Anasayfa / Editör'ün Seçtikleri / Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Döneminde Tekkelerin Fonksiyonu

Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Döneminde Tekkelerin Fonksiyonu

Selçuklu idâresinin dağıldığı, merkezi otoritenin hâkimiyetini kaybettiği, yerine beyliklerin kurulduğu bir dönemde her bir beylik teşkîlatlı güçlere ihtiyaç hissetmiştir. Bozulan cemiyet nizâmı ve sancılı dönem içerisinde buhranlara mâruz kalan ve yaşadıkları sıkıntılı atmosferden sancı duyan halk bu dönemde tekkelerin huzur atmosferine sığınmış, tekkelerin desteğini yanında hissetmiştir. Dönemin tasavvuf erbâbı tekkelerine kapanmak yerine toplumun her kesimine hitâb etmiş, cemiyet hayâtındaki farklı meslek teşekkülleriyle işbirliği yapmış, halkın gündemini yakından tâkip etmiş, toplumsal yaraları sarmaya çalışmış, halka umut vermeye ve yol göstermeye çalışmıştır. Tekke müntesipleri her yönden rol model oldukları için her geçen gün nüfuzlarını artırmış ve hattâ birçoğu karizmatik liderler konumuna gelmiştir. Devlet erkânı, meslek erbâbı ve meslekȋ teşekküller, halk kesimleri tekke mensuplarının etrâfında kümelenmiş, tekkelere verilen desteklerle tekke mensuplarının cemiyet hayâtındaki itibarları artmaya başlamıştır.1 Bir yandan Haçlı ordularının saldırıları, diğer yandan Moğol istilâsının yıkımıyla sarsılan ve toplumsal sancılar içinde kıvranan Anadolu halkı tekkelerin güvenli liman hâline gelmeleriyle huzûru tekke atmosferinde bulmuştur.2

Halkın arasına karışan tekke mensupları saygın kişilikleriyle toplum ferdleri arasında anlaşmazlıkları çözmüşler, dâvâların mahkemeye intikâline gerek kalmadan karşılıklı rızâ ile hasımları barıştırmışlar, ordularla birlikte, hattâ ordulardan önce farklı diyarlara gitmişler, fütuhât hareketlerine katılmışlar, dayanışma rûhundan yoksun halk kitlelerini aynı idealler etrafında kenetleyerek, merkezi otoritenin tesirinde yardımcı olmuşlardır. Bu tutumlarıyla tekke mensupları devlet için gerekli olan kan ve kol kuvveti yanında, irâde ve îman birliğini gerçekleştirebilmek için gayret göstermişlerdir.3

Fethedilen bölgelerde kurulan zâviyeler, sosyal ve kültürel faaliyetlerin mihrâkı olmuş, zâviyelerinin yanında tesis ettikleri câmi ve medreselerle toplumun inkişâfına ve İslȃm’ın tebliğine zemin hazırlamışlardır. Yol boylarında, ıssız geçitlerde, önemli kavşak noktalarında ve tenhâ yörelerde tesis edilen zâviyeler; içtimâî hayâtın huzûruna, fetihlerin başarıyla gerçekleşmesine ve bölgede siyâsî otoritenin tesisinde faydalı ve önemli atılımların gerçekleşmesine katkı sağlamışlardır.4

Kuruluş döneminden itibâren Osmanlı devletinde Anadolu’ya göç eden şeyhlere ve dervişlere yöneticiler tarafından yakınlık gösterilmiştir. Devlet erkȃnı farklı vesilelerle meşȃyıhın fikirlerine başvurmuş, onları kanaat önderi olarak kabûl etmişler, hayır duâlarını almaya çalışmışlardır. Hem Selçuklular döneminde hem de Osmanlı hâkimiyeti döneminde dervişlerin bir kısmı gâzilerle berâber fetihlere katılmış, bir kısmı Anadolu ve Balkanlar’ın köylerine, boş ve tenhâ yerlere yerleşerek ziraat, hayvancılık ve zanaatkârlıkla meşgûl olmuş, yerleştikleri yerlerin îmar, iskân ve gelişmesine katkıda bulunmuşlardır. Tarîkat erbâbının zâviyelerini genellikle sınır boylarında kurmuş olmaları, orduların hareketini önemli ölçüde kolaylaştırmıştır.5

Osman Bey vefâtı esnâsında oğlu Orhan Gazi’ye yaptığı tavsiyesinde bilmediği konuları ȃlimlere danışmasını söylemektedir. Orhan Gazi, kardeşi Alâeddin’i hükümdar olarak teklif ettiğinde, Alâeddin Bey; “…Gel kardeş atamızın duâsı ve himmeti senünledür… ve hem azizler dahi seni kabûl ettiler” cevâbını vermiştir. Bu beyanlar Osmanlı sultanlarının devletin kuruluşundan beri ulemâ ve meşâyihe saygı gösterdiklerine işâret etmektedir.

İlim erbâbinâ ve tasavvuf zümrelerine duyulan güven; devlet adamlarının tasavvufa meyletmelerini, devlet erkânının desteğiyle tasavvufȋ faaliyetlerin geniş coğrafyalarda rahatlıkla sürdürülmesini sağlamıştır. Gönül verdikleri tasavvuf büyüklerinin dergȃhlarını ziyâret eden devlet yetkilileri yeni zâviyeler inşâ etmişler ya da var olan zâviyelere mâlî destekler vermişler, dergâhların kullanımına sunulan vakıflar kurmuşlardır.6

1550-1560 yılları arasında sırf Anadolu Vilayeti’nde 342 câmi, 1055 mescid ve 110 medresenin yanında, 626 zâviye ve hankâh, bir kalenderhâne ve bir mevlevîhâne’nin bulunduğu tesbit edilmektedir. Masrafları evkâf gelirlerinden karşılanan bu müesseselerin vâridâtından 121 müderris, 3756 hatip, müezzin ve imamın yanında 3229 şeyh, şeyh-zâde ve mütevellî’nin maaş aldıklarının nakledilmiş bulunması bu gayretlerin boyutlarını göstermesi bakımından dikkat çekici bir husustur.7

Tasavvuf gruplarına böylesi imtiyazlar verilmekle birlikte, gerektiğinde de tasavvufȋ zümrelerin kimi faaliyetleri yakın tâkibe alınmış, sȗfȋ gruplar kontrol altında da tutulmuştur. “Nâ-mâkul fiillerde bulunduğu, âyende ve râvendeye hizmette kusûru” tesbit edilen dervişler başıboş bırakılmamış, ihtâr edilmiş, cezâlandırılmış veya sürgün edilmiştir. Bu durumun en açık örneği, Orhan Gazi tarafından Bursa ve havâlisindeki dervişlerin teftiş edilmesidir.8 Orhan Bey zararlı ve bâtıl tarîkat mensuplarının kontrol ve tâkibini emretmiş ve suçluları cezâlandırmıştır.9 Dolayısıyla tasavvufî zümreler büsbütün başıboş da bırakılmamaktaydı.

Osmanlı devleti; târihinin her döneminde tarîkat görünümündeki oluşumları da tasavvuf adıyla gerçekleşen kimi aykırı uygulamaları da yakından tâkip etmiş, bu oluşumları kontrol altına almıştır. Hurufiler, Kalenderiler, Işkȋler, Cevlȃkȋler, Babaȋler, Melâmȋler Osmanlı topraklarında ayrılıkçı ve tepki çeken fikirlerini yaymaya çoğu zaman fırsat bulamamışlardır.10

Ulu çınar gibi kısa zamanda büyüyüp geniş coğrafyalara kol ve kanat geren Osmanlı devleti Osman Bey’den itibâren Bizans imparatorluğunu dize getirmiş, gerçekleşen fetih ve zaferlerle devlet-i ȃliye konumuna gelmiştir. Alp Gündüz, Gazi Rahman, Akça Koca ve Köse Mihal gibi gâzîler, Sadreddin Konevî, Mevlânâ Celâleddin-i Rȗmȋ, Dursun Fakih, Şeyh Edebâlî, Ahî Evran-ı Velî ve Baba İlyas çizgisindeki derviş kitlelerle Osmanlı toplumu neşvü nemâ bulmuştur. Orhan Gazi’nin Bursa’yı fethetmesinde ve Rumeli’ye yönelmesinde Lala Şahin ve Hayrettin Paşalar kadar Dâvûd-ı Kayserî, Çandarlı Kara Halil, Karaca Ahmed ve Geyikli Baba gibi sȗfȋ şahsiyetlerin de ciddî rolü olmuştur.11

Osman Bey, Beyliğin başına geçtiği zaman etrâfı Edebâlî, oğlu Şeyh Mahmud, Ahî Şemsüddîn, Dursun Fakih, Kâsım Karahisarî, Şeyh Muhlis Karamanî, Ȃşık Paşa ve Elvan Çelebi12 gibi ilim, îman, irfan adamları, “evliyâ” bilinen şahsiyetler ve “Türkmen Babaları” ile dolmuş, devletin teşekkülünde rol alan güçler arasında ahîler fiilen yer almış bulunuyordu.13 Bu yüzden daha ilk günlerde Osmanlı akınları bir gazâ mâhiyetini almış, beyleri “gâzî” olan, orduları da “gâzîler”den teşekkül eden devlet14, mânevî bir temel üzerine binâ edilmeye başlanmıştır.15

Osman Bey Karacahisar’da Cuma, Eskişehir’de de bayram namazını, bir ahî olan Dursun Fakih’e kıldırtıp hutbeyi kendi adına okutarak beyliğini îlân etmiş, sonra da “âdet-i hasene”ye temessüken, kayınpederi Şeyh Edebali’yi “emr-i fetvâ”ya memur etmiş, irtihâlini müteakip de onun dâmâdı Dursun Fakih’i istihlaf etmiştir.16 Osman Bey’e gâzîlik kılıcını Şeyh Edebâlî’nin kuşattığı rivâyet edilmektedir.17

701/1301-2’de İznik üzerine sefere çıkacağı vakit Yeni Şehir’i merkez ittihâz eden Osman Bey, Bilecik ve çevresinin mahsûlünü âilesinin geçimine tahsis etmiş, Şeyh Edebali’yi de o arâzilere emir ve nâzır tâyin etmiştir. Dolayısıyla Şeyh Edebâlî, hem kendisine emânet edilen Beylik Ailesine nezâret hem de Bilecik kalesinin hakemliğini deruhte etmiştir.18

Müntesipleri “delişmen tabiatlı, garib etvarlı”19 dervişlerden oluşan ribat teşkîlâtı, kuruluş dönemi Osmanlı coğrafyasında rol oynayan önemli bir müessese olmuştur. Hem sosyal hayâtın nizâmını hem de idârî teşkîlâtın beklentilerini karşılayan ribat teşkîlâtı, îman ve ideal sâhibi mensuplarıyla o günün beklentilerini yerinde karşılayan sağlıklı bir yapılanma hüviyetine bürünmüştür. Kuruluş döneminde Osmanlı devletinin iskân politikasına destek veren ve iktisâdî sorunlarını çözmeye çalışan ribat teşkîlâtı temsilcilerinin başında, binlerce mürîdi ile Sarı Saltuk ve Barak Baba, Tapduk Emre ve Geyikli Baba gibi önemli şahsiyetler gelmektedir.20

Özetle
Osmanlı devletinin kuruluş döneminde beylik seçimi vezirler, beylerbeyleri ve ahîlerin ellerinde idi.21 Dolayısıyla tasavvufȋ zümre olarak ahîlerin, beylik seçiminde doğrudan karar mercii konumuna geldikleri görülmekteydi. Osman Gazi kendisi Mevlȃnȃ Celȃleddîn-i Rȗmȋ’nin mânevȋ evlâdı olmayı isteyecek kadar Mevlȃnȃ yoluna bende olmuş, Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa Konya’ya gidip Hazretin makâmını ziyâret etmiş, Mevlȃnȃ’nın başındaki güneş işlemeli serpuş Süleyman Paşa’ya hediye edilmiş, Konya’da Mevlȃnȃ çevresinin duâları alınmış, Yıldırım Bâyezid’e kadar bütün Osmanoğulları Mevlȃnȃ’nın bu gümüş işlemeli serpuşunu başlarına sarmış, askerlerine de üniforma olarak daha birkaç asır onun beyaz üsküfüne benzer başlıklar giydirmişlerdir.22

Prof. Dr. Kadir Özköse

Dipnotlar:
Mustafa Akdağ, Türkiye’nin İktisadî ve İctimaî Tarihi, İstanbul 1974, c. I, s. 52.
2 Akdağ, Türkiye’nin İktisadî ve İctimaî Tarihi, İstanbul 1974, c. I, s. 48; Osman Turan, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkuresi Tarihi, c. II, s. 29.
3 Ömer Lütfi Barkan, “Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve Temlikler: I, İstilâ Devrinde Türk Dervişleri ve Zâviyeler”, Vakıflar Dergisi, S.II (1942), İstanbul 1974, c. II, s. 290.
4 İrfan Gündüz, Osmanlılarda Devlet-Tekke Münasebetleri, Seha Neşriyat, İstanbul 1983, s.20.
5 Reşat Öngören, Osmanlılarda Tasavvuf -Anadolu’da Sûfîler, Devlet Ve Ulemâ (XVI.Yüzyıl)-, İz Yayıncılık, İstanbul 2000, s.256.
6 Metin İzeti, Balkanlarda Tasavvuf, Gelenek Yayınları, İstanbul 2004, s. 276.
7 Ömer Lütfi Barkan, “Osmanlı İmparatorluğu’nda İmâret Sitelerinin Kuruluş ve İşleyiş Tarzı”, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mecmuası İFM, XXIII, 1962-1963, s.242.
8 A.Yaşar Ocak, “Zâviyeler”, Vakıflar Dergisi, c. XII., Ankara 1978, s. 257.
9 İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Ankara 1972, c. I, s.531.
10 Gündüz, Osmanlılarda Devlet – Tekke Münasebetleri, s. 65.
11 Ahmet Akgündüz, “Pazar Söyleşisi – Osmanlı Maneviyatla Yükseldi”, Sağduyu Gazetesi, 07.02.1999.
12 Taşköprizade İsamüddin Ahmed, eş-Şekaiku’n-Numaniyye fi ‘Ulemai’d-Devleti’l-Osmaniyye, Dersaadet, İstanbul, tarihsiz, s.6-8; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. I, s. 561.
13 Turan, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkuresi Tarihi, c. II, s. 32.
14 Taşköprizade, eş-Şekaiku’n-Numaniyye, s.6-7; Turan, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkuresi Tarihi, c. II, s. 32.
15 Gündüz, Osmanlılarda Devlet-Tekke Münasebetleri, s.14.
16 Gündüz, Osmanlılarda Devlet-Tekke Münasebetleri, s.15.
17 Zeki Velidi Togan, Umumî Türk Tarihine Giriş, Enderun Kitabevi, İstanbul 1981, c. I, s. 359.
18 Hoca Sa’düddin, Tâcü’t-Tevârih, çev. İsmet Parmaksızoğlu, Kültür Bakanlığı Yayınları, 4. Baskı, İstanbul 1999, c. I, s. 37; M. Tayyib Gökbilgin, “Osman I”, İslam Ansiklopedisi, İstanbul 1993, c. IX, s. 437.
19 M. Fuad Köprülü, Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu, Akçağ Yayınları, Ankara 2004, s.146,171.
20 Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, c. II, s.300; Gündüz, Osmanlılarda Devlet-Tekke Münasebetleri, s.15-16.
21 Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. I, s. 455.
22 İskender Pala, Kudemânın Kırk Atlısı, Ötüken yay., İstanbul 1999, s.13.

Ayrıca kontrol et

Tehlikeli, Görünmez Elektro-Sis 

Cep telefonları, baz istasyonları, elektronik âletler ve yeni ‘kablosuz teknolojisi’ sağlığımıza zarar verir. Hormonal süreçler ve diğer vücut süreçleri zarar görür, hattâ bu …