Sadaka / Kalemdar (ks)

Kıymetli kardeşlerim!

Ahlâk-ı hamîde’nin ilk şartı cömertliktir. Sehâvetsiz insan aslâ sevilmez. Fahr-i Kâinât Efendimiz (sav), ‘Az sadaka birçok belâyı defeder, ömrü uzatır’ (Bkz. Heysemî, Mecmaü’z-Zevâid, c. III, s. 63.) buyurmuştur. Bir misâlle sizlere bunu anlatayım: Peygamberimiz Efendimiz’e (sav) müşrikler çok eziyet ettiler, O’na ve getirdiklerine inanmamakta ısrâr ettiler. Ebu Cehil, Ebu Leheb, Velid, Utbe, Uteybe, Şeybe… Böyle yetmiş tâne koca kâfir -Allah şerlerinden muhâfaza etsin- bir gün gelip Habîbullah (sav)’e şöyle dediler:

‘Yâ Muhammed (sav)! Eğer şu koca kayadan, sarışın, silahlı bir adam çıkarabilirsen ve o adam da senin peygamberliğini tasdîk ederse, biz de o zaman îmân ederiz.’

Îmân etmeyecekleri halde Peygamberimiz’i (sav) birçok zahmetlere koştular.

‘Kıyâmet yaklaştı ve ay ikiye ayrıldı. Hâlbuki (onlar ne zaman) bir mûcize görseler yüz çevirirler ve: ‘(Bu) süregelen bir sihirdir!’ derler’ (Kamer, 54/1-2.) âyet-i kerîmesinde ifâde buyurulduğu gibi müşriklerin îmâna gelmesi için mûcize olarak şakk-ı kamer (ayın ikiye yarılması) hâdisesi gerçekleşmiştir fakat onlar îmân etmemekte yine ısrâr etmişlerdir. Şakk-ı kamer mûcizesinde ayın bölünüp de yeniden birleştiği yeri ehl-i keşif mânen müşâhede ederler.

Evet, Peygamberimiz (sav) müşriklere: ‘Peki, toplanın yarın’ buyurdular. Efendimiz Hazretleri eve dalgın ve düşünceli bir şekilde giderler. Fâtıma annemiz (r.anhâ): ‘Ey Babacığım! Canım kurbân olsun Size, niye böyle mahzunsunuz?

‘Kızım! Müşrikler Benden çok mühim bir mûcize istediler, kayadan insan çıkmasını istiyorlar. İnsan insandan olur, ama bunlar; kayanın içinden, yetişkin, silahlı, sarışın bir insan çıkarmamı istiyorlar. Onun için, Rabbim lütfeder mi acabâ diye düşünüyorum.’

Bu arada Peygamberimiz’in (sav) rengi değişir. Cebrâil (as) gelmiş ve Allâh’ın selâmını getirmiştir. ‘Üzülme yâ Habîbim! O, küçük bir istektir. Biz iki yüz senedir; o askeri, o kayanın içinde muhâfaza ediyoruz. Allah için iki rek’at namaz kıl; asânı oraya vur, taşı yarmak, insanı çıkarmak bize âit.’

Peygamber Efendimiz (sav) şükür secdesine kapandı; sabaha kadar ibâdet etti. Ertesi gün bütün müşrikler toplandılar. Rasûl-i Ekrem Efendimiz (sav) âheste âheste müşriklerin yanına vardı. Hz. Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali (r. anhüm) O’na (sav) refâkat etmekteydiler. Rabbine yanık yüreği ile gözlerinden damla damla yaşlar dökerek geliyordu İnsanlığın Efendisi (sav). Bu tabloyu gören kâfirler, ümitsizliğe düştü de ondan ağlıyor zannettiler.

İki rek’at namaz kıldı, ‘Bismillâhirrahmânirrahîm’ diyerek asâsını kayaya hafifçe dokundurdu. Aynen müşriklerin tavsîf ettikleri gibi bir asker çıktı kayanın içinden ve başladı şehâdet okumaya: ‘Allah’tan başka ilâh yoktur ve Hz. Muhammed (sav) O’nun kulu ve Rasûlü’dür.’ Ebu Cehil, ‘Sihirbazlıkta bu adamdan daha ilerisini görmedim’ dedi çekip gitti. Îman nasîb olmayacaksa, kalp mühürlüyse gözüne dünyâyı göstersen olmuyor, evlâdım. Ancak kalbi mühürlü olmayan, îtidâlli insanlara îman nasîb oluyor.

Peygamberimiz (sav), her biri gökte birer yıldız olan sahabelerine buyurdu ki: ‘Bu taştan çıkan yavrunun üç gün ömrü var. Birinci gün nişanlayın, ikinci gün düğün yapın, üçüncü gün gerdeğe girsin, belki bir çocuğu olur da amel defteri kapanmaz.’

Sahabeler, Peygamberimiz’in emrini yerine getirdiler. Gerdek gecesi bütün mahalle uyumuş. Sâdece onların ışığı yanıyor. O çevreye gelen, açlıktan bîtap düşmüş üç fakir bu evin ışığını görüyorlar. İçlerinden biri gidiyor, kapıyı çalıp: ‘Açız, Allah rızâsı için biraz ekmek verin’ diyor. Üç ekmekleri varmış. Birini veriyorlar. Sonra ikincisi, daha sonra da üçüncüsü giderek birer ekmek alıyorlar. Dâmatla gelin: ‘Allah bize başka rızık verir’ diyerek kendileri aç sabahlıyorlar. Ortalık ağarınca dâmat için cenâze hazırlıkları yapılıyor, kazanlar kuruluyor.

Kapıyı vurup gelin hanıma soruyorlar:

‘Kardeşimiz nerede?’

‘İçeride oturuyor.’

Hayretler içinde hemen Peygamberimiz’e (sav) geliyorlar.

‘Hâşâ, Yâ Rasûlallâh! Sen sâdık bir habercisin, bir peygambersin. Senin haber verdiğin adam ölmemiş.’

Peygamberimiz: ‘Allah Allah! Bunları Ben kendiliğimden söylemedim, Cebrâil haber vermişti.’

Derhal Cebrâil (as) semâdan nâzil olur.

‘Yâ Muhammed (sav)! Sen üzülme! Söylediğin doğrudur. Ancak Cenâb-ı Hakk ona, gece sadaka olarak verdiği her bir ekmek için on sene ömür verdi. Otuz sene daha yaşayacak.’

Ve hesâb edilir, tam otuz yıl sonra gencin ömrü biter.

Allah (cc) biz mü’minleri, yolunda infak ve tasadduk vesîlesiyle ömrü bereketlenen kullarından eylesin! Âmîn!

Hamdolsun âlemlerin Rabb’i olan Allâh’a.

Ocak 2021, sayfa no: 36-37

Ayrıca kontrol et

Eğitimde Menkıbe / Alemdar

Eğitimini Rabbimizden alan Cenâb-ı Kibriyâ (sav) “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel kıldı”1 buyurur.Vahyin bitimiyle, Rabbânî …