Anasayfa / Genel / “Kırk” Sayısı ve Bireysel ve Toplumsal Değişim

“Kırk” Sayısı ve Bireysel ve Toplumsal Değişim

 “Kırk” Sayısı ve Bireysel ve Toplumsal Değişim

Prof. Dr. Ali Çelik[1]

İstenilen ve arzu edilen bir şeyin “kırk” defa yapılmasıyla onun gerçekleşeceğine inanılması şeklinde popüler kültürde bir algı söz konusudur. Bu algı biçimiyle bir taraftan bazı sayıların kutsallığı dile getirilmeye çalışılırken, diğer taraftan da kırk sayısına ayrı bir önem atfedilmektedir. “Kırk” sayısı, “olgunluk, tamlık ve sonsuzluk ifâdesi” olarak kullanılan bir rakam şeklinde düşünülerek, târihin eski zamanlarından îtibâren gerek se­mavî dinlere dayandırılan yorumlar, ge­rekse eski medeniyet birikimleri, mitolo­jik efsâneler, gelenek, folklor vb. yönler­den Ortadoğu coğrafyası başta olmak üzere Doğu ve Batı milletleri tarafından sıkça kullanılmıştır.[2]

 

Olgunluk ya da kemâliyet” , kısaca şöyle tarif edilebilir: “İnsanların bilgi, görgü ve hoşgörü bakımından gereği kadar gelişmiş olma durumu, yetkinlik.” Eğer olgunluk ve kemâliyete ulaşmayı bu mânâda anlarsak, bilgi, görgü, öğrenme ve yetkinlik kazanma yolunda geçen bir süreçten, belli bir zaman diliminden söz ediyoruz demektir. Târihin bize verdiği kültürel birikimde, “kırk” sayısının böyle, insanı olgunluğa ve kemâle ulaştıracak kazanımları elde etme sürecinde etkin bir yerinin olduğunu anlıyoruz. Bir takım atasözlerinde bunu görmekteyiz. Ancak kırk sayısına yüklenen bu değer, sadece bir algılama ve bir kabullenme biçiminden başka şey değildir. Konu edildiği her durum ve şekle, hep bu açıdan bakılmış ve olgunluğa götüren bir zaman dilimi olarak kabul görmüştür.

“Kırk” sayısı, zaman diliminin bir sıfatı olarak kullanıldığında mesela, kırk gün, kırk yıl gibi, bir anlamda değişimin gerçekleşeceği zaman periyodu olarak anlaşılmıştır. Bu husus genelleştirilmese de, “kırk gün sabret, kırk gün riyâzâtta bulun, kırk güne kadar” gibi ifâdelerle yapılan tavsiyelerde ve sunulan önerilerde hep “kırk” sayısından bahsedilmesi bu anlayışı desteklemektedir.

Burada şöyle bir soru akla gelebilir: “Kırk” sayısının olgunluk ve kemâle erme işâreti olduğuna inanıldığına göre, yapılan bir şeyin yapılma sayısının kırk’a ulaşması, yapan kişiyi o konuda son noktaya ulaştırır mı? Bu konuda kesin bir şey söylemek imkânsızdır. Öyle konular vardır ki, kişi onu daha az sayıda tekrar ederek o konuda yetkinlik kazanır; öyle de konular vardır ki, kırk değil, kırk sayısının onlarca katlarıyla tekrar etse, hiçbir ilerleme sağlayamayabilir. Bir şeyi “Kırk” defa yapmak, tekrarlamak -bir takım alışkanlıklar kazandırsa da- gerek bireysel gerekse toplumsal olarak “kırk” sayısını bir gelişim ve değişim metodu olarak görmek uygun değildir. Yukarıda da ifâde ettiğimiz gibi bu tamamen bir algılama biçimidir.

Burada kırk sayısıyla kastedilen hususun, “kesretten kinâye” /yani çokluk ifâde etmek için mecâzen söylendiği düşünülecek olursa, bu düşünce de kırk sayısının sayısal bir ifâde olarak ele alınamayacağının göstermektedir.

Değişim konusuna gelince,

Değişim” tâbiri hem bireysel anlamda hem de toplumsal anlamda, bazen iyi ve güzel olan, bazen de pek hoş olmayan şeyleri çağrıştıran bir kelimedir. Sanki içinde birçok sırrı saklamaktadır. Zamanın hızla akışı, etrafımızdaki olup biten şeyler hep bize bir şeyler fısıldamakta: Değişim. Yani içinde bulunulan hâlin dışına çıkmak. Her zaman duyduğumuz: Değişmeyen şey değişimdir.” cümlesi, bunun önemini anlatması açısından son derece dikkat çekicidir. Bu ifâde bize, insan olarak varlık âlemi içindeki konumumuzu da hatırlatmaktadır. O da, Rahman Sûresi 26 ve 27. ayetlerde “Yeryüzünde bulunan her şey fanidir. Ancak, yüce ve kerîm olan Rabbinin varlığı bâkîdir.” buyrularak anlatıldığı gibi, sadece ve yalnız Allah bâkîdir. Allah bâkî ise, O’nun dışındaki her şey değişir. Bu değişim olgusuna baktığımız zaman, genel olarak onun iki şekilde tezâhür ettiğini görüyoruz: a. İzdırârî/zorunlu değişim, b. İhtiyârî değişim. Zorunlu değişimde kulun, değişime hiçbir dahli yoktur. Mutlak güç ve kudret sahibi yüce Allah ne murad ederse, değişim o istikâmette gerçekleşir. Bunun en basit örneği, insanın doğumla başlayan ölümle sona eren ömür çizgisinde, insanın çocukluktan gençliğe, gençlikten orta yaşlılığa ve nihayet yaşlılığa doğru uzayıp giden bu çizgide her an geçirdiği fiziksel-biyolojik değişikliklerdir. İnsanın hayatı, kendisine takdir edilen zamana kadar Allâh’ın koyduğu kurallar (sağlıklı yaşamanın kuralları)/sünnetullah çerçevesinde kendi içinde değişerek devam edecektir. Bu süreçte sünnetullah dışı yapılacak her bir müdahale, insan sağlığına zarar verecektir. İhtiyârî değişim ise, gerek insanın maddî gerekse mânevî dünyâsı üzerinde meydana gelen değişmelerdir ki, bunda insanın kendi irâdesini kullanması söz konusudur. Bu bireysel anlamda olabildiği gibi, toplumsal anlamda da olabilir ve tarih boyunca da olmuştur ve olacaktır. Değişimin niteliğine göre de, değişim süreci belli bir zaman alacaktır. Bunun bir takım sayısal ifâdelerle belirlenmesi en azından ilmî değildir. Şayet, tarihsel süreç içinde “kırk gün, kırk ay, kırk yıl” gibi belli zaman dilimlerinde bir takım bireysel değişiklikler görülse de, bunlar tamamen subjektif değerlendirmeler olup, her zaman aynı sonucu vermeyeceğinden genelleme yapılmamalıdır.

Halk inançlarında kırk, yarı Kırk, Kırklı, Kırklamak, Kırkı Çıkmış Olmak şeklindeki deyimler bütün kesimlerde yaygın olarak görülmekle beraber, “Kırklar” tâbiri, daha ziyâde Tasavvuf- ve Alevî Bektaşi Müslüman Türk felsefesinde yer almaktadır.[3] Mitolojik mâhiyeti yeterince incelenmemiş olmakla birlikte “Kırksayısı, İslâmiyet öncesi Türk yer isimlerinde de kullanılmıştır. Birçok su kaynağına, dağlara, tepelere isim olmuştur. Türk inançlarında su ve dağ kültünün mevcudiyeti bilinirken, folklorumuzun genelinde bu “kırk” sayısı çokça kullanılmaktadır.[4] Türklerin İslâmiyet’e girmeden önceki dinlerinde de gördüğümüz Kırk” kavramı, İslâm kültürü içinde de özel yerini korumuştur.[5]

 

Genel bir prensip olarak şunu tespit etmeliyiz: “Sayıların kutsallığı” ile igili İslâm’da herhangi bir delil yoktur. Yani ne Kur’an âyetlerinde ne Peygamberimizin hadislerinde herhangi bir sayının kutsiyetini ifâde eden bilgi bulunmamaktadır. Sayılar hakkındaki bu şekil “kutsal sayma”, tamamen kültürel bir olgudur, dînî hiçbir özelliği yoktur. Bununla birlikte ibâdetlerde meselâ namazlardaki rekat sayıları, tesbihattaki otuz üçer defa “sübhanellah”, “ elhamdülillah” ve “Allhü ekber” lafızlarının söylenişi, Allah’ın isimlerinin “esmâul-hüsnâ” doksan dokuz oluşu, hacda tavafın yedi olması, zekatın kırkta bir” verilmesi gibi bir takım sayıların kullanılmış olması, onların kutsal sayılar olduğuna işâret etmeyip, tamamen nedenini ancak Allah Teâlânın bildiği, peygamber efendimizin de bizzat uygulayıp bizden de uygulanmasını istediği taabbudî uygulamalardır. Çünkü Peygamberimiz “Beni nasıl namaz kılıyor görüyor iseniz siz de öyle kılınız”[6]; “ Haccın uygulama biçimini benden öğreniniz[7] buyurmuşlar, İslâm ümmeti de onu, o şekilde yerine getirmektedir. Bu tür sayılarla bağlantılı olarak yapılan uygulamalar, akılın kavrama alanı dışında olan uygulamalardır, dinin sâbiteleri, değişmezleridir, ibâdetlerdir. Ama ibâdetlerin yerine getirilmesi sırasındaki “sayıların” hiçbir kutsal niteliği yoktur. Bazı sayılara farklı anlamlar yükleyerek onları gizemli rakamlar ya da işâretler olarak görmek, toplumların zaman içinde geçmişten günümüze taşıya geldikleri bir kültürel algılama biçimidir. Üçler yediler kırklar inancı da kültürel bir olgudur. Ancak gizemli kabul edilen bu rakamlara yüklenilen anlam içinde, Allah’a âit bir takım isim ve sıfatlar söz konusu ise, – mesela evrendeki olaylar üçler, yediler, kırklar gibi kimliği ve niteliği meçhul varlıklar tarafından idâre ediliyor, gibi anlamlar varsa-, insanı küfre götürecek derecede tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

[1] Eskişehir Osmangazi üniversitesi İlahiyat fak.

[2] Pala,İskender., DİA,XXV,466, “Kırk” mad.

[3] Kalafat,Yaşar., Türk Halk İnançlarında Hususiyle Doğ Anadolu’da ve Orta Toroslar’da “Kırk” Motifi, Millî Folklor, C.III,yıl.6; Sayı22-Kış 1994,s.15

[4] Kalafat, a.g.m. göst.yer

[5] Kalafat, a.g.m. s. 19

[6] Muvatta,II,60,ha.289 (Muhammed bin Hasen eş-Şeyb3anî rivayeti-1413/1991,Dımaşk)

[7] Nesâî,V,270,ha.3062

Ayrıca kontrol et

“Bir kimse sırf Allah rızâsı için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır.”

  Kıymetli Okurlarımız, Tdk yetim kelimesine “Babası ölmüş olan (çocuk), babasız” anlamını veriyor. Yetim kelimesi, …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.