Anasayfa / Yazarlar / Fatih Çınar / Mektûbât-ı Es’âd-ı Erbilî (ks) (40. Mektup)

Mektûbât-ı Es’âd-ı Erbilî (ks) (40. Mektup)

Mektûbât-ı Es’âd-ı Erbilî (ks)

(40. Mektup)

Güncelleme: Fatih Çınar

İltifat dolu mektubunuz ulaştı. Hadsiz ve hesapsız sevindim.

Zihni Efendi birâderinizin haberleşmenin devâmına dâir gayretleri birtakım iknâ edici delillerle kabûle lâyık görülmüş olduğu halde bu konuda fakîriniz de birkaç mukaddime ile faydadan uzak olmayacağı düşüncesiyle birkaç söz söyleyerek başınızı ağrıtmaya cesâret ettim. Şöyle ki:

  1. ‘Allâh’ı unutup da Allâh’ın da kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar, yoldan çıkan fâsık kimselerdir’[1] âyet-i celîlesi gereğince Cenâb-ı Allah zikir ve fikirden uzak olan mü’minleri fâsık kelimesiyle tâbir buyuruyor.
  2. Tarîkatların hangisinde olursa olsun zikir ve fikirle sâlik olmak isteyen bir mü’min o tarîkatın âşinâsı olmadığından herhalde bir göstericiye, nefs ve şeytan gibi eşkıyâdan muhâfaza için zâhirî bir uyanık yol göstericiye muhtaçtır. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: ‘Sâdıklarla berâber olun.’[2]
  3. Mürşidle berâber olmanın bir kısmı cismânî olduğu gibi bir kısmı da rûhânîdir. Bunu râbıta-i şerîfe açıklar. Râbıta ise azlık ve çokluğa yâni muhabbetin zaaf ve kuvvetine bağlı olacağından muhabbet arttıkça râbıtanın kuvveti de artar. Râbıtaya ihtiyâcını anlayan ‘ahyâr’ için mürşidin sevgisi gibi lezzetli bir ilaç olamaz. Bu ilacın tesirine engel bir şey var ise o da perhiz bâbındaki riâyetsizlikten ibârettir ki bunun birincisi dîne muhâlefet, ikincisi israf kabîlinden olan birtakım süs ve ziynete muhabbet, üçüncüsü gaflet ve kasvet ehli kimselerle ülfet ve sohbet etmektir.

Cenâb-ı Hakk, bu fakirle bütün değerli kardeşlerimi maddî ve mânevî bozgunculardan koruyarak yüce amaçlarımıza nâil buyursun, âmin.

Es’ad-ı Erbilî’nin (ks) Bu Mektubundan Öğrendiklerimiz

  1. Zikir, Allah Teâlâ’yı anmaktır. O’nu (cc) anmaktan gaflete düşmek mü’minin fâsık konumuna düşmesine sebep olmaktadır.
  2. Sâlik, hangi tarîkata girerse girsin o yolda mesâfe kat edebilmek için bir yol göstericiye yâni mürşid-i kâmile muhtaçtır.
  3. Mürşid-i kâmil, mürîdini şeytan ve nefsin saldırılarından koruyabilecek bir donanıma sâhip olmalıdır.
  4. Mürşid-i kâmil ile beden ve ruh itibâriyle bir arada olmak mürîd için mukadderdir. Rûhî birliktelik râbıta ve mürşid-i kâmile duyulan sevginin kalitesine bağlı olarak güçlenmektedir.
  5. Mürşid-i kâmil ile rûhen birlikte olmaya engel olan hususlar; dînin zâhirine muhâlefet etmek, süs ve ziynete meyletmek ve gâfillerle birlikte zaman geçirmektir.

[1] Haşr 59/19.

[2] Tevbe 9/119.

Ayrıca kontrol et

Aşksızların Dili Yoktur!

Aşksızların Dili Yoktur! Saliha Malhun Arz yuvarlağı üzerinde en çok konuşulan dil hangisidir diye sorsak, …