Şirk Olan Davranışlar ve Şirkin Çeşitleri / Dr. Mehmet Sürmeli

Âyetleri ve hadisleri incelediğimizde görürüz ki müşriklerin şirke düşmelerinin Allah’la, meleklerle, Hz. Peygamber (sav) ve âhiret günü ile ilgili sebepleri vardır. Fakat bütün bu sebepler Allâh’ı bilmemekten kaynaklanmaktadır. Kur’ân-ı Kerîm bu durumu şöyle açıklar: “Onlar, Allâh’ı hakkıyla tanıyıp takdîr edemediler; yüceliğini, kudretini, kadrini bilemediler. Allah güçlü, kudretli, üstün ve hükümrandır.”1 Allah Teâlâ’yı bilmemekten veya yanlış bilmekten kaynaklanan cehâlet bâzı insanların sapıtmasına sebep olmuştur ki şirk de bu sapıklık türlerinden sâdece biridir.

Düşünmemeyi, peşin hükümlülüğü, akletmemeyi, zan ve tahminde bulunmayı, bilgisizliği, şüpheciliği, teşbîh ve tecsîmi, hevâ ve hevesi, zulmü, atalar kültünü dinleştirmeyi, kibiri ve yanlışta direnmeyi karakter hâline getiren müşrikler; geçmişi taklîd, göreneklere körü körüne bağlılık, baskılara boyun eğme, refah seviyelerinin yükselmesi sebebiyle şımarma ve şeytânın da aldatması ile içinde bulundukları yanlışta bocalamış ve birçoğu dün ve bugün uzatılan ilâhî mesaja gereği gibi sarılıp kurtulamamıştır. Aynı hastalığa düşmemek için Kur’ân-ı Kerîm’den çıkarılan şu hususlara dikkat edip şirk konusunda çok duyarlı olmak gerekir:

Kur’ân-ı Kerîm’de Şirk Kabûl Edilen Davranışlar

  1. Allah’tan başkasına ulûhiyet vermek.
  2. Tabiî varlıklara ulûhiyet vererek tapmak.
  3. Rûhânî varlıklara ulûhiyet vererek tapmak.
  4. Sâlih insanlara, peygamberlere ulûhiyet vererek tapmak.
  5. Allah’tan başkasına sığınmak ve yardım dilemek. Allah’tan başkasını mutlak tasarrufa mâlik olan yegâne güç bilmek.
  6. Allah’tan başkasına tevekkül etmek.
  7. Putlardan şefâat beklemek.
  8. Allah’tan başkasını Allâh’ı sever gibi sevmek.
  9. Allâh’ı bırakıp kâfirleri velî edinmek.
  10. Allâh’ın insana veya âleme hulûl ettiğine inanmak.2
  11. Hevâ ve tutkuları ilâhlaştırmak.
  12. Bâtıl gelenek ve inançları dinleştirmek.
  13. Şeytânın vesveselerini dînin önüne geçirip ona itâat etmek.
  14. İnsanları şârî makâmına koymak.3
  15. Allah’tan başkasına secde etmek.
  16. Putlara kurban kesmek.
  17. İhtiyaçları Allah’tan başkasına arz edip onlara duâ etmek.4
  18. Riyâkârlık yapmak; amelleri Allah’tan başkasına arz etmek.

Şirk Türleri

  1. Şirk-i İstiklâl: Allah ile berâber ayrı ayrı ilâhlar edinmek. İlâhların sayısı iki, üç ya da daha fazla olabilir. Dinler târihinde ilâh sayısı, düalizm ve politeizm gibi adlandırmalara sebep olmuştur. Her bir ilâh bağımsız kabûl edildiği için buna şirk-i istiklâl denir. İslâm nazarında bu anlayış mutlak küfürdür. 
  2. Şirk-i Takrîb: Allah ile berâber başka tanrılar da kabûl etmek ama o sahte ilâhların/putların kendilerini Allâh’a yaklaştıracağına inanmak. Allâh’ın varlığını kabûl eden Mekke müşrikleri böyle bir inanca sâhiptiler. Bu çirkin anlayışlarını nasıl temellendirdiklerini Kur’ân şöyle anlatmıştır: “Dikkat edin/hakîkate kulak verin!: Gönülden, tam bir samîmiyetle bağlanılan din; her türlü şirk, nifak ve dünyevî maksaddan uzak îman, ibâdet ve itâat ancak Allâh’a mahsustur. (İnsanlardan olsun, melek veya cinlerden olsun,) O’ndan başka birtakım koruyucular ve işlerin havâle edileceği merciler edinip de, “Biz onlara ancak bizi Allâh’a yaklaştırsınlar diye ibâdet ediyoruz.” diyenlere gelince, Allah, onlarla mü’minler arasında bu şekilde tuttukları farklı yollarla ilgili hükmünü elbette verecektir. Allah, yalancı ve alabildiğine nankör hiç kimseye hidâyet nasîb etmez.”5
  3. Şirk-i Teb’îz: Ulûhiyet alanını parçalamak ve uydurulan her bir tanrı için görev alanı belirlemek. Hristiyanların teslis akîdesi tam bir şirk-i teb’izdir. Hristiyanların ilâh anlayışına göre üç ayrı tanrı vardır. Her birinin ayrı vazîfeleri mevcuttur. Onlar bu anlayışlarını; Baba, Oğul ve Rûh’ul-Kudüs diye ifâde etmişlerdir. Onlara göre Îsâ Peygamber hem tanrı, hem de tanrının oğludur. Kur’ân bu anlayışı şirk kabûl etmiş ve nihâî hükmünü şu âyette belirtmiştir: “Allah, Meryem oğlu Mesih’tir!” diyenler, kesinlikle kâfir olmuşlardır. De ki: “Eğer Allah, Meryem oğlu Mesih’i, annesini ve yeryüzünde bulunan herkesi helâk etmek dilese, O’na karşı kimin elinden bir şey gelebilir; O’nu kim engelleyebilir?” Doğrusu göklerin, yerin ve bu ikisi arasında bulunan herşeyin mutlak mülkiyeti ve hâkimiyeti Allâh’a âittir. O, dilediğini yaratır. Allah, herşeye hakkıyla güç yetirendir.”6
  4. Şirk-i Taklîd: Şirk ehlini, geçmişi körü körüne taklîd etmeye dayanan bir şirk türüdür. Ataları putlaştırmanın ve onların hayat tarzlarını mutlak doğru kabûl etmenin kötü sonucudur. Taassup şirk-i taklîd’in en karakteristik yanıdır. Kur’ân-ı Kerîm, taklîde dayalı şirki şöyle haber vermiştir: “(Hakka tâbî olmayıp bâtılda direnen) kimselere: “Allâh’ın indirdiği (Kur’ân’a) tâbî olun!” dendiği zaman, “Hayır, bilakis biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz (gelenek, âdet, görenek ve inançlarımıza) tâbî oluruz.” derler. Ya ataları, hiçbir şeye aklı ermiyor ve hiçbir şekilde doğru yol üzerinde değilseler de mi?”7
  5. Şirk-i Esbâb: Herşeyin yaratıcısı Allah olmasına rağmen, O’nu devre dışı bırakıp sebepleri ilâhlaştırmak. Böyle bir şirk çeşidinde tabiat olayları yaratıcı yerine konmaktadır. Şirkin bu türü kadîm dönemlerde de olmasına rağmen; ateizmin, deizmin ve özellikle de pozitivizmin gelişmesiyle berâber daha da canlılık kazanmıştır. Modern dönemlerde tanrı tanımaz anlayış etkin hâle geldikçe Müslümanlar dahî bilmeden bu şirk türünden etkilendiler. Sebepler dâhil herşeyi yaratan Yüce Allah’tır. Dolayısıyla sebepleri müsebbib yerine koymak şirktir.

Kur’ân-ı Kerîm’in en büyük müfessiri olan Hz. Peygamber (sav) de şirk konusunda mü’minlerin teyakkuz hâlinde olmalarını istemiş, en ufak bir gafletin bile insanın îmânına halel getireceğini bildiğinden dolayı şu uyarıyı yapmıştır: “Karanlık gecedeki (siyah) taşın üzerindeki (kara) karıncanın kımıldamasından daha gizli hareket eden şirkten sakınınız.”8 Çünkü şirkin her türlüsünden uzak durmak Allah Teâlâ’nın kulları üzerindeki hakkıdır. Hadiste bu durum şöyle vârid olmuştur: “Rasûlullah (sav) Muaz b. Cebel’e (ra): ‘Allâh’ın kulları üzerindeki hakkı nedir?’ buyurdu. Muaz, ‘Allah ve Rasûlü daha iyi bilir.’ dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: ‘Yalnızca ve yalnızca Allâh’a (cc) ibâdet etmek ve ona hiçbir şeyi şirk koşmamaktır.”9

Şirkin en büyük düşmanı olan Allah Rasûlü (sav), Müslümanlarla çeşitli zamanlarda biatlaşmış ve onlardan; “Allâh’a hiçbir şeyi şirk koşmama, hırsızlık yapmama, zinâ etmeme, çocuklarını öldürmeme ve mârufta isyân etmeme”10hususlarında söz almıştır. Şirkin karşıtı olan tevhîdî tavır, müşriklerden uzak durmayı gerektirir. Eğer bir yakınlık ihdâs edilir ve müşriklerle ortak hareket edilirse bu durum îtikâdî bir risktir: “Kişi Müslüman olduktan sonra müşriklerden ayrılıp Müslümanlara iltihâk etmedikçe, Allah (cc) onun amelini kabûl etmez.”11 Ayrıca, müşriklerin siyâsasından ve kâfirlerin tasallutundan ayrılmayı emreden bu rivâyetin bir benzeri şöyledir: “Kim müşriklerle bir arada (gönüllü olarak ve onları velî/otorite edinerek) durur ve onlarla berâber yaşarsa, o da onlar gibidir.”12 Müşriklerle berâber olan bir mü’min, onların düşüncelerinden etkilenmek sûretiyle îmânını tehlikeye atabileceğinden dolayı Rasûlullah (sav), müşriklerden mü’minlerin ayrışmasını istemiştir. Şirke karşı olan bu bilinçli tavrın ölene kadar devâmını arzu eden Hz. Peygamber (sav), bizlere şu müjdeyi vermiştir: “Kim ki Allâh’a hiçbir şeyi şirk koşmadan ölür; namazını dosdoğru kılar, zekâtını verir, Ramazan orucunu tutar ve büyük günahlardan kaçınırsa o cennete girecektir.”13 Aksi bir durumu da yine Rasûlullah (sav) şöyle belirtmiştir: “Kim Allâh’a herhangi bir varlığı denk görerek ölürse mutlakâ cehenneme girecektir.”14 Hz. Muhammed’in (sav) beyânına göre; “insan şirke devâm eder ve bu hâl ile ölürse yapmış olduğu hiçbir iyi amelin faydası kendisine dokunmaz.”15 Müşrik birisinin amelinin uhrevî netîcesi Kur’ân’da şöyle dile getirilmiştir: “Rablerini inkâra şartlanmış olanların/kâfirlerin yapıp ettikleri(iyi ameller), fırtınalı bir günde rüzgarın hışımla saçıp savurduğu küle benzemektedir; böyleleri kazandıkları (iyi) şeylerden (de âhirette) hiçbir yarar sağlayamazlar. Çünkü (Allâh’a karşı sergiledikleri) bu (inkârcı tutum) sapıklıkların en kötüsüdür.”16

Her türlü şirkten uzak bir hayâtı tercîh ederek tevhîdî bir yaşayış tarzını öncelemek ve bu hâli devâm ettirmek elbette ideal olandır. Ayrıca, devâm eden şirkin dışındaki tüm günahlar da tövbe ile affın kapsamına girer.17 Fakat günahlarla şirkin sınırdaş olduğunu iyi kavramak gerekir. Bâzı büyük günahları şirke denk gören Rasûlullah (sav), bu bakışı ile günah-şirk yakınlığına dikkat çekip ümmetini uyarmıştır.18 Bu meyanda Hz. Peygamber (sav), Allah’tan başkasına amelleri arz etme olan gizli şirki19, Allah’tan başkası adına yemîn ederek o varlıkları kutsallaştırmayı20, yaşayan sâlih insanlara ve ölümlerinden sonra mezarlarına veya resimlerine ibâdet etmeyi yasaklamıştır.21 Hz. Muhammed (sav), insanın ölümünden sonra bile, şirk koşmayan kişilerin şehâdetlerinin Allah katında önemli olduğuna şu hadîsi ile dikkat çekmiştir: “Bir Müslüman ölür ve cenâzesinde Allâh’a şirk koşmayan kırk kişi hazır olursa o kimse bunların şâhitliğinden mutlakâ fayda görecektir.”22

Kur’ân ve Sünnet çerçevesinde tahlîl etmeye çalıştığımız şirk, Allah Teâlâ’ya karşı işlenen en büyük suçtur. Bu suç Kur’ân-ı Kerîm’de Yüce Allâh’a yapılan bir iftirâ olarak anlatılmıştır. Bu iftirânın içine düşen tüm Mekke ve Medîne müşrikleri, Yahudiler ve Hristiyanlar ağır ifâdelerle kınanmışlardır. Bu kınama tüm gelecek zamanlar için de geçerlidir. Şirkin klasik ve modern herhangi bir türünü yaşayan, inanan ve propagandasını yapan herkes bu kınamadan nasîbini alır.

Günümüzde şirk, görüntü olarak modern bir form içerisinde kendisini gösterse de varlık sebebi Allah Teâlâ’yı hakkıyla bilememektir. “Allâh’ı hakkıyla öğrenip öğretmeden” bu hastalıktan kurtulmak mümkün değildir. Allah Teâlâ hakkında, cehâletlerinden veya felsefî bakış tarzını vahyin önüne koyduklarından dolayı birçok insan hayâtı parçalamıştır. Allâh’a âit olan alanı tamâmen daraltan bâzan da yok sayan çağdaş anlayış; mutlak dîni, bu dînin sâhibi olan Allâh’ı hayattan kovmuştur. İktisâdî, sosyal, hukûkî, ahlâkî ve siyâsal alanların ve eğitimin kurallarını kendisi koymuş ve dîne hiç de îtibâr etmemiştir. Hattâ bir ihtiyaç olarak gördüğünde dîni de, ritüellerini de yine kendisi belirlemiştir. Bu anlayış dünyâda farklı isimler altında iktidâr olmuştur. Siyâset, bu şirk dîninin iktidârına zemin ve devam hazırladığı oranda meşrûiyet(!) kazanmaktadır. Böyle bir sosyal ve siyâsal düzenin organizatörlüğüne soyunan dünyâ sistemine arka çıkmak en büyük şirktir. Yapılması gereken; tevhîdî dünyâ görüşünü dünyâ sisteminin karşısına koymak sûretiyle insanları şirkin tasallutundan kurtarmaktır. Bu âcil görev yapılmazsa, hayâta hâkim olan şirk düzeni sebebiyle dünyâ Müslümanları, bireysel anlamda ve nesillerinin Müslüman kalabilmesi bağlamında büyük bir tehlike altındadırlar. Bu tehlikeye düşmemek için Rasûlullâh’ın (sav) şu hadîsini hayâtımızda içselleştirmemiz şarttır: “Ateşlerde de yakılsanız, paramparça da edilseniz, yine de Allâh’a hiçbir şeyi şirk koşmayın.”23 Dünyâda ateşe atılmadan şirke arka çıkmak ve siyâsal destek vermek, âhiretteki ateşe gönüllü hazırlanmaktır. Bunun için ‘câhil cesâretli olur’ demişlerdir. 

Dipnotlar:

1 Hac,22/74.

2 Macit,Kur’ân ve Hadîse Göre Şirk ve Müşrik Toplum, s.215-249.

3 Mevdûdî,Tefhimu’l-Kur’ân,II/516.

4 Dehlevi,Hüccetullah el-Baliğa, s.228.

5 Zümer,39/3

6 Maide,5/17

7 Bakara,2/170.

8 Hâkim,Müstedrek,II/30.

9 İbni Hanbel,Müsned,V/230.

10 İbni Hanbel,Müsned,V/313.

11 İbni Mâce,Hudud,2, h.no:2536,II/838.

12 Ebû Dâvûd,9,Cihad,182, h.no:2787,III/228.

13 Tahâvî,Müşkil’ül-Âsâr,I/262.

14 İbni Hanbel,Müsned,I/374.

15 İbni Hanbel,Müsned,(tah:Muhammed Şakir, h.no:6586),X/91.

16 İbrahim,14/18

17 İbni Hanbel,Müsned, V/174.

18 Heysemî,Mecmau’z-Zevâid, V/52,70.

19 İbni Hanbel,Müsned,(tah:Muhammed Şakir, h.no:11252),IV/65.

20 Ebû Dâvûd,Sünen,III/569-70.

21 İbni Hanbel,Müsned, VI/51.

22 Ebû Dâvûd, 15, Cenaiz, 45, h. no: 3170, III/517.

23 Hanbelî, Camiu’l-Ulum ve’l-Hikem, II/374.

Nisan 2021, sayfa no: 9-10-11-12-13

Ayrıca kontrol et

Eğitimde Menkıbe / Alemdar

Eğitimini Rabbimizden alan Cenâb-ı Kibriyâ (sav) “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel kıldı”1 buyurur.Vahyin bitimiyle, Rabbânî …