Anasayfa / Genel Arşiv / Kültürümüzde Vakıf ve Vakfiyeler

Kültürümüzde Vakıf ve Vakfiyeler

“Vakf” kelimesi sözlükte “durmak, durdurmak ve alıkoymak” mânâsına gelir. Terim mânâsı ise, “Bir mülkün menfaatini halka tahsis edip aynını Allah Teâlâ’nın mülkü hükmünde olarak temlik ve temellükten müebbeden menetmektir” diye târif edilmiştir.1 Bu târife göre, vakfedilen şey vakfedenin mülkiyetinden çıkıp Allâh’ı‎n mülkü haline gelmektedir ki, artık bu mülkte kamunun hakkı vardır.

Vakıf, sâdece Allâh’ın rızâsını kazanmak için, varlıklı kimseler tarafından kurulan ve menfaati tamâmiyle ihtiyaç içinde bulunanlara tahsis edilen müesseselerdir. Buna göre Vakıf anlayışı, müslümanın da en belirgin vasfı olan (Hâlık’a kulluk, Mahlûkâta şefkât)’in müşahhas ifâdesidir. Kuruluşunda toplumun hizmetine sunuluşuna varıncaya kadar özel hükümler getiren bir iç hukûka sâhip olan Vakıf müessesi, İslâm medeniyetinin hayır müessesi olarak teşekkül etmiş önemli unsurları‎ndan biridir.

KUR’ÂN VE SÜNNETTE / HADİSLERDE VAKIF

Kur’ân-ı‎ Kerîm’de “vakı‎f” kavramı‎nı‎ ve kurumunu doğrudan çağrış‎‏t‎ıracak bir ifâde yer almamakla birlikte Allah yolunda harcama yapmayı, fakir, muhtaç ve kimsesizlere infâk ve tasaddukta bulunmayı‎, iyilik yapmada ve takvâda yard‎ımlaş‏mayı‎, hay‎r ve yararl‎ı iş‏lere yönelmeyi öğütleyen birçok âyet müslüman toplumlarda vak‎f anlayışının‎‏ ve uygulaması‎n‎ın temelini olu‏şturmuş‏tur. Kur’ân-ı Kerim’de doğrudan vakıfla ilgili görülen âyetler şunlardır:

“Sevdiğiniz şeylerden Allah için harcamadıkça tam hayra erişemezsiniz.”2

“Allâh’ın mescidlerini sâdece, Allâh’a ve âhiret gününe inanan, namaz kılan, zekât veren ve ancak Allah’tan korkan kimseler onarır. İşte onlar doğru yolda bulunanlardan olabilirler.”3

“Mescidler şüphesiz Allâh’ındır, öyleyse oralarda Allâh’a yalvarırken başkasını katmayın.”4

 Hadislerde doğrudan vakıfla ilgili görülen hadislerden bazıları şunlardır:

“Bir insan öldüğünde amelinin sevâbı kesilir, amel defteri kapanır. Yalnız şu üç kimse bundan müstesnâdır, onların amel defteri kapanmaz:

  1. Sadaka-i câriye (devamlı sadaka) meydana getirenler,
  2. Topluma yararlı bir ilim (eser) bırakanlar,
  3. Kendisine duâ eden hayırlı bir evlâdı bırakanlar.”5

 “İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.”6

 “Hz. Peygamber’in (sav) bir binek hayvan‎ından, silâh‎ından ve vakfettiği arazilerden başka mal b‎ırakmadığı rivâyet edilir.“7

İlk Vakıf Uygulaması: Hz. Âişe’den (ö. 57/676) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber, Medîne’ye hicretlerinin 3. yılında kendi mülkü olan yedi parça mülkünü, “havâdis-i dehre” yâni ortaya çıkacak ânî ihtiyaçların karşılanması için vakfetmiştir. Yine Fedek ve Hayber hurmalıklarından hissesine düşenleri de Allah yolunda vakfetmiştir.8 Sahâbe-i Kirâm’ı da bu konuda teşvik etmişlerdir.

Sahâbeden Hz. Câbir şöyle demiştir:

“Muhâcir ve Ensâr’dan yâni Mekke’den Medîne’ye göç eden Müslümanlarla, Medîneli Müslümanlardan imkânı olup da vakıfta bulunmayan tek kişi bilmiyorum.”9

VAKIF YAPAN BAZI SAHÂBÎLER

Hz. Ömer (ra), Hayber’de ganîmet olarak sâhip olduğu arazisini Rasûl-i Ekrem’in, “Aslını alıkoy, gelirini tasadduk et” yolundaki tavsiyesine uyup sat‎ılmamak, hîbe edilmemek ve miras kalmamak ‏şart‎ıyla ihtiyaç sâhipleri için tasadduk etmiştir.10

Hz. Osman (ra) (ö. 35/655) da yine Rasûlullâh’ı‎n yol göstermesiyle Medîne’deki Rûme Kuyusu’nu satı‎n alıp bütün müslümanları‎n yararı‎na tahsis etmi‏ştir.11

– Hâlid bin Velid (ö. 21/641) zırhını ve savaş atlarını12

– Hz. Ali (ö. 40/660) Yenbu’daki bir arazisini ve su kaynağını vak‎fetmiştir.13

VAKFIN GELİŞMESİ

Târihin hiçbir döneminde vakıf müessesesi ihmâl edilmemiş, bilakis artarak devâm etmiştir. Osmanlılar dönemindeki ilk müessisi Orhan Gazi olmuştur. Orhan Gazi İznik’te ilk Osmanlı medresesini kurarken, onun idâresi için yeterince gelir getirecek gayrimenkul vakfetti. Bu medreseden kısa bir müddet zarfında kudretli ilim ve devlet adamları yetişti.14

Orhan Gazi’den başlayarak Osmanlı pâdişahları, sultanları, vezirleri, emirleri, zengin tebaa, pek çok vakıf yaptılar. Meselâ: Memlüklüler zamânında Mısır topraklarının 2/7 (yedide iki)sini vakıf toprakları teşkîl ediyor. XVI. yüzyılda Osmanlı topraklarının 1/5 (beşte bir)i vakıftı.

Süleymâniye Vakfiyesine göre, Süleymâniye Külliyesi’nin gelir kaynakları:

1 hamam ve birçok dükkân ve evden başka 217 Köy, 30 Mezra, 2 Mahalle, 7 Değirmen, 2 İskele, 2 Dalyan, 1 Çayırlık, 2 Çiftlik, 2 Ada… bulunmaktadır.15

İstanbul “Vakıf Şehir”

Bir târihte İstanbul’da Rum kiliseleri hâriç vakfedilmemiş bir karış toprak kalmamıştır. Onun için İstanbul’a “Vakıf Şehir” derler. O kadar ki, ecdâdımız gölleri bile vakfetmiştir. Bugün İstanbul’a su sağlayan havzalardan biri olan TERKOS GÖLÜ vakıftır ve Dâru’l-Aceze’ye vakfedilmiştir.

VAKFIN HİZMET ALANLARI

  1. Eğitim hizmetleri
  2. Din hizmetleri
  3. Sağlık hizmetleri
  4. Bayındırlık hizmetleri
  5. Beledî ve Sosyal hizmetler
  6. Sivil ve Askerî saha ile ilgili hizmetler
  7. Ve diğer hizmet gerektiren alanlar…..

VAKIF EKSENLİ BİR KÜLTÜREL YAPI

Vakıf düşüncesi müslüman milletlerin, bilhassa Türk milletinin âdetâ hayâtının bir parçası olmuştur. Öyle zamanlar olmuştur ki; Medresede görev yapan bir hoca (müderris), vakıf evinde dünyâya geliyor, vakıf medresesinde okuyor, vakıf medresesinde görev alıyor, orada ders verip maaşını yine vakıftan alıyor ve nihâyet ölünce vakıf tabutu ile defnediliyor. Bütün bu bilgiler bize, sosyal ve kültürel yapısı vakıf ekseni üzerine oturmuş bir toplum portresi çiziyor.

VAKFİYENİN YAZILIŞI

Târih boyunca vakfiyeler taş, deri ve kâğıt gibi yazı için elverişli bulunan şeyler üzerine yazılarak günümüze kadar gelmişlerdir. Şâyet vakfın mevzuu bir binâ ise, bâzan vakfiyenin özeti, binânın duvarlarından birine kazılırdı. Nitekim Faruk Sümer, taş üzerine yazılan Germiyanoğlu II.Yakub Bey (öl. 1428) vakfiyesinin Türkçe ilk vakfiye olduğundan bahseder.16

VAKFIN OLUŞMASI

Bir vakfın hukûkî değer taşıması Vakıf Senedinin yâni VAKFİYE’nin oluşmasıyla meydana gelmektedir. Klasik Vakfiyelerde yer alan hususlar genel olarak şöyledir:

  1. Allâh’a hamd-ü senâ, Rasûlüne sâlât-ü Selâm.
  2. Vakfın önemiyle ilgili âyet ve hadisler
  3. Vakfa konu olan (yâni vakfedilen) mallar
  4. Vakfedilen malların yönetim biçimi ve sarf yerleri

5.Vakfın kimler tarafından idâre edileceği yâni mütevellîsi

  1. Hâkimin tescîli
  2. Duâ

8.İmza ve Mühürler

HUKÛKÎ STATÜSÜ

Özel Hukûkî Statüye sâhip olan vakıf müessesesinde vakfedilen mallar herhangi bir sebeple müsâdere edilemeyeceği, kullanım sahası değiştirilemeyeceği ve vakfiyedeki esaslara aykırı davranmadıkça mütevellileri değiştirilemeyeceği için bu müesseseler, siyâsî ve idarî müdahalelerin dışında kalıyorlardı.

Vakfın hukûkî statüsünü belirleyici en genel hüküm şöyle ifâde edilmiştir: (Vâkıfın koyduğu şart, aynı Allâh’ın emri gibidir).

Vakfın gerek hukûkî statüsünü belirleme, gerekse önemini belirtme açısından Vakfiyelerin hem başlangıç bölümünde hem de duâ bölümünde belirtilen hususlar dikkat çekicidir.

 Vakfiyenin Giriş bölümünde:

-Allâh’a hamd ve Rasûlüne salavat edilir.

-Sadaka ve hayır/iyilik yapmanın önemine işâret eden âyet ve hadislere yer verilir.

Vakfiyenin Duâ bölümünde: Vakıf hizmetlerinin doğru ve dürüst yürütülmesine özen gösteren idâreciler için dünyâ ve âhiret saadetine kavuşmaları için DUÂ edilir.

Bedduâ Bölümü: Vakıf hizmetlerinin doğru ve dürüst yürütülmesine özen göstermeyen ve gâyesi dışında kullanılmasına göz yuman idâreciler için BEDDUÂ edilir. Bu bedduâlar düşünen kimseler için tüyler ürperticidir.

Kânûnî’nin 140 Envanter NO.’lu Orijinal Vakfiyesinden

“…Hiç kimse, tescil edilmiş ve lüzum ile hükmolunmuş olan vakıfların şart ve kayıtlarını tağyir ve tebdiline yeltenmesin, riâyet olunan usûl ve kâidelerini bozmak sûretiyle hâinlik ve tecâvüz eylemesin.

 Her kim ki bilumum mezkûr vakıflara bizzat zarar vermeye niyet eder veya Allah’tan çekinmeyip zarar kasdeden bir kimseye yardım eder veya destek olursa ve vakıflarda bâzı husuların noksanlaştırılmasına bizzat ve dolayısıyla sebep olursa muhakkak ki âhirete Allâh’ın gazabıyla döner, onun varacağı yer de Cehennemdir. Bu gibilerin, bütün amelleri hükümsüz bırakılarak dâimî azap içinde sürünecekleri yer mahrûmiyet vâdisidir.

 Her kim mezkûr vakıfların bekaasına ve gelirlerinin artmasına ve hüsnü idâresine gayret gösterirse Allâh’ın nezdinde sa’yi meşkûr olup sevapları kat kat artsın. Dünyâda bütün fenâlıklardan ve musîbetlerden korunsun.”

BAZI VAKIF ÖRNEKLERİ

A-(Sağlık Kuruluşları)

1-Gevher Nesibe Sultan Dâru’ş-Şifâ’sı ve Tıp Merkezi (h.602/1205), Kayseri

2-Sâhip Atâ Dâru’ş-Şifâ’sı (13. Asır), Akşehir

3-Nurettin Artûkî Dâru’ş-Şifâ’sı (13. Asır), Harput

4-Süleymâniye Dâru’ş-Şifâ’sı (1539), İstanbul

5-Gurabâ Hastânesi (1836), Edirnekapı- İstanbul

6-Vâlide Atik Bîmarhânesi (1583), İstanbul,

7.Bezm-i Âlem Vâlide Sultan Gurabâi Müslimîn (1843), İstanbul

B-(Diğer alanlar)

-Harameyn Vakıfları

-Camiler, Medreseler, Kütüphaneler

-Aşevleri, Çeşmeler, Sebiller, Göller

-Çalışan kadınlara sütanaları bulmak için

-Borç yüzünden hapse düşmüş kimseleri hapisten kurtarmak için

-Öksüz ve yetimleri evlendirmek için çeyiz yapmalarına yardım vakıfları

-Yollara atılan tükürük vs.’i temizleyip dezenfekte için

-Dul kadınlara yardım vakıfları

-Göçmen kuşlardan yaralananları tedâvi etmek için

-Kışın kar yağdığında yiyecek bulamayan kuşlara yem atılması için

-Kimsesiz fakirlerin ölülerini kaldırmak için

-Dul kadınlara yardım vakıfları

GÜNÜMÜZDE VAKIF HİZMETLERİ

Günümüzde Vakıf, Anayasanın 33. mad. ve Türk Medenî Kanununun 73. ve müteâkip maddeleri uyarınca kişiler tarafında serbestçe Asliye Hukuk Hâkiminin hükmü ile kurulabilmektedir.

Cumhuriyet Dönemi öncesi kurulan vakıflar da 2762 sayılı Vakıflar Kanunu, Vakfiyeleri ve Ahkâmu’l-Evkâf’ın hukûkî düzenlemeleriyle yaşatılmaktadır.

Osmanlı Devletinin kuruluşundan günümüze intikal eden vakıfların sayısını kesin olarak bilemiyoruz. Bugün Mazbut Vakıfları sayısı 40.000 civârında olduğu söylenebilir.

VAKIF MALINI KORUMA HASSÂSİYETİ

Vakıf hukûkunda, vakfeden kimsenin isteğine aykırı olarak vakıf mallarını vakfiye şartları dışında kullanmak yasaktır. Çünkü söz konusu olan kul hakkıdır. Vakıf’ta esas, ihtiyaç sâhiplerinin ihtiyâcını karşılamaktır. Hakkı olmadığı hâlde vakıf malından faydalanan kimse ise, bu davranışıyla kul hakkına tecâvüz etmiş olmaktadır. Kul hakkının ise ne büyük bir vebâl olduğu bilinen bir gerçektir. Onun içindir ki vakıf mallarının kullanılmasında çok dikkatli davranılması gerekir. Vakıf malı, yetim malı gibi özenle korunmalıdır.

“Velâyet”, “Vasiyyet” ve “Vakıf” gibi ilk harfi “Vav” ile başlayan kelimeler kasdedilerek şöyle denilmiştir: “İttekû’l-vâvât”=Vavlardan sakının.17 Çünkü bu kelimelerin ifâde ettiği konuların yerine getirilmesi son derece hassâsiyet gerektirmektedir.

SONUÇ OLARAK

Vakıf’ta bütün unsurlarıyla (Vakfeden, onu idâre eden, orada çalışan, herhangi bir noktasında görev alan) herkes için gerekli olan şey, ihlâs ve samîmiyet üzere olmaktır. Yukarıda da ifâde edildiği üzere, “(Vâkıfın/Vakfedenin koyduğu şart, aynı Allâh’ın emri gibidir)”.

 (Allâhu a’lemü bi’s-sevâb)

Prof. Dr. Ali Çelik (Haziran 2016)

 

Dipnotlar:

[1] Bu tarif, İmâmeyn’in(Ebu Yusuf ve İmam Muhammed) tarifine göredir.

2 Al-i İmran, 92

3 Tevbe,18

4 Cin,18

5 Tirmizî, Ahkâm, 36

6 Müslim, Vasıyye, 14; Ebû Davud, Vesâyâ, 14

7 Buhârî,“Vesâyâ”, 1

8 Canan,İ., Kütüb-i Sitte,XVI,275

9 Hassâf, Hassâf, Ahkâmü’l-Evkâf, Kahire 1322,s. 1-18; Abdülhay el-Kettânî Abdülhay el-Kettânî,

et-Terâtîbü’l-İdâriyye, I, 401-409,’den naklen Günay,Hacı Mehmet., DİA,XXXXII,s.476,”V

10 Buhârî, “Vesâyâ”,22, 28-29

11 Tirmizî, “Menâk‎b”, 18

12 Buhârî, “Zekât”, 49),

13 Ahmed b. Hüseyin el-Beyhaî,, VI, 160-161

14 Ali Himmet Berki “Vakıf kuran ilk Osmanlı Padişahı” Vakıflar Dergisi V, 127-128

15 Yediyıldız,B., İ.A(MEB).,XIII,160

16 Kazıcı, Ziya ., İslâmî ve Sosyal açıdan Vakıflar, İstanbul 1996, 187

17 El-Bahru’-Râik Şerhu Kenzi’d-Dekâik, VI, 298

Ayrıca kontrol et

“Bir kimse sırf Allah rızâsı için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır.”

  Kıymetli Okurlarımız, Tdk yetim kelimesine “Babası ölmüş olan (çocuk), babasız” anlamını veriyor. Yetim kelimesi, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.