Sen Kimsin

Hayat basamaklardan oluşur, basmasını bilenler için. Aksi takdirde her basamak bir engele dönüşür. Basanlar tırmanırken, basmayı beceremeyenler ise takılır kalırlar bir bir.

Tıpkı okul hayatı gibidir hayat okulu.

Okullar, öğrencileri sınıfta bırakmak için değil, bir üst sınıfa çıkaracak şekilde dizayn edilmiştir her açıdan.

Sorulan her soru, işlenen her konu bir üst sınıfa giden basamaklar hükmündedir. Tırmanmayı bilenler adım adım birinci, ikinci, üçüncü sınıf diye tırmanırken, bilmeyenler yerinde sayar. Yani sınıfta kalırlar. Değil iki günü, iki yılı birbirine eşit olanlardan olurlar. “İki günü eşit olan ziyanda”  ise, iki yılı eşit olanın ziyanını varın siz düşünün.

Eşimizle, anne babamızla veya bir başkası ile yaşadığımız her bir olay, bir basamak olma potansiyeline sahiptir yaşadığımız hayat okulunda.

Bir üst sınıfa geçmek; sene boyunca karşımıza çıkan soruları doğru cevaplamanın bir diğer adıdır. Hiçbir mimar, apartmanlara, insanlar takılsın kalsın diye basamaklardan oluşan merdivenler koymaz. Bir üst kata çıkılsın diye basamaklar, tek tek ve bilinçli olarak konmuştur.

Yukarılara bizi çıkaran basamaklar hep sağlam, kalıptan çıkmış gibi betondan veya mermerden değildir. Bazen sivri uçlu kayalar, bazen yüksek tepeler, aşılmak bilmez mesafeler olur basamaklar. Merdiven ne olursa olsun, çıkabilmektir maharet bir bir basamaklarını. Kalmak hatadır.

Aynen öyle de hayatta başımıza gelen, karşımıza çıkan hiçbir olay, takılıp kaybedelim diye değildir. Ne kayın valide ne eş ne elti ve ne de görümce. Bütün bunları, içimizdeki insanî potansiyeli açığa çıkarmak, insanî kemâlata bizi yükseltmek için, merdivenin basamakları gibi ayağımızın dibine kadar uzatan bir hikmet vardır.

Bu hikmet, birbirinden zor soruları yeri ve zamanı geldikçe, öğrencinin önüne doğru uzatıp, “Çöz ve yukarı çık!..” diyen öğretmendeki hikmetten geri değildir.

Öğretmenin sorusuna itimat edip çözmeye çalışmak, yüce hikmetten gelen hayat sorunları için, “Neden ben?..” deyip itiraz etmek veya soruyu eleştirmek, hikmeti suçlamak değil midir?

Sıradan bir öğrenci, okul hayatından sonra doktor olup ve ilaç dağıtıp şifaya sebep oluyorsa, mühendis olup binâ yapıyorsa, astronot olup uzayı kavrıyorsa ve hakeza daha binlerce uzmanlığa kaynaklık ediyorsa, bunun tek bir izahı vardır: Okul hayatında hikmetle kurulan sisteme uyum sağlamak, soruları doğru cevaplamak, cevaplayamadığı sorulara çalışıp eksiğini gidermektir.

Hayat okulu da sureten ve şeklen insan olan insanı, duygusal, zihinsel ve ruhsal açıdan geliştirip, olgun ve kâmil insan kıvamına ulaştıracak şekilde dizayn edilmiştir.

Karşısına çıkan sorunları doğru cevaplandıranlar, olgun insan olmaya doğru adım adım ilerlerken, diğerleri şekil insanı olmaktan öteye geçemezler; dünyaya gelişleri ile gidişleri arasında pek bir fark olmaz ne acıdır ki…

“İki günü eşit olan ziyanda” ise, bütün ömrü aynı çizgide giden, bir üst kata çıkamayanın durumunu düşünmek bile ürkütücüdür.

Elli altmış yaşına geldikleri hâlde, hâlen sokakta çelik çomak oynayan çocukların yaklaşımı ile tartışan ve kavga edenlerin durumunu başka türlü nasıl izah edebiliriz?!.

“Sen misin bana bunu yapan, görürsün gününü.”, “O bize gelmiyorsa biz ne diye gidelim kardeşim.”, “Onun hakkından ancak ben gelirim. O beni daha tanıyamamış.”, “Adam olsun, biz de adam gibi davranalım…”

Sekiz on yaşındaki çocukların, toy gençlerin kullandığı bu üslup ve yöntem ile sorun çözmeye çalışıyorsak, elli altmış yaşına rağmen, sınıfta kalmışız demektir.

Ders sorularını çözemeyenden doktor veya mühendis, hayatın sorunlarını çözemeyenden ise kâmil ve olgun insan çıkamaz. Öyle ise sorunlardan kaçmak değil, her sorunu bir fırsat kabul edip doğru cevaplandırmak olmalıdır hedefimiz. Zîrâ adam gibi adam olmanın yolu, insanlar ile yaşadığımız sorunları adama yakışır şekilde çözmemize bağlıdır.

Hazreti Ömer’in (ra) şu meşhur tespitini duymuşsunuzdur çoğunuz:

Birisi O’nun yanında bir başka adamdan sitayişle ve övgüyle bahseder. Şu kadar namaz kılar, şöyle oruç tutar, şu adar iyi bir insan ve hakeza,.. diye iltifatlar yağdırır.

Bütün bunları dinleyen Hazreti Ömer sorar övgü ile konuşan adama:

– Sen o adamla yolculuk yaptın mı?

– Hayır, herhangi bir yolculuk yapmadım, der.

– Pekiyi alışveriş yaptınız mı?

– Hayır, alışveriş de yapmadım, diye cevap verir.

Üçüncü olarak ise, onunla “Onunla komşuluk yaptın mı?” bir başka rivayette ise “Aynı ortamda uzun süre kaldınız mı?” diye sorar.

Buna da hayır cevabını alan Hazreti Ömer’in ibretli cümlesi şu olur:

“Allâh’a yemin ederim ki, sen onu tanımıyorsun.”

Pekiyi neden yolculuk, alışveriş, komşuluk veya bir arada kalmak?

Çünkü hem yolculuk hem alışveriş hem komşuluk ve hem de aynı çatı altında kalmak, sorunları beraberinde getirir. Hazreti Ömer’in sorduğu her soru, yoğun ve sık sık sorunların yaşandığı alanlardır.

Peki, sorunun kişiyi tanımakla ne ilgisi vardır?

Bir kişinin matematik başarısını nasıl anlarsınız? Matematikten birkaç soru sorarsınız ve verdiği cevaplardan anlarsınız, ne kadar iyi bir matematikçi olduğunu.

Aynen öyle de bir kişinin ne kadar iyi bir insan olduğunu, kısacası insanlık derecesini anlamak için, birkaç sorunla yüzleştirirsiniz, yaklaşım tarzından, tepkisinden anlarsınız.

İşte aile ortamı ve bu ortamın baş aktörleri olan eşler, hem yolculuk hem alışveriş hem aynı çatı altında sürekli yaşayan iki insandır.

En çok sorun yaşayanlar eşlerdir dolayısı ile.

Kimin ne olduğunu en iyi bilen de onlardır. Zira her gün birbirlerini test eden sorunlarla karşı karşıyalar.

Doğru sorun çözme yöntemleri ile birbirine her geçen gün daha (sağlam) bağlanabilme imkânı veren aynı sorun, yanlış yöntemler yüzünden, birbirinden nefret eder duruma gelebilmektedirler.

Düne kadar hayalinden bir saniye uzak tutamadığı eşinden, evlendikten sonra her geçen gün soğuyor ve kaçmanın yollarını arıyorsa kişi, bunun tek nedeni, sahaya indikten sonra yaşadıkları sorunlara verilen yanlış cevaplardır.

Sorunlara yaklaşım tarzımız, sevgi ve saygıyı ya arttırır veya azaltır. Zîrâ bizim kim olduğumuzu haykırır sorun çözme yöntemimiz.

Hâsılı, bana nasıl sorun çözdüğünü söyle, sana senin kim olduğunu söyleyeyim.

Ferhat ASLAN

Ayrıca kontrol et

Sıla-i Rahim/Yakınları Ziyâret

Son on yıllarda şehirleşme arttı. Büyük kentlerde baş döndürücü bir hızla yaşanır oldu. Geceler gündüzlere …