Anasayfa / Kategoriler / Aile Hayatı / Sıla-i Rahim/Yakınları Ziyâret

Sıla-i Rahim/Yakınları Ziyâret

Son on yıllarda şehirleşme arttı. Büyük kentlerde baş döndürücü bir hızla yaşanır oldu. Geceler gündüzlere karıştı. Bu sür’atli hayat içinde insan gittikçe yalnızlaşıyor. İşten eve, evden işe koşuşturma, kariyerinde yükselme arzusu, iş seyahatleri, iş görüşmeleri derken insanın kendine ayıracak vakti kalmaz oldu. Bu tempoda gidenler zaman fukarâsı oluyorlar. İki-üç günlük bir bayram tâtili oldu mu bunu fırsat bilip başlarını dinlemek için bir tâtil beldesine kendilerini atıyorlar. Orada da yalnızlar. Velhâsıl enerji tükeninceye, pil bitinceye kadar bu koşuşturma devâm ediyor. Sonunda rahat bir huzurevi bulanlar kısmen şanslı sayılır.

Böyle olmamalı değil mi? İşinde ilerleme ve yükselmenin dışında da bir dünyâ var, bunu fark etmeliyiz. Biz tek başına bir ağaç değiliz, bir ormanın içinde yaşıyoruz. Çevremizde hemcinslerimiz olmazsa, onlarla bağlarımızı devâm ettirmezsek yeterli hayat suyu ve mânevî besin bulamayız, köklerimiz kurur.

Dînimizde bu yanlışı düzeltmek için güzel bir kavram var: Sıla-i rahim. Sanırım anlamını bilenlerimiz çok azdır. Sıla-i rahim bir ahlâk terimidir, bir erdemdir. Kısaca, akrabâlık bağlarını yaşatmak, akrabâların birbirini ziyâret etmesi ve iyi ilişkiler kurması anlamına gelir.

İnsanlar toplu halde yaşarlar. Toplumun güçlü olması, bireyler arasındaki bağın kuvvetli olmasıyla gerçekleşir. Bu bağ ve sağlam ilişkiler en yakınlardan başlar. Kardeşler, amca, dayı, teyze, hala, yeğenler, kuzenler, baba dostları derken halka gittikçe büyür. Bunlar birbirini tanımalı, birbirleriyle görüşüp konuşmalı, aralarındaki ilişkileri güçlendirmelidir. İhtiyâcı olanları kollamak, yardımlarımıza onlardan başlamak gerekir.

Aman efendim bâzı akrabâlar bu güzel duyguyu istismâr ediyorlar, beni sömürmek istiyorlar denebilir. Bunlar istisnâdır, kötü örnek, örnek olmamalıdır. O gibi durumlarda elbette daha dikkatli davranılır. Bize düşen, iyi niyetle hareket etmektir. Karşımızdaki iyi niyetimizi hak etmese ve kötüye kullansa da zararı yok kullansın. Biz davranışımızda samîmî isek onun mânevî karşılığını görürüz.

Peygamber Efendimiz’e (sav) birisi geldi, dedi ki: “Benim akrabâlarım var, ziyâret ediyorum, fakat onlar bana gelmezler. Ben iyilikte bulunurum, onlar bana kötülük ederler, ben onlara yumuşak davranırım onlar beni bilmezden gelirler.” Peygamber’imizin cevâbı şöyle: “Eğer durum böyleyse sen onlara vicdan azâbı çektirmiş olursun. Ama sen gene de devâm et, Allâh’ın yardımı seninledir.”1

Yakınları ziyâret

Sıla-i rahim şöyle açıklanmış: Kan bağı ve evlenme yoluyla oluşan akrabâlık bağlarını yaşatma, akrabâlarla ilişkiyi sürdürme, onların haklarını gözetme, onlara ilgi gösterme, iyilik ve yardımda bulunma, onları ziyâret etme.

Dilerseniz sonuncudan başlayalım. Başta çizdiğim tablo sebebiyle akrabâ ziyâretini hayli azalttık. Herkes kendi başının derdine düşmüş gibi. Akrabâyı, eski arkadaşları, baba dostlarını ziyâret etmek, onları arayıp sormak her iki tarafı da mutlu eder.

“Sıla-ı rahim” ifâdesindeki “rahim” kelimesi, ana rahminin sıcaklığını ve koruyuculuğunu dile getirir. Ayrıca Allâh’ın “Rahmân” ismiyle de ilgilidir. Bu ilişki sebebiyle şu sonuç çıkarılır: Sıla-i rahim görevini ihmâl edenler, ilâhî rahmetten yeterince nasiplerini alamazlar. Bu göreve dikkat edenler ise o rahmetten daha çok pay alırlar. Şu anlamda bir hadis vardır:

“Sıla-i rahim, akrabâ ziyâreti Rahmân isminden alınmıştır ve sık ağaçların birbirine sarılmış kökleri gibidir. Allah buyurur ki: Bu görevi yapanlara ben rahmetimi indiririm, yapmayanlarla ilişiği keserim.2

Toplum fertleri arasındaki bağların akrabâlık ilişkileriyle başladığını söyledik. Peygamber Efendimiz bu konu üzerinde çok durmuştur. Şöyle bir hadîs-i şerif var: Sahâbeden birisi gelir der ki: Ya Resûlallah, beni cennete götürecek bir iş söyler misiniz, nasıl davransam cennete girebilirim? Peygamberimiz’in (sav) cevâbı:

Allâh’a kulluk et, ve O’na hiçbir şeyi ortak koşma, namazını kıl, zekâtını ver ve akrabânı gözet.3

İş bu kadar basit. Ama dikkatimizi çeken nedir? Îman ve ibâdetin hemen arkasından ne geliyor? Sıla-i rahim, yâni akrabâ ile iyi ilişki. Bu nasıl oluyordu? İmkân nisbetinde onlara iyilik etmek, muhtaç iseler yardımda bulunmak, onlarla iyi ilişkiler kurmak, onlara iyi davranmak ve ziyâretlerine gitmek.

Yüce Allâh’ın va’di şöyledir: Ana rahmine bağlı akrabâlık düzenini kurduktan sonra, bu bağları yaşatanlara Allâh’ın ilgisi devâm edecektir. Akrabâlık bağlarını koparanları ise O (cc) kendi ilgisinden mahrum bırakacaktır. Peygamber Efendimiz ashâbına bu bilgiyi verir ve sıla-i rahmi terk etmenin kötülüğüne işâret eder; ardından Muhammed Sûresi’nin 22. âyetini4 okumalarını öğütlerdi.

Rızık genişler ömür uzar

Bu meseleye çok önem veren Peygamber Efendimiz’in bir sözü şudur: “Rızkının geniş ve ömrünün uzun olmasını isteyen sıla-i rahimde bulunsun, akrabâ ve dostlarını ziyâret etsin, onlara iyilikte bulunsun.”5

Evet, akrabâ ziyâreti ve onlara iyilik rızık genişliğine vesîle oluyormuş. Tıpkı Sebe’ Sûresi 39. âyette buyrulduğu gibi: “Bilin ki hayırlı işlerde harcadığınız malların yerine Allah yenisini verir. Çünkü O rızık verenlerin en iyisidir.”

Ömrün uzaması, hayâtın bereketli ve mutlu geçmesi demektir. İnsanları sevindirmek, mutluluk sebeplerinin başında gelir. Düşünelim bir kere: Eski veya uzaktan akrabâ birisini, yaşlı bir baba dostunu ziyârete gittik, elimizde bir kutu şeker veya küçük bir hediyeyle kapısını çaldık. Görüştük, hal hatır sorduk, eski güzel hâtıraları yâd ettik. Ve bunu sırf sıla-i rahim görevi bilerek iyi niyetle, bir beklenti olmaksızın yaptık. Ziyâret ettiğimiz kişi ne kadar sevinir, mutlu olur. Onun mutluluğu ve sevinci bize de yansır.

Peygamberimiz’in (as) hadislerinde sıla-i rahim, akrabâ ziyâreti konusunda karşılık beklenmemesi istenir; ilişkiyi kesenlerle de akrabâlık bağlarının sürdürülmesi gerektiği bildirilir. Resûlullah şöyle buyurur:

“Karşılık bekleyerek sıla-i rahim yapan, akrabâyı ziyâret eden bunu lâyıkıyla yapmış sayılmaz. Asıl erdemli kimse, kendisine gelinmese de ziyâret ve ilişkiyi devâm ettirendir.6

Evet, erdemin, fazîletin iyi davranışın bir gereği de neydi? Gelmeyene gitmek, vermeyene vermek, kötülük edene iyilik etmekti.

Prof. Dr. Mehmet Demirci

Dipnotlar

[1] Müslim, birr, 22
2 Buhârî, edeb, 13
3 Müslim, îman, 12, 14
4 “Ey münâfıklar, geri dönerseniz, yeryüzünde bozgunculuk yapmaya ve akrabâlık bağlarını koparmaya dönmüş olmaz mısınız?” Muhammed, 47/22
5 Buhârî, edeb, 12
6 Buhârî, edeb, 15

Ayrıca kontrol et

Mültecî

Mültecî der demez aklıma gelen bir şiirle başlamak istiyorum: Aç gönlünü Mevlâ’ya Yalvar Yüce Allâh’a …