Anasayfa / Kategoriler / Aktuel / KÜRT MESELESİNDE ORTAK PAYDALARDA BULUŞMAK

KÜRT MESELESİNDE ORTAK PAYDALARDA BULUŞMAK

Kürt meselesinin çözümünü akamete uğratabilecek tehlikeli eğilimlerden birinin de ırkçı/ayrılıkçı yaklaşımlar ve çözüm arayışları olduğu aşikârdır. Oysa binlerce yıldır aynı coğrafyada iki toplumu var ve bir eden dinî, tarihî ve toplumsal referanslar, çözümün adresini ve ana çerçevesini kadim müşterek değerlere odaklıyor. Bize düşense, bunları yeniden keşfetmek, hatırlamak, murakabesini ve tahşidatını yapmaktır.

IRKÇILIK VE MİLLİYETSEVERLİK ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ

İslâm’a göre insanlar arasında üstünlüğü belirleyen ırk ve soy değil; takva, itikat, marifet, ilim, fazilet, ahlâk gibi meziyetlerdir. Dinimiz sosyal bağlar, sevgi, kardeşlik, şefkat, merhamet ve adalet gibi değerler üzerine kurulmuştur. Bu yüzden başka kavimlere düşmanlık, horlama, zulüm ve tarafgirliği meşru gören ırkçılık (menfi milliyetçilik); birlik ve beraberliği zedeleyen fiil ve düşünceler yasaklanmıştır. İslâm’ın bu ezelî-ebedî hakikatini şu ayet açık şekilde ortaya koyuyor: “Sizi şubeler ve kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız. Şüphesiz ki Allah katında en şerefliniz, takva cihetinde en ileri olanınızdır.” (Hucurat/13) Hz. Peygamber’in (sav) hadisinde işaret buyurduğu hüküm ve ikazlar ise şöyledir: “İslâmiyet cahiliye ırkçılığını kesip atmıştır.” (Tirmizi, Cihad/28) “Kavmiyet davasına çağıran bizden değildir.” (Ebu Müslim, İmare/57)

Din ile milliyet arasındaki ilişkiyi sıhhatli biçimde açıklayan âlimlerin başında Bediüzzaman gelir: “Biz Müslümanlar indimizde ve yanımızda din ve milliyet, bizzat müttehiddir… Belki din, milliyetin hayatı ve ruhudur… Hukuk-u umumiye içinde hamiyet-i diniye esas olmalı, hamiyet-i milliye ona hadim ve kuvvet ve kal’ası olmalı.” Mehmet Akif Ersoy’un tespitleri de dinimizin vazettiği ebedî ölçülerin billurlaşmış bir yansımasıdır: “Şayet kimimiz Araplığına, kimimiz Arnavutluğuna, kimimiz Türklüğüne, kimimiz Kürtlüğüne sarılarak sizi rabıtaların en sağlamıyla birleştirmiş olan din kardeşliğini bir tarafa bırakacak iseniz neûzübillah hepimiz için felaket muhakkaktır. Kavmiyet cereyanı en medeni, en ileri cemiyetleri birbirine düşürüyor. Şeriat-ı Mutahharanın hemen hemen bütün hükümleri, uhuvvet ve vahdet esasını kuvvetlendirmektedir.”

KÜRT VE TÜRK’Ü ‘BİR’ EDEN… 

Doğu insanının, yaratılış gereği dinî değerlerine sadık, İslâm’a gönülden bağlı, ruhunda din duygusunun hâkim olduğu inkâr edilemez. Bin yıldır Türklerle Kürtleri bir arada tutan en önemli bağ, din ve din kardeşliğidir. Bu bağın güçlü olduğu Selçuklu-Osmanlı zamanında ciddi bir problem yaşanmadığına göre, hastalığın çaresi de kendi içinde saklı: Dinî bağları ve din kardeşliğini yeniden güçlendirmek. Bunu insaf ve izan sahibi pek çok Türk ve Kürt âlim, mütefekkir, müellif ve yüksek zevat tasdik ediyor. Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde Kürtlerin gönlünü fethetmiş Karabekir Paşa’nın vardığı kanaat şöyle: “Kürtleri bize bağlayan yegâne rabıta din kuvvetidir.” Meşrutiyet-Cumhuriyet dönemi Kürt aydınlarından Şükrü Sekban’ın tespitleri de aynı: “Türkler ve Kürtler, din birliğinin de yardımı ile örf ve âdetlerin mezcedil­mesi onları bir kalıpta öylesine şekillendirmiştir ki, Kürt ve Türk, birer isimden başka bir şey ifade etmezler.”

Dindar bölge halkının devlet ve Türkler ile bağlarının yeniden güçlenmesi, terör ve ayrılıkçı hareketlerin tesir ve kalıntılarının bertaraf edilebilmesi için bin yıldır geçerliliğini koruyan manevî bağların tekrar sağlamlaştırılması hayatidir. Çünkü Bediüz­za­man’ın veciz ifadeleriyle yoksa Türk olmayan Müslümanlar, Türk’e ha­kiki kardeşliğini hissetmeyecektir. “Hiss-i dinî, bahusus din-i hakk-ı fıtrinin sözü daha nafiz, hükmü daha âli, tesiri daha şedittir”; “Din hayatın hayatı, hem nuru hem esası, ihya-i din ile olur şu milletin ihyası”; “Güzel seciyelerin ve iyi hasletlerin menşei ve menbaı olan iman, elbette emniyeti bozmaz, temin eder; imansızlık ki, seciyesizliği ile emniyeti ihlal eder” diyen Bediüzzaman millî birlik ve beraberliği pekiştirmede, anarşi-terörü izale etmede ırkçılığın değil, din, mefkûre, mukaddesat, ümmet ve vatan birlikteliğinin öne çıkarılması gerektiğine dair şu teşhis ve reçetelerine mutlaka itibar edilip gereği yerine getirilmelidir:

“Heyet-i içtimaiye-i İslâmiye, büyük bir ordudur, kabâil (kabileler) ve tavâife (taifelere) inkisam edilmiş (bölünmüş). Fakat binbir bir birler adedince cihet-i vahdetleri var. Hâlıkları bir, Rezzakları bir, Peygamberleri bir, kıbleleri bir, kitapları bir, vatanları bir, bir, bir.. binler kadar bir, bir… İşte bu kadar bir birler; uhuvveti, muhabbeti ve vahdeti iktiza ediyorlar.”

“İslâmiyet’in verdiği uhuvvet içinde bin uhuvvet var… Ne vakit ehl-i İslâm, dine ciddi sahip olmuşlarsa, o zamana nisbeten yüksek terakki etmişler.”

“Bu kudsi milliyetin rabıtasıyla umum ehl-i İslâm birtek aşiret hükmüne geçiyor. Aşiretin efradı gibi İslâm taifeleri de birbirine uhuvvet-i İslâmiye (İslâm kardeşliği) ile murtabit (bağlı) ve alakadar olur… Güya bütün İslâm taifeleri bir silsile-i nuraniye ile birbirine bağlıdır.”

“Azametli bahtsız bir kıtanın, şanlı talisiz bir devletin, değerli sahipsiz bir kavmin reçetesi ittihad-ı İslâm’dır.”

“Kalbin sadefinde din-i hakkın cevheri bulunmazsa, beşerin başında maddî ve mânevî kıyametler kopacak!”

“Mariz bir asrın, hasta bir unsurun, alil bir uzvun reçetesi; ittiba-i Kur’ân’dır.”

“Dinsizlik ve anarşilik ve maddiyunluğa karşı yalnız ve yalnız tek çare var: O da Kur’an’ın hakikatlerine sarılmaktır.”

Son tahlilde Türkçü, Kürtçü, ırkçı ya da ayrılıkçı hareketlerin en büyük ilacının manevî değerler olduğunun şuuruna, yaşanan elim hadiselerden sonra artık varmamız gerekir. Türkler ve Kürtlerin yüzyıllardır sürdürdükleri kardeşlik, ittifak ve muhabbetlerini kuvvetlendirecek yegâne barış ve kurtuluş reçetesi budur.

OSMANLI TECRÜBESİ VE YENİDEN BİRLİK RUHU

Osmanlı zamanında İslâm Birliği, Ümmetçilik ve Osmanlıcılık telakkilerinin müessir olması; Kürtleri koruyucu ve kuşatıcı müşfik ve hoşgörülü bir yaklaşım sergilenmesi, asırlar boyunca Kürtlerin devlet ve millet ile kaynaşmasında ve Osmanlılarla etnik-siyasi bir problemin yaşanmamasında mühim rol oynadı. Türkler ve Kürtler yüzyıllarca bu topraklar üzerinde aynı mefkûreler etrafında bir arada kardeşçe yaşadılar. Çanakkale’den Millî Mücadele’ye uzanan süreçte bu vatanı birlikte koruyup kurtardılar ve üzerinde yaşadığımız devletin temellerini birlikte attılar. Osmanlı tecrübesi ve uygulaması, meselenin çözümünde dikkate alınmalı ve üzerinde ciddiyetle durularak istifade edilmelidir. Türkler ve Kürtlerin Osmanlı zamanında asırlar boyunca nasıl birlik, kardeşlik ve dayanışma içerisinde kıvanç, keder, kader, mefkûre ve inanç birlikteliği içerisinde müşterek yaşadıkları çok iyi incelenmeli ve çözümlemeler yapılmalıdır.

Bu noktada Osmanlı’nın son döneminde 1919’daki Paris Konferansı’ndan 1920’deki Sevr Antlaşması’na uzanan süreçte emperyalist devletlerin desteğiyle bir Kürt devleti kurma çabalarına Müslüman Kürt halkının destek vermeyip tepkiyle karşıladığı yeniden hatırlanmalı ve vurgulanmalıdır. Mesela Erzincan’daki aşiret liderlerinin Fransız Yüksek Komiserliğine gönderdiği, bugün için bile önemli mesajlar içeren şu protesto telgrafı hafızalarda tekrar tekrar yankılanmalı: “Kürtlük ve Türklük bir bütündür. Birbirlerinin öz kardeşi ve din kardeşidir. Her iki toplum için vatan birdir. Osmanlı İslâm topluluğundan ayrılmak, hiçbir zaman düşünce ve hayallerimizden geçmez.” TBMM’nin Kasım 1922’deki celsesinde Bitlis, Erzurum, Kastamonu, Mar­din, Muş, Siirt, Urfa, Pozan, Diyarbakır, Van milletvekilleri şu misakın altına nasıl imza atmışlarsa bugün TBMM çatısı altındaki tüm milletvekilleri de aynı misakı imzalamalıdır: “Türk, Kürt bir kütle-i vahidedir. Kürtler, hiç bir vakit Türkiye camiasından ayrılamaz ve bunu ayırmak için hiç bir kuvvetin tesiri yoktur.”

Öte yandan, bölücüler için ‘birkaç akılsız kavmiyetçi’, ‘bedbaht hamiyetfürûşlar’ ifadelerini kullanan Bediüzzaman’ın 23 Aralık 1920’de Vakit ve İkdam gazetelerinde neşredilen yazılarında geçen ikazların, birlik ve bütünlüğü bozmaya kastetmenin dinî müeyyidelerini dikkatlere sunması bakımından taraflarca ibretle okunup her daim hıfzedilmesi gerekir.

Dolayısıyla diyoruz ki, Osmanlı’dan kalan bakiyeyi daha fazla parçalamaya sebebiyet vermekten ziyade Türkler, Kürtler ve diğer unsurlarla Osmanlı’nın mütareke ve işgal sürecinde sergilenen birlik-bütünlük ruhuyla hareket etme iradesini yeniden sergileyelim ve bizi bir eden kadim müşterek unsurlara tekrar sarılarak bölünüp ufalanmanın değil daha çok büyümenin, yeniden Büyük Türkiye’yi kurmanın hayalini kuralım, mesaimizi ve enerjimizi buna hasredelim. Bölünmeye, Osmanlı’nın parçalanma sürecinde sivil irade ve siyasi otorite olarak nasıl izin vermemişsek şimdi de izin vermeyelim. Kürtlerin, bölücülerin oyunlarına gelmeyeceklerine ve tarihteki basiretli duruşlarını sürdüreceklerine her şeye rağmen hâlâ yürekten inanıyorum. Türklerin ve Kürtlerin hâkim ekseriyetinin, ülkenin birlik ve bütünlüğünün korunmasından ve asırlardır olduğu gibi barış ve kardeşlik içerisinde birlikte yaşamaktan yana olması en büyük güvencemdir.

KALICI BARIŞIN YOL HARİTASI

Bediüzzaman’ın da ehemmiyetle vurguladığı üzere bin yıldır denenip benimsenmiş ortak dinî-tarihî tecrübe, müşterek vatan-coğrafya ve ortak kader-istikbal tasavvuru, ilişkilerin uzun vadede yeniden sağlıklı zemine oturmasının yegâne çaresidir. Kürtler-Türkler, Sünniler-Aleviler ve tüm toplum kesimlerinin yüzyıllardır sürdüre geldikleri kardeşlik, ittifak ve muhabbeti yeniden kuvvetlendirmek hâlihazırda devlet, toplum, medya ve sivil toplum kuruluşları olarak herkesin öncelikli görevidir. Türkiye’nin kendi içinde Kürt mese­lesini çözebildiği ölçüde içerde ve dışarıda güç ve itibarını daha da artıracağı unutulmamalıdır.

Kürt meselesini ülkemizi zaafa uğratan bir problem olmaktan çıkarmak için Türk’ü ve Kürt’ü ile bütün Türkiye elini taşın altına koymalı ve cesur, samimi, özgürlükçü ve kararlı bir siyasî ve toplumsal irade göstermelidir. Ortak irade ve duyarlılık güçlendikçe, ortak hareket alanı genişledikçe hem Kürt meselesinin çözümü kolaylaşacak hem de terör güç ve zemin kaybetmeye devam edecektir. Özellikle Kürt vatandaşların ve sivil toplum kuruluşlarının, barış ve çözüm çabalarına herkesten ziyade katkıda bulunmaları gerekiyor. Çünkü barış, huzur ve refaha herkesten daha fazla onların ihtiyacı var. Uzun yıllar terör tazyiki ve olağanüstühal cenderesinde türlü zorluklarla cebelleşenler ve etraflarını kuşatan çatışma ve şiddet sarmalına rağmen hayatlarını sürdürmek mecburiyetinde kalanlar onlar.

Terör, şiddet ve çözümsüzlüğün, terörden nemalanan iç ve dış terör tüccarlarının ekmeğine yağ süreceği bunca acı/kanlı tecrübeden sonra anlaşılmış olması gerekir. O yüzden Kürt halkı daha çok inisiyatif alıp müdahil olmalı; terörle ve bölücü niyet taşıyan siyasi grup ve kesimlerle arasına kesin mesafeler koymalı ve kendisini temsil hakkını kime vereceğini çok iyi belirlemelidir.

Kürt meselesi ve terörü uzun vadede çözecek temel alanlardan biri de şüphesiz eğitimdir. Yaşanan sıkıntıları aşmanın, problemleri kaynağından kurutmanın, bünyemizi eski direncine kavuşturmanın ve toplumsal ilişkilerimizi eski sıhhatine dönüştürmenin önemli bir yolu da eğitimden geçiyor. Bölgenin sosyolojik, kültürel, ekonomik ve dini özelliklerini dikkate alan bir eğitim sisteminin ve müfredat programının mutlaka hayata geçirilmesi, uzun vadeli ve kapsamlı bir eğitim seferberliği şart.

Osmanlı’nın sergilediği anlayış ve pratik gereğince, hiçbir etnik-dini-kültürel unsur öne çıkarılmadan tüm toplum kesimlerini kuşatan kavramlar ve tanımlamalar yapılarak, toplumsal birlik, kardeşlik, vatana ve devlete bağlılık yeniden sağlanmalı ve pekiştirilmelidir. Vatandaşlık, yerel yönetim, dil, eğitim gibi alanlarda yapılacak anayasal reformların oluşturacağı çok kültürlü demokratik hukuk devleti süreci Kürt meselesinin çözümünde büyük rol oynayacaktır. Barış ve güvenliğin yeniden inşasında öncelikle Türkler ile Kürtler arasındaki özgüvenin tamir edilip tahkim edilmesi ve sadece Kürtler değil tüm toplum kesimleriyle devletin sözleşmesini yenilemesi, Türkiye’nin hâlihazırdaki en hayatî gündem maddesi olmalıdır.1

Dipnot:

1) Geniş bilgi için bkz. İsmail Çolak, Kürt Meselesinin Açılımı, 6. Baskı, İstanbul, 2009, Nesil Yayınları.

TARİHÇİ-YAZAR – İSMAİL ÇOLAK

Ayrıca kontrol et

Şifa Tarifesi

Şifa Tarifesi* Kalemdar (ks)   İhvân-ı Kirâm’a İkaz ve Tavsiyeler Besmele geçsin başına Gelsin mü’minler …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.