Anasayfa / Genel Arşiv / Peygamberimizin Sünnetine Bağlılık

Peygamberimizin Sünnetine Bağlılık

İnsanın dışındaki bütün mahlûkât eğitilmiş olarak dünyâya gelirler. Bal arısı balı nasıl yapacağını bilir. Kezâ ipekböceği de öreceği kozayı nasıl öreceğini bilerek hayâta adım atar. Buna sevk-i ilâhî denir. Âlemlerin Rabbi olan Allah onları paket programla hayâta gönderiyor. Ama insan öyle değil, o dünyâya eğitimsiz gelir. Ve insanın eğitimini bizzat Cenâb-ı Hakk üstlenmiştir. Bu da peygamberleri aracılığıyla olmuştur. Önce peygamberlerini eğitmiş, onlar vesîlesiyle diğer insanları eğitmiştir. Peygamber Efendimiz’in (sav): “Beni Rabbim terbiye etti(eğitti) ve terbiyemi ne güzel yaptı.”1 buyurmaktadır.

Eğitim de görerek ve uygulamalı olarak yapılır. Yâni eğitilen insanların kendilerine uymak için bir örnek şahsiyete ihtiyaçları vardır. Bugünkü ifâdeyle “rol model” ya da “idol” , Kur’ân’ın ifâdesiyle “Üsve-i Hasene”. “Andolsun, Allâh’ın Resûlü’nde sizin için; Allâh’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman, Allâh’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.”2 Çünkü insan taklitle öğrenir; yeme içmeyi, yürümeyi, konuşmayı ve hayâtı. Bundan dolayı içimizden peygamberler gönderilmiştir. Beşerî yönüyle bizim gibi insanlar ama vahiy alma yönüyle bizden üstün; özel donanımlı. Peygamberlerin insan olmalarına itirazlar gelmiş, ancak Rabbimiz onlara cevap vermiş ve “Eğer melek gönderseydik Onu göremezlerdi, örnek alamazlardı. Bu da onları yeni bir arayışa sevkederdi.” buyurmuştur. “Biz onu melek kılsaydık, bir insan şeklinde yapardık da düştükleri şüpheye onları yine düşürmüş olurduk.”3 Çünkü meleklerin hayâtı bizimkinden farklı. Yemezler, içmezler, evlenmezler, hatâ etmezler, üzülmezler ve sevinmezler. Kısaca, bize örnek olamazlar.

Hâlbuki peygamberler hayâtı yaşayarak bize örnek olmak için gönderilmiştir. Yâni bize bir yaşam tarzı öğretmişlerdir. Kur’ân’ımızda Peygamberimizin bu amaçla gönderildiği şöyle açıklanmıştır: “Andolsun, Allah, mü’minlere kendi içlerinden; onlara âyetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitab ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içinde idiler.”4 Bu âyeti kerîmede bahsedilen “kitap” Kur’ân-ı Kerîm’dir. “Hikmet” ise Kur’ân’la nasıl amel edileceği yâni İmam Şâfiî’ye göre “Sünneti seniyye”dir. Yâni peygamberimiz bize hayâtımızı kitabımız Kur’ân’la nasıl yaşayacağımızı sünnetiyle (hayat tarzıyla) göstermiştir. Bu anlamda ona bağlılık zorunluluk gerektirir. Zîrâ Allah O’nu bize O’na uymamız için gönderdi. Ve Rabbimiz O’na itâati kendine itâat olarak bize deklare etti. Kim Peygamber’e itâat ederse, Allâh’a itâat etmiş olur.5 Bu âyeti kerîmede Rabbimiz elçisine itâati/uymayı Kendisine uyma, O’na isyânı da Kendine isyan kabûl ederek6 elçisinin arkasında durduğunu beyân etmektedir.

Hem bu öyle bir itâat ki, O’nun hükmettiği bir konuda gerçek müminlere tercih hakkı tanımıyor. Tam bir teslîmiyet ve gönülden bağlılık. Bu konuda Rabbimiz şöyle buyuruyor: Hayır, Rabbine andolsun ki onlar, aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem tâyin edip, verdiğin hükmü içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan kabûl edip teslim olmadıkları sürece tam mü’min olamazlar.7 Zîrâ O, hiçbir şeyi kendiliğinden yapmıyordu. Yaptığı her şey vahyin kontrolündeydi. Özellikle dînî konularda en ufak bir şeyde uyarılıyordu Rabbimiz tarafından. Bundan dolayı, verdiği hükümlere itaat eden Allâh’a itâat etmiştir. O’na itâatin mükâfâtı cennet olarak müjdelenmiştir Peygamberimiz tarafından. Ebu Hureyre (ra) Resûlullâh’ın şöyle buyurduğunu haber veriyor: “Ümmetimin hepsi cennete girecektir, yüz çevirenler müstesnâ.” Orada bulunanlar “Ey Allâh’ın Resûlü, yüz çevirenler kim? diye sorunca Hz. Peygamber “Bana itâat eden cennete girer. Bana isyân eden yüz çevirmiş demektir.” şeklinde cevap vermiştir.8

Çünkü O’na (sav) itâat O’na tâbi olmayı, o da berâberinde Allâh’ın bizi sevmesini ve günahlarımızı affetmesini getirir. “De ki, siz gerçekten Allâh’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır.”9 O halde Allâh’ı sevenler “Ben özümü Allâh’a teslim ettim, bana uyanlar da öyle…”10 diyen ve bu ilâhî emri tebliğ eyleyen Resûlullâh’a karşı gelmemek ve onun gibi ihlas ve samimiyetle “Ben özümü Allâh’a teslim ettim…” deyip dîninde ve şerîatında O’na ve O’nun öğretim ve bildirilerine uymak ve onu örnek almakla mes’uldür. Bunun zıddı, “Ben Allâh’ı severim ama emrini dinlemem, O’nun sevdiğini sevmem; O’nu sevenleri, O’nun yolunu gösterenleri, O’nun seçip gönderdiklerini sevmem, onlara benzemek istemem.” demektir ki, bu da “Ben kendimden başka birşey sevmem, tevhid yolunda yürümek istemem.” demektir. Allâh’ın Resûlü’ne uymak istememek “Ben özümü Allâh’a teslim ettim.” dememek ve bu düstur ile hareket etmemektir. Bu da Allâh’ı sevmemek ve rahmetinden mahrum kalmaktır.11“Peygamber’in emrine muhâlefet edenler, fitneye ya da can yakıcı bir azâba uğramaktan çekinsinler”12 Peygamber Efendimiz (sav) de bu konuda şöyle buyurmaktadır: “Kim benim sünnetimden (yaşama tarzımdan) yüz çevirirse benden değildir.13 Zîrâ Hz. Peygamber’in sözleri, davranışları, hareketleri ile emir ve yasaklarından meydana gelen sünnet; İslâmiyetin ibâdet, muâmelât, helâl-haram, ahlâk ve diğer konularda önemli bir hüküm verme vâsıtası, kısacası Fıkhın Kur’ân-ı Kerîm’den sonra ikinci kaynağıdır. Hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de herhangi bir hüküm bulunmayan konularda sünnete başvurulur.14

Peygamberimizden sonra sahabe efendilerimiz başta olmak üzere tüm devirlerde dînî konularda önce Kur’ân-ı Kerîm sonra sünnete göre hüküm verilmiştir. Sünnetin zıddı bid’at olarak yorumlanmış ve o da dalâlet olarak kabûl görmüştür. Onun süzgecinden geçmeyen her düşünce, amel ve iş merdut kabul edilmiştir. On dört asırdır devâm eden ve dimdik ayakta duran İslâm medeniyeti onun bize yaşayarak öğrettikleriyle mümkün olmuştur. Bütün Ümmetin ortak paydası ve harcı olmuştur Peygamberimizin (sav) sünneti. Tabii bundan rahatsız olanların ortaya çıkacağını bize Peygamberimiz haber vermiştir. Bu ortak paydayı ortadan kaldırıp hem dîni tahrif etmek ve hem de Ümmeti bölmek isteyeceklerdir. Bugün bu durumla karşı karşıyayız. Bu konuda Resûlullâh (sav) bizi şöyle uyarıyor: “Sizden birinizi, emrettiğim veya yasakladığım bir konu kendisine iletildiğinde, sakın köşesine yaslanmış olarak (câhilce) “Biz Allâh’ın kitâbında ne bulursak ona uyarız (hadis tanımayız!)” derken bulmayayım!”15

Bugün Sünneti devredışı bırakıp Kur’ân’ı kendi indî görüşüne göre “bence böyledir” deyip tefsir etmek isteyenler “nefislerine” öyle uyduğu için “Sünnetsiz”, “Hadissiz” bir İslâm arzulamaktadırlar. Zîrâ Sünnet-i seniyye nefsin tek alternatifidir. Çağlar boyu Kur’ân-ı Kerîm İncil ve Tevrat gibi tahrif edilmemişse bu, Peygamberimizin sünneti sâyesindedir. Ve biz Sünnete bağlı kaldıkça bu mümkün olmayacaktır. Oryantalistlerin ve onların yerli uzantılarının Sünnete saldırmalarının sebebi bu olsa gerektir. Onun için Peygamberimiz (sav): “Dînin elden çıkışı sünnetin terkiyle başlar. Halat nasıl lif lif kopup parçalanırsa, din de sünnetin birer birer terkiyle ortadan kalkar16 buyurmuştur.

Unutmayalım ki bu Ümmet Moğollar ve Haçlı savaşları gibi bâdireleri yeniden Asrısaadete (Sünnete merkezli yaşam tarzına) dönerek atlatmıştır. Günümüzün İslâm’ı sulandırma saldırılarını da Peygamberimizin şu uyarısıyla atlatabiliriz: “Size Allâh’a karşı sorumluluk bilincinde olmayı ve başınıza Habeşli bir köle de atansa dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim çünkü benden sonra yaşayacak olanlarınız çok ihtilaflar görecekler. Sonradan çıkarılmış (aslı olmayan) şeylerden sakının! Çünkü sonradan çıkarılmış her şey bid’attir. Sizden kim bu dönemlere ulaşırsa benim sünnetime ve doğru yolu bulan, hidâyete erdirilmiş halîfelerin sünnetine sarılsın! Bunlara azı dişlerinizle (tuttuğunuz gibi sımsıkı) sarılın.’17

1- (Suyuti, Camiüs-Sağir,1/12) 2- Ahzab,21. 3- Enam,9. 4- Ali İmran,160. 5- Nisâ sûresi, 80. 6- Müslim, İmare,33. 7- Nisâ 65. 8- Buhari, itisam, 2. 9- Ali İmran,31. 10- Âl-i İmrân, 20. 11- Elmalılı, 2/1076-1080. 12- Nûr sûresi, 63. 13- Buhârî, Nikâh 1; Müslim, Nikâh 5. 14- Doç. Dr. Mücteba UĞUR, Ansiklopedik Hadis Terimleri sözlüğü. 15- Tirmizi, ilim,10. 16- Dârimî, Mukaddime. 17- Tirmizi, İlim, 16

Servet Yalçın

Ayrıca kontrol et

“Bir kimse sırf Allah rızâsı için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır.”

  Kıymetli Okurlarımız, Tdk yetim kelimesine “Babası ölmüş olan (çocuk), babasız” anlamını veriyor. Yetim kelimesi, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.