Menkabelerin Anlam Örgüsü / Prof. Dr. Kadir Özköse

İslâm kültüründe hayâtı ve saygınlığı ile ilgi ve hürmet uyandıran kimi seçkin şahsiyetler, târihî kimliklerinden çok mânevî yönleri ile ön plana çıkmaya başlamışlardır. Hayran kalınan bu şahsiyetler hakkında târihi verilerden ziyâde; dillerde dolaşan rivâyetler, söylemler, hâtıralar, anlatılar, kimi yakıştırma ve yorumlar kitleler nezdinde kabûl görmeye başlamıştır. Yûnus Emre, Mevlânâ, Şems-i Tebrizî ve Nasreddin Hoca gibi isimlere dâir anlatılar, algılar ve öyküler çoğu zaman târihî kimliklerinin önüne geçmektedir. (Özbay, “Hacı Bektaş Velî ve Makâlât Hakkında”, Makâlât, 1996:XVII)

Övünülecek fazîlet, güzel iş, hareket, hüner ve meziyet anlamlarına gelen menkabe kavramını; ‘peygamberler, sahâbîler, târihî şahsiyetler, mezhep imamları ve sûfîlerin övülecek fazîlet ve meziyetlerini anlatan rivâyetler’ şeklinde tanımlayabiliriz. Kur’ân-ı Kerîm’de peygamberlerin kıssalarından bahsedilmesi, hadîs-i şeriflerde geçmişteki kimi şahsiyetlerin mânevî kimliklerinden bahseden rivâyetlerin bulunması menkabelerin referans kaynağı olmuştur. Menkabe ve menâkıb kelimeleri bilinen anlamlarıyla ilk defa hicrî üçüncü asırdan îtibâren hadis kitaplarında kullanılmaya başlanmıştır. Hadis kaynaklarında menkabe kavramı daha çok ashâb-ı kirâmın fazîletlerine dâir hadisleri ihtivâ eden bölümlerin adı olarak tercîh edilmiştir. Daha sonra halîfeler, mezhep imamları ve bâzı önemli şahsiyetler hakkında yazılan eserlere de bu isim verilmiştir. Dolayısıyla bu eserlerde menâkıbından kastedilenin “fazîlet” olduğu anlaşılmaktadır. (Gökbulut, Necmeddîn-i Kübrâ, 2010:55)

Menkabe kavramı sûfî gelenekte, tasavvuf erbâbının hikmetli sözlerini ve örnek davranışlarını ifâde etmek üzere kullanılmaya başlanmıştır. Tasavvufun kurumsallaştığı tarîkatlar dönemiyle birlikte artık menkabelerin muhtevâsına “kerâmet” olgusu sirâyet etmiş, sonunda kerâmetlerle örülü bir menâkıbnâme geleneği teşekkül etmiştir. (Gökbulut,Necmeddîn-i Kübrâ, 2010:55) Kerâmet olgusu yanında menkabelerde zamanla gâibden haber verme, öleceği yeri ve zamânı bildirme, tabiat olaylarına müdâhale etme, halka felâket musallat etme gibi birtakım motifler de sirâyet etmiştir. (Ocak, Menâkıbnâmeler, 1997:70-74)

Menkabeleri incelediğimizde bir kısmı târihî gerçeklere dayanan menkabeler olduğu halde, diğer kısmının hayâlî menkabeler olduğu tesbîtini ortaya koyabiliriz. Târihî gerçeklere dayanan menkabelerin yaşanmış târihî olaylardan kaynaklandığı görülmektedir. Ancak menkabenin kahramânını, menkabeye konu edinilen velîyi yüceltme hedefi güdülmüş ve gerçekler bu doğrultuda yorumlanmıştır. Öyle ki o târihî gerçeklikler bâzı menkabe motifleriyle gizlenmiştir. Târihî verilere dayalı menâkıbnâmelerin en önemli türü biyografi mâhiyetindeki menâkıbnâmelerdir. Bunlar genellikle konu edinilen velînin devrinde veya kısa bir zaman sonrasında kendisiyle aynı muhitte yaşayanlar henüz hayattayken kaleme alınmış menâkıbnâmelerdir. Bunlar bâzan anlatılan velî hayattayken teşekkül etmiş ama daha sonra kaleme alınmış da olabilmektedir. Bu tür menâkıbnâmeler, âdetâ biyografik bir eser niteliğindedir. Velînin âilesi, doğumu, yetişmesi, seyr u sülûku, hilâfeti, etrâfına toplanan müridleri, irşad faaliyetleri ve vefâtı menkabeler hâlinde, hattâ kronolojik bir sıra güdülerek anlatılmaktadır. (Ocak, Osmanlı Sûfîliğine Bakışlar, 2010:236)

Gerçek olaylara dayanmayan ikinci tipteki menkabelerde ise bâzı toplumsal ideallerin, ahlâkî kaygıların veya propagandanın ön plana çıktığı görülmektedir (Ocak, Menâkıbnâmneler, 1997:34-35). Gerçek olaylara dayanmamakla berâber, toplumun sosyal ve psikolojik yönlerini yansıtan hayâlî menkabeleri; toplumun ictimâî değerler sisteminden kaynaklanan menkabeler, ahlâkî bir teolojiye dayanan menkabeler, propaganda maksadını güden menkabeler olmak üzere alt kategorilere ayırabiliriz. (Ocak, Osmanlı Sûfîliğine Bakışlar, 2010:233-234)

Menâkıbnâmelerin kerâmet olgusuyla şekillenmesindeki temel gâye, muhataplarının ilgisini çekmesi ve halkın bunlardan hoşlanmasıdır. Bu gerçekten hareketle vaaz ve irşadlarda vâizler, kıssaları bir eğitim aracı olarak kullanmışlardır. Kıssa ve menkabeleri anlatmaktan gâye, okuyan ve dinleyenlere yerinde mesajlar vermektir. Menkabelerde anlatılanlar târihî gerçekliklerle birebir uyuşmaz. Zâten menkabeler birer târihî rivâyet değildir. Kimi târihî şahsiyetler hakkında yazılan menkabelerin en önemli özelliği edebî bir üslupla ve abartılı bir dille tayy-ı zaman ve tayy-ı mekân gibi birtakım olağanüstülüklere ve kerâmetlere sâhip olmalarıdır. Menkabeler bir yandan halkın kahramanlık duygularını tatmin ederken bir yandan da halkın idealize edilmesini sağlamaktadır. Kesikbaş menkabeleriyle savaşta orduya yardım eden yeşil sarıklı velîlerden bahsedilmesi bu tür yaklaşımların bir örneğidir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de insanlık gizemli kahramanların serüvenlerine dikkat kesilmektedir. Harry Potter ve Süpermen gibi filmler sinemalarda gişe rekorları kırarken izleyicilerin gizli kalmış birtakım mâcerâ ve kahramanlık duygularını tatmîne çalışmaktadırlar. Böylesi kurgubilim filmlerinin gerçek olarak addedilmesi ne kadar yanlış ise menkabelerdeki anlatıları da dînin temel esaslarından kabûl etmek o denli yanlıştır. Menkabeleri salt bir destan, efsâne ve masal metinleri olarak değerlendirmek ise aslâ uygun değildir. Evliyâ menkabeleri, insanın gizemli dünyâya olan özlemini, sırrîliğe olan merâkını, inandığı değerlerin zaferle taçlandığı kusursuz ve ideal bir dünyanın tasvîrini ortaya çıkarmaktadır. Bu sebeple menkabeler toplumun psikolojik çehresinin bir ifâdesidir. (Ocak, Osmanlı Sûfîliğine Bakışlar, 2010:232)

Kahramanlarının gerçek olması, kutsal şahsiyetleri konu edinmeleri, bahsi geçen olayların belirli yer ve zamânının bulunması, son derece kısa ve sâde anlatım tarzını benimsemiş olmaları sebebiyle menkabeler destan, masal ve efsâne gibi edebî türlerden ayrılmaktadır. Masal ve efsâneler eğlenmeye mâtuf ya da bir eşyânın veya tabiat olayının izahını yapmak için kurgulanmış söylemler oldukları halde menkabelerin bir bakıma gerçek olduklarına inanılmaktadır (Ocak, Menâkıbnâmneler, 1997:32-33). Masal ve efsânelerdeki gibi evliyâ menkabeleri de hârikulâde olayları konu edinmiştir. Menkabeler de kişisel, bir kişi tarafından ortaya konulmuş anlatım tarzıdır. Ancak zamanla menkabeyi anlatan kişi unutulup anlatılanlar anonim olmuş, halkın malı hâline gelmiş ve toplumsal bir kimlik kazanmıştır. Evliyâ menkabelerinin bir diğer özelliği her türlü üslûp ve edebî kaygıdan uzak olmalarıdır. (Ocak, Osmanlı Sûfîliğine Bakışlar, 2010:232)

Menkabeler dînî bir nüans değil duygu zenginliğine katkı sağlayan, idrak düzeyini geliştiren, ruhsal terapi işlevini gören, okuyanları ve dinleyenleri idealize eden metinlerdir. Menkabeler kitlelerde uyanış ve silkiniş sağlar, kitleleri verilmek istenen mesajlara hazırlar. Bu özelliğinden dolayı menkabeler, birer eğitim metodu olarak kullanılmıştır. (Yılmaz, “Tasavvufla İlgili Soru ve Cevaplar”, el-Lüma’, 1996:445-447) Menkabelerdeki anlatıların dînin aslı gibi kabûl edilmesi, menkabelerin mutlak olarak görülmesi, menkabelerde bahsi geçen şahsiyetlerin doğal kimliklerinden soyutlanıp olağanüstü bir yapıya büründürülmesi, istikāmet çizgisinin değil de kerâmet anlatılarının ölçüt hâle getirilmesi hem yanlış din anlayışının doğmasına hem de sağlıklı birey ve toplum oluşumunun tersyüz edilmesine sebebiyet verecektir. Dolayısıyla menkabelerin doğru anlaşılması ve yerinde kullanılması gerekmektedir. 

Kendisine; “Tasavvufî menkabelerin müridlere ne faydası vardır?” diye sorulduğunda Cüneyd-i Bağdâdî (ö. 297/909) şu cevâbı vermiştir: “Menkabeler Allah Teâlâ’nın ordularından bir ordudur. Allah onunla müridlerin kalplerini kuvvetlendirir.” (Kuşeyrî, er-Risâle, 1993:203) Cüneyd-i Bağdâdî’nin bu tesbitinden hareketle söyleyecek olursak, menkabeleri anlatmaktan gâye; kalblerin uyanışını sağlamak, sâlihlerin örnek alınmasına imkân hazırlamak, Allah dostlarını model şahsiyetler olarak kitlelerin rol modeli kılmaktır. (Baz, Abdülehad Nuri-i Sivasi, 2007:108)

Dikkat çekilmesi gereken önemli nokta, menkabeleri halk muhayyelesinin ortaya çıkardığı anlatılar olarak görmektir. Menkabeler bir şahsiyetin veya bir olayın, halkın umûmî vicdânında akseden yönünü göstermektedir. Bir şeyin ne olduğu kadar nasıl anlaşıldığı da bir o kadar önemlidir. Menkabeler bir yandan kitlelere aydınlatıcı bilgiler verirken, bir yandan da menkabeye konu olan sûfî isimlerin geniş halk kitleleri nezdinde daha çok tanınıp sevilmesine katkı sağlamıştır. Menkabelerdeki târihî gerçekler halk muhayyilesinin birer ürünü olarak ortaya çıkmıştır (Demirci, Yûnus’ta Hak ve Halk Sevgisi, 2008:19). Yahya Kemal’in de ifâde ettiği üzere târihte zâhirî hakîkat, masalda ledünî hakîkat gizlidir. Olayların daha çok masal kisvesi insanın gözlerini kamaştırmaktadır. Târih kisvesi ise masal kisvesine oranla daha sönük görünmektedir. (Beyatlı, Târih Musâhabeleri, 1975:73) Buna göre menkabeler olayların kamu vicdânında uyandırdığı yankının bir ifâde biçimidir. Târihçinin vazîfesi sâdece yalın târihî verileri sunmak değildir. Târihçinin vazîfesi aynı zamanda olayları tasvir, şahsiyetlerin veya olayların târihî mâhiyetini tesbittir. (Köprülü, İlk Mutasavvıflar,1993:61)

Özetle insan sevdiklerinin güzelliklerini başkalarıyla paylaşmak ister. Gerek millî bir kahramânın gerekse dînî bir şahsiyetin hayâtı anlatılırken, kimi zaman kendilerine duyulan sevgide abartılı bir üslûp kullanılmakta, yaşanan ruh hâli sevgi diline yansımaktadır. Sevginin taşması ifâdelerin abartılı bir üslûba dönüşmesini sağlamaktadır. Bu da kendisine sevgi duyulanın menkabevî şahsiyeti ile hakîkî şahsiyeti arasında büyük farkın doğmasına yol açmaktadır.  Bir şeyh hakkında yazılan menkabelerin genelde müridleri tarafından yazılması böylesi bir sonucun doğmasını tabiî kılmaktadır. Sûfîler bu anlatılarıyla sevdiklerini masal kahramânına dönüştürmeyi değil o model şahsiyetlerin örnek düşünüş, duyuş ve davranışlarını öğrenmeyi hedeflemişlerdir.

Nisan 2021, sayfa no: 18-19-20-21

Ayrıca kontrol et

Eğitimde Menkıbe / Alemdar

Eğitimini Rabbimizden alan Cenâb-ı Kibriyâ (sav) “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel kıldı”1 buyurur.Vahyin bitimiyle, Rabbânî …