Anasayfa / Etiket arşivleri Abdullah Sivaslı

Etiket arşivleri Abdullah Sivaslı

Bireyin/Sâlikin Dil, Gönül/Kalp ve Bütün Varlığıyla Hakk’ı Anması: Tasavvufî Düşüncede Zikir

‘Ezkâr-ı Hüdâyı bî-bahâne, Zikreyle ki zikre yoktu gâye, Ezkâra giriş bi-gayr-i gâyet, Zikreyle Hüdâyı bî-nihâyet’ 1 Kur’ân-ı Kerîm’de değişik varyant ve anlam türevleriyle iki yüz doksan bir yerde geçen2 zikir kavramının sûfî düşüncede üzerinde önemle durulan konuların başında geldiğini ifâde edebiliriz. Sûfîler, Allah Teâlâ’yı anmaktan bir an olsun gâfil olmamak ve bu yönüyle kulluk sırrına erebilmek düşüncesiyle sistemlerini/tasavvufu dizayn etmişlerdir. …

Daha fazlası »

Allah Teâlâ’nın Sâliki Aşkıyla Kendisine Çekmesi ve Sâlikin Yüce Makâmın Tesir Alanına Girmesi: Sûfîlerin Cezbe ve Meczûba Dâir Tespitleri

‘Cezbe-i hüsn-i mahabbetdür kim eyler muttasıl Dost cüst ü cûy-ı aşk u aşk cüst ü cûy-ı dost’1 Halk arasında yaygın olarak ‘kişinin aklının başından gitmesi’ şeklinde anlaşılan cezbe, sözlükte; ‘çekme, celbetme ve çekiş’2 anlamlarına gelen bir kavramdır. Terim olarak ‘ilâhî inâyetin gereği olarak Cenâb-ı Hakk’ın kendisine giden yolda ihtiyaç duyulan her şeyi kuluna bahşedip çabası ve çalışması olmaksızın onu kendisine …

Daha fazlası »

Sâlikin Mâşûkuna Kavuşamaması ve Kavuştuğu Andaki Sürûru: Firkat Odu Vuslat Şerbeti

‘Vaslın bana hayat verir firkatin memât Subhâne hâliki halaka’l-mevti ve’l-hayât’1 Kelime anlamı itibâriyle; ‘ayrılık, hicran ve sıla hasreti’2 gibi anlamlara gelen firkat, tasavvuf terminolojisinde vuslat kavramının zıddı olarak kullanılmıştır. Firkat; ‘zâhiren veya bâtınen Hakk’tan başkasına iltifât etme’ mânâsında âşığın/sâlikin sevgilisinden ayrı ve uzak düşmesini ifâde eden ‘hicran’ ile eş anlamlı kullanılan bir kavramdır.3 Tasavvufta ideal/nihâî hedef sevgiliye kavuşma hâlini ifâde, …

Daha fazlası »

Tecrîd ve Tefrîd

Sözlükte ‘soymak, soyutlamak, ayırt etmek ve temizlemek’2 gibi anlamlara gelen tecrîd kelimesi tasavvufî düşüncede ‘kalbin veya Hakk’ın mâsivâdan soyutlanması’3 şeklinde anlaşılmıştır. Buna göre, ‘sâlikin zâhirini mal ve mülkten, bâtınını karşılık bekleme anlayışından arındırması, yaptığı her şeyi sırf Allah rızâsı için yapması, makam ve hal sâhibi olma düşüncesini hatır ve hayâlinden geçirmemesi’ tecrîd olarak târif edilmiştir.4 Tecrîd kavramı Kur’ân-ı Kerîm’de geçmemektedir …

Daha fazlası »

Sâlikin Mânen Hakk’ın Huzûrunda Mahv Olması ve Sâlikin Allah Teâlâ’nın Standartlarıyla/Rızâsıyla Birlikte Olması: ‘Fenâ’ ve ‘Beka’

‘Mest oluben ‘aşķ-ı Haķ’dan varını yaġmaya vir, Gel beķā bul-ġıl fenāda yokluk içre varı gör.’1 Tasavvuf; bireyi/sâliki seyr ü sülûk aşamalarından geçirerek, Allah Teâlâ’dan başka herşeyden yüz çevirmesini sağlayıp sâdece O’na yönelmesini temin etmeyi amaçlayan bir sistemdir.2 Başka bir ifâdeyle ‘fenâ’, kişinin varlığının şartlarının ölümlü varlık tarafından tam anlamıyla ortadan kaldırması, ‘bekaa’ anlamında varlığının Hakk’ı temâşâsı sırasında ortadan kalkması şeklinde …

Daha fazlası »

Sâlikin Tecellîlerle Mânevî Sarhoşluğa Gark Olması ve Sarhoşluktan/Elemden Zevk Duyması: ‘Sekr’ ve ‘Sahv’

‘Şarâb-ı ‘ışkı gel nûş eyle sûfî, Anı içmeyicek sekrân olunmaz.’1  Sözlükte ‘kabı doldurmak, set çekmek, kapıyı kapatmak, sâkinleşmek, dinmek, harâret yatışmak, sarhoş olmak, öfkelenmek, mest olmak, temyiz kâbiliyetini kaybetmek, eşyâ arasındaki farkları görememek, iyiyi kötüden, hayrı şerden, sevap olanı günah olandan, doğruyu yanlıştan fark ve temyiz edememek, sarhoşluk hâlinde hezeyan ve saçma şeyler söylemek, kendini kaybetmek’2 anlamlarına gelen sekr; ‘dînî his ve heyecanların, aşk, şevk, cezbe …

Daha fazlası »

Sâlikin Gönlünü Aşkın Çöl Karanlığında Bulması ve Gönlün Sonsuz Sâhilin Aydınlığına Kavuşması: KABZ VE BAST

‘Bir dem cehâletde kalır hîç nesneyi bilmez olur, Bir dem dalar hikmetlere Câlinûs u Lokmân olur.’1 ‘Tutukluk, darlık, sıkıntı, rûhun üzüntülü, dertli, elemli, endîşeli olma’ anlamına gelen kabz, tasavvuf literatüründe ‘celâlî tecellîleri müşâhede hâli, aklın ve kalbin bu esnâdaki verimsiz ve kısır hâli’ni ifâde eden bir kavram olarak kullanılmıştır. ‘Kabûl, genişlik, neşe, sevinç, rahat ve huzur hâli’ gibi anlamlara gelen …

Daha fazlası »

Bireyin/Sâlikin İlâhî Nazarlara Muhatap Olması: Tecellî

‘Eylese bir kez tecellî şübhesiz Raksa gelür Tûr-ı ten devrân ider’1 Sûfî düşüncede, Rabbânî nurları yansıtmaya hazır bir ayna hâline gelen kalbe Allah Teâlâ’nın sağlam ve tereddütleri bertarâf eden ikramları/tecellîleri, ma’rifete yâni hakîkat bilgisine ulaşmanın en sağlam yolu olarak kabûl edilmiştir.2 Sözlük anlamı ‘âşikâr olmak, açığa çıkmak ve görünmek’ olan tecellî; ‘görünmeyenin kalplerde görünür hâle gelmesi’3 şeklinde tanımlanmıştır. Tasavvufta tecellî; …

Daha fazlası »

Bireyin/Sâlikin Yaratıcının Tecellîlerini Temaşa Eylemesi: Müşâhede ve Mükâşefe/Keşf

‘Her şeyde O’na bir işâret vardır, Bunlar O’nun vahdâniyetine delâlet eder.’1 ‘Seyr u sülûk’ adı verilen mânevî yolculuğunu gerçekleştiren bireyin/sâlikin fizik ötesi/metafizik âlemle irtibâtını ifâde eden iki önemli kavram söz konusudur: ‘Mükâşefe ve müşâhede.’ Sâlikin çeşitli tecellîlere mazhar olduğu bu süreç, sâlik açısından bir gözetmen’e/mürşid’e/yol göstericiye şiddetle ihtiyaç duyduğu bir dönemi ifâde etmektedir. Çünkü bu süreci tecrübe eden sâlik, daha …

Daha fazlası »

Sûfî Düşüncede Velî ve Velâyet

‘Bilesiniz ki Allâh’ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de.’1 Kur’ân-ı Kerîm’de geniş bir anlam yelpazesine sâhip olan ‘velî’ kavramı,2 ‘yardımcı, dost, seven, arkadaş, efendi ve köle’ gibi anlamlara gelmektedir.3 Terim olarak bu kavram ‘işlerini Allâh’ın üstlendiği kimse’ ve ‘Allâh’a karşı ibâdet ve itâatini tam mânâsıyla yerine getiren kimse’ olarak iki şekilde târif edilmiştir.4 Fıkıh,5 kelâm6 ve tasavvuf7 disiplinlerinin konusu olan …

Daha fazlası »