dünyâ ve âhirette bahtiyâr olacağı mesajı verilir.

Kur’ân, zikrettiği kıssaların anlatım amacını şöyle açıklar:

Biz bu Kur’ân’ı vahyederek, sana en güzel kıssaları anlatıyoruz. Oysa daha önce sen bunlardan habersizdin.2Andolsun ki, Yûsuf ve kardeşlerinin olayında, soranlara nice ibretler vardır.3 Andolsun ki peygamberlerin kıssalarında aklı olanlar için ibretler vardır.4 Peygamberlerin başlarından geçenlerden, sana anlattığımız herşey, senin gönlünü pekiştirmemizi sağlar; sana bu belgelerle gerçek, inananlara da öğüt ve hatırlatma gelmiştir.5 Sen onlara bu kıssayı anlat, belki üzerinde derinlemesine düşünürler.6

Tefsîrlerde Kıssa Anlatımı

Hayat Kitâbımız Kur’ân pek çok kıssaya yer verdiği gibi âyetlerin içerisinde anlatılan konuların daha iyi anlaşılması ve gönüllerde yer etmesi için yaşanmış olayları hikâye eder. Birkaç örnek verecek olursak:

  1. Îsar Rûhu: Îsâr bir Kur’ân kavramıdır. Îsâr, kardeşini kendi nefsine tercîh etme, öne geçirme anlamındadır, diğerkâmlık demektir. Îsâr kavramına temel teşkîl eden âyetin meâli ise şöyledir: 

Bunlardan önce Medîne’yi yurt edinip îmâna sarılanlar ise, kendi beldelerine hicret edenlere sevgi besler, onlara verilen ganîmetlerden ötürü içlerinde bir kıskanma veya istek duymazlar. Hattâ kendileri ihtiyaç duysalar bile o kardeşlerine öncelik verir, onlara verilmesini tercîh ederler. Her kim nefsinin hırsından ve mala düşkünlüğünden kendini kurtarırsa, işte felâh ve mutluluğa erenler onlar olacaklardır.7 Âyetin iniş sebebiyle ilgili kaynaklarda farklı örnekler yer almakta olup bunlardan birkaçı şöyledir:

İbn Ömer anlatır: Peygamberimizin ashâbından birine bir koyun başı hediye gelir. Adam, falan kardeşim benden daha fazla ihtiyaç sâhibidir, diyerek kelleyi ona gönderir. Gönderdiği adam da aynı düşünceyle bir başka kardeşine gönderir. Böylece kelle, tam yedi ev dolaşır ve ilk eve geri gelir. Bunun üzerine bu âyet iner.8

Nadiroğullarından elde edilen ganîmeti Peygamberimiz, muhacirler arasında paylaştırmak istediğini Ensâr’a danışır. Onlar, hay hay, başımız üstüne ey Allâh’ın Rasûlü, diyerek râzı ve hoşnûd olurlar. Peygamberimiz de (sav), Allâh’ım, Ensar ve Ensar çocuklarına merhamet et! diye duâ eder. Onlar hakkında bu âyet iner.9

İslâm Târihi, bolluk ve bereket günlerinde olduğu gibi pek çok savaşta, kıtlık ve dar zamanlarda da yapılan pek çok îsâr örneği ile doludur. Onlardan biri de Yermuk savaşındaki şu tablodur: Huzeyfetü’l-Adevî anlatır: Yermûk savaşının yaman kızıştığı bir gündü. Savaşa ara verildiği bir sırada elimdeki su kırbasıyla yaralıların arasında dolaşmaya başladım. Amca oğlumu inlerken gördüm. Hemen yanına vardım, su ister misin, dedim. Evet diye başını salladı. Tam içirecekken, yakınında bir yaralının ‘su’ diye inlediğini duydu, ‘ona götür’ diye işâret etti. Hemen ona vardım. Kanlar içerisinde inleyen Hişam b. el-As’dı. Suyu ağzına vereceğim bir sırada, bir ‘âh, âh’ sesi duyuldu. Hişam, suyu içmedi ve ona götürmemi işâret etti. O şahsın yanına vardığımda, ölüm ona benden önce gelmişti. Bâri suyu Hişam’a götüreyim dedim. Yanına geldiğimde o da rûhunu teslîm etmişti. Amca oğluma yetiştireyim diyerek, ona yöneldim. Ne hazin ki o da şehîd düşmüştü. Elimde su, kalakalmıştım.10

Ebu’l-Hasen Antakî anlatır: Otuz kadar kişiyle Rey kasabalarından birinde bir adama misâfir olduk. Yanımızda hepimizi doyurmayacak kadar az birkaç ekmek vardı. Akşam ekmekleri parçalara ayırıp sofraya koyduk. Karanlık çökmüştü. Sofra kaldırıldığında ekmeklerin hiç eksilmediği görüldü. Çünkü herkes, hepimize yetmeyecek, hiç olmazsa arkadaşım yesin diye ona hiç el uzatmamıştı.11

Bu ve benzeri pek çok olay, âyetlerin İslâm toplumunu nasıl inşâ ettiğini ve nasıl fazîlet toplumu hâline getirdiğini ortaya koymaktadır. Bugün de Müslümanların, âyetleri bu ruhla okuyup amel etmeleri gerekmektedir.

  • Mü’min Kardeşliği, Dîni Yaşamada Yardımcı Olmayı Gerektirir:

Hz. Ömer, Şam’da yaşayan bir dostunun içki müptelâsı olduğunu öğrenir ve ona şöyle bir mektup yazar:

Ömer’den dostuna. Sana selâm olsun Yüce Allâh’a hamd olsun. Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın adıyla. Hâ, Mîm. Kitâb’ın indirilmesi, güçlü ve âlim olan Allah katındandır. O, günâhı bağışlayan, tevbeyi kabûl eden, cezâsı şiddetli, lütfu bol olandır. O’ndan başka tanrı yoktur, dönüş O’nadır.12 Elçisine de bu mektubu ona ayıkken ver diye tembîh eder ve yanında bulunanlara, arkadaşının ıslâhı için gıyâbında duâ etmelerini söyler. Adam mektûbu alır ve Demek Yüce Allah bana tevbeleri kabûl edeceğini vâdediyor, beni şiddetli azâbıyla uyarıyor diyerek mektubu tekrar tekrar okur, ağlayarak tevbe eder ve hâlini düzeltir. Bu güzel haberi alan Ömer şöyle der: Siz de ayağı kayan arkadaşlarınız için böyle yapın, onları uyarın ve gıyâbında onlara duâ edin. Onlara ilgisiz kalarak şeytanlara yardımcı olmayın!13 Halîfe Ömer’in bu güzel uygulamasında onun dostlarıyla irtibâtını kesmediğini, uzaklarda da olsalar özellikle ayağı kayan dostlarına özel ilgi duyduğunu, onlara Allâh’ın âyetlerini hatırlatarak mektup yazdığını, Ömer’in mektubunu okuyan adamın da âyetler karşısında mü’mince tavır takınıp Tevbe ettiğini görmekteyiz.

  • Müttakîler bollukta ve darlıkta sarf ederler, öfkelerini yenerler, insanların kusurlarını affederler. Allah iyilik yapanları sever.14 âyetinin tefsîrinde şöyle bir olay anlatılır:

Ömer b. Abdülazîz’in Rakka vâlisi Meymûn b. Mihrân anlatır: Bir gün vâli misâfirlerine ziyâfet vermektedir. Bir hizmetçi kız da servis yapmaktadır. Kızcağız çorba servisi yaparken ayağı tökezler ve çorbayı vâlinin üzerine döker. Vâli kızar ve onu cezâlandırmak ister. Hizmetli kız ona şöyle der: Efendim, size bir âyeti hatırlatırım ve onunla amel etmenizi isterim: Müttakîler, öfkelerini yenerler. Vâli, tamam öfkemi yuttum, der. Hizmetli, ama efendim âyetin devâmı var, Yüce Allah buyuruyor: Onlar insanların kusurlarını affederler. Vâli, tamam seni affettim, der. İyi ama efendim âyetin devâmı da var: Allah iyilik yapanları sever. Bunun üzerine vâli, tamam seni Allah için âzâd ediyorum, der.15 Bu örnek olayda hizmetçi bir kızın Kur’ân bilgisini, vâli karşısındaki medenî cesâretini; vâlinin ise huzûrunda yaptığı hatâya rağmen ona söz söyleme imkânı veren hoşgörüsünü ve Yüce Allâh’ın âyetleri karşısındaki mü’mince duruşunu net bir şekilde görmekteyiz. 

Kıssa Eğitiminde Dikkat Edilmesi Gerekenler

Derste, vaazda, sohbette kıssa anlatımından faydalanmak anlatılanların zihinlerde kalıcı olmasını sağlar. Sürükleyici bir anlatımla dinleyicilerin daha dikkatli, daha ilgili olmasına katkıda bulunur. Dinleyicileri iyiye güzele motive eder, kötü ve çirkin olandan sakınmaya teşvîk eder. İmtihan gereği karşılaşılan zorluklara sabırla katlanma azmi kazandırır. Çekilemez gibi gözüken hayat, anlatılanlarla çekilebilir hâle gelir. Zîrâ târihte nice insan vâriyet-yokluk, sağlık-hastalık, barış-savaş gibi zorlu sınavlarla sınanmış ve sabır-kanâat-temkin ve tedbirli olmakla bunların üstesinden gelmesini bilmiştir.

Kıssa anlatımında dikkat edilmesi gerekenleri şu şekilde özetleyebiliriz:

Herşeyden önce yaşanmış ve yaşanılabilir kıssalar anlatılmalıdır. İslâm Târihi, bu özellik ve güzellikteki sayısız hikâyelerle dopdoludur. Bunları görmezden gelip uçuk, ütopik, yaşanılamaz, uydurma hikâyelerden uzak durulmalıdır. İslâm’a bid’at, hurâfe ve İsrâilî rivâyetlerin girme yollarının başında kıssacıların anlattığı uydurma söz, abartılı hikâyeler gelmektedir.

Anlatılanlar İslâm’ın rûhuna ve selîm akla uygun olmalıdır. Akıl üstü anlatımlar, dinleyicilerde ulaşılamaz bir sonuç ortaya koyacak, biz böyle olamayız, bizim onlara ulaşmamız mümkün değildir düşüncesiyle anlatılanların dinleyiciye bir faydası olmayacaktır. Onun için anlatılanların muhatapların hayâtında bir karşılığı olmalıdır. Anlatılanlar, dün yaşandığı gibi, bugün de yaşanılabilir şeyler olmalıdır.

Olağanüstü olarak Peygamberlerin elinde gerçekleşmiş olaylara mu’cize, Allah dostlarının elinde gerçekleşmiş olanlara ise kerâmet denir. Peygamberimizin hayâtında bunlar sayılı şeylerdir. Onun en büyük mu’cizesi Kur’ân-ı Kerîm’dir. Peygamberlerin elinde mu’cizenin gerçekleşmesi, inanmayanlara Peygamberin peygamberliğini isbât etmek içindir. Mu’cizelerin evrensel mesajı Yüce Allâh’ın erişilmez kudretine dikkat çekmektir. 

Allah dostları, Yüce Allâh’ın kendilerine sunduğu kerâmetlerinin izhâr edilmesini pek istemezler. Sehl et-Tüsterî, kerâmeti ağlayan çocukları susturmak için verilen afyona benzetmiş, Cüneyd-i Bağdâdî kerâmetin gönül ehli için bir perde olduğunu söylemiştir. Bir gecede maşrıktan mağribe giden, su üzerinde yürüyen, havada uçan bir zâttan bahsedenlere Bâyezîd-i Bistâmî, “Lânetli şeytan da bir gecede maşrıktan mağribe gider, balık da suda yüzer, leş yiyen kargalar da havada uçar” diyerek kerâmetlerin abartılmamasını istemiş, asıl kerâmetin mü’minin Allâh’ın emir ve yasakları karşısındaki itâat hâli olduğunu söylemiştir. Ebû Ali el-Cûzcânî, sûfîlere kerâmet sâhibi değil istikāmet sâhibi olmalarını tavsiye etmiş, istikāmetin kerâmetten daha üstün olduğunu belirtmiştir. Yahya b. Muaz er-Razi de abdalın kerâmetten, âşıkların muhabbetten, âriflerin zikirden bahsettiklerini söyler, en aşağı hâlin kerâmet, en yüksek hâlin ise zikir olduğunu ifâde ederdi. Mu’cize gibi kerâmet de hârikulâde halleri ifâde eden bir terim olarak Kur’ân’da ve hadislerde geçmez. Bu kelimeler Hicrî II. yüzyıldan îtibâren kullanılmaya başlanmıştır. Peygamberlerin mu’cizeleri için Kur’ân’da âyet kelimesi kullanılır ki âyet, Kur’ân cümlelerinin de adıdır. Kur’ân’da Hz. Mûsâ’nın annesine bebeğinin geri verilmesi, Hz. Meryem’e olağanüstü yiyeceklerin gelmesi gibi sâlihlerin hayâtında yaşanmış olağanüstü bâzı olaylar anlatılır.16

Kıssa-menkıbe anlatımı önemli bir eğitim metodudur. Ancak bu metodun faydalı olması için dikkatli olmak ve gerekeni gerektiği gibi anlatmak son derece önemlidir.

Dipnotlar:

1 İdris Şengül,Kıssa,DİA,XXV,488.

2 Yûsuf,12/3.

3 Yûsuf,12/7.

4 Yûsuf,12/111.

5 Hûd,11/120.

6 A’râf,7/176.

7 Haşr(59),9.

8 Kurtubî,el-Câmi’,XVIII,24-25;Elmalılı,Hak Dîni Kur’ân Dili,VII,4843-44.

9 Kurtubî,el-Câmi’,XVIII,23-24

10 Kurtubî,el-Câmi’,XVIII,28;Elmalılı,age,VII,4844.

11 Kurtubî,el-Câmi’,XVIII,29.

12 Ğâfir(40),1-3.

13 Kurtubî,el-Câmi’,IV,207.

14 Âl-i Imrân(3),134.

15 Kurtubî,el-Câmi’,XV,291.

16 Süleyman Uludağ,Kerâmet,DİA,XXV,265-267.

Nisan 2021, sayfa no: 22-23-24-25-26

Ayrıca kontrol et

Eğitimde Menkıbe / Alemdar

Eğitimini Rabbimizden alan Cenâb-ı Kibriyâ (sav) “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel kıldı”1 buyurur.Vahyin bitimiyle, Rabbânî …