Kemiksiz Dost Etten Düşman: DİL / İdris Kocabaş

İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerinden birisi hiç şüphesiz ‘konuşabiliyor’ olmasıdır. İnsan konuşarak merâmını anlatıp çevresiyle iletişime geçebilir. Konuşma organı olan dilini “nasıl” ve “ne şekilde” kullanacağı ise tamâmıyla kişinin kendisine bırakılmış ve o bundan sorumlu tutulmuştur. Bu durumda kişinin dilini iyi ve güzel kelâmda kullanması lehine, kötü ve çirkin konuşmalarda kullanması aleyhine olacaktır. Bu hakîkat bir âyet-i kerîmede şöyle dile getirilmektedir: “O gün ki aleyhlerinde dilleri, elleri ve ayakları yaptıklarına şâhitlik edecektir.”1

Dil, Allâh’ın (cc) kullarına lütfettiği en büyük nîmetlerdendir. Hacmi küçük olsa da işlevi yönüyle sâhibini kurtuluşa ya da felâkete götürebilmektedir. Bu yönüyle dil, kimi zaman su olup yürekleri ferahlatabilmekte, kimi zaman da ateş olup gönülleri yakabilmektedir.

Kişinin dilini zikirde, ilimde, iyiliği emir ve kötülükten sakındırmada kullanması, nîmet olarak yaratılmış olan dilini asıl maksadı doğrultusunda kullanması anlamına gelmektedir. Bu ise kişinin diliyle yaptığı ibâdetler sınıfına girmektedir. Çünkü İslâm, mü’minden dilini dâimâ kontrol altında tutmasını istemiştir. Hz Peygamber (sav); ‘Ya hayır söyle yâhut sus2 emirleriyle bu hassas noktaya işâret buyurmuşlardır. Bu noktada hayır konuş(turul)an dilin sâhibine dostluk, şer konuş(turul)an dilin ise düşmanlık getireceği unutulmamalıdır: ‘İnsanoğlunun her sözü kendi aleyhinedir; ancak iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak yâhud Al­lah Teâlâ’yı zikretmek müstesnâdır.’3

Kişinin konuştuğu şeylerin menbaının kalb olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Dilimizden dökülen sözcüklerin kalbimizin mânevî durumunu yansıttığı ise muhakkaktır. Zîrâ Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmaktadır: ‘Dikkat edin! Vücutta öyle bir et parçası vardır ki, o iyi/doğru/düzgün olursa bütün vücut iyi/doğru/düzgün olur; o bozulursa bütün vücut bozulur. Dikkat edin! O, kalptir.’4Sûfîlerin; “Küpün içinde bal varsa dışına bal, sirke varsa dışına sirke sızar” sözleri kalp ile dil arasındaki yakın ilişkiyi anlatmak için ifâde edilmiştir. Çünkü kalp vücutta komutan, dil ise bu komutanın emir ve komutlarını yerine getiren asker mesâbesindedir. Kalp küpünde ilim, irfan, ihlâs ve mârifetullah balları varsa dilden hakîkat-i ilâhî sızmakta; riyâ, hased ve kibir gibi süflî duygular varsa o zaman da dilden kişiye ve topluma zarar verici sözler çıkmaktadır.

Dilin Güzellikleri

Kur’ân-ı Kerîm’e göre mü’minin dilinden “doğru söz”den başka bir söz çıkmamalıdır. İlâhî beyâna göre, doğru/güzel sözü Allah Teâlâ sevmektedir: “Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misâl getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.”5Doğru ve güzel konuşmak konusunda Hz Peygamber (sav) de şöyle buyurmaktadır: “Şüphesiz ki söz ve davranışlardaki doğruluk, hayra ve üstün iyiliğe yöneltir; bu da insanı cennete ulaştırır. Kişi (kendini bir kere doğruluğa verip o yola yöneldi mi) hep doğru söyler, doğruyu araştırır ve doğru söyleye söyleye de Allah katında sıddîk (doğrucu) diye kaydedilir.”6

Dilin vesîle olacağı güzelliklerden bir tânesi de “zikir” yâni Cenâb-ı Hakk’ı anma ve hatırlamadır. Zikir, Yaratana karşı yerine getirmemiz gereken önemli kulluk görevlerimizden bir tânesidir. Zikir, suyun çorak topraklara hayat verdiği (vermeye vesîle olduğu) gibi kalp ve rûhumuza hayat verecek önemli amellerden bir tânesidir. Ve yine zikir Hakk’a tâbî olmada rûhumuzu diri tutacak hayat kaynağımızdır. Şu ilâhî beyânlar bu gerçeği dile getirmektedirler: “Ey îmân edenler! Allâh’ı çokça zikredin O’nu sabah akşam tesbîh edin.”7, “Allâh’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz.”8, “Allâh’ı zikredenle zikretmeyen arasındaki fark, ölü ile diri arasındaki fark gibidir.”9

Dilin toplumsal anlamda sağlayacağı güzelliklerden birisi de insanlara iyiliği emredip, onları kötülüklerden alıkoyarak toplumsal barışa katkı sağlamaya vesîle olmasıdır. Emr-i bi’l-ma’ruf nehy-i ani’l-münker yapmak toplumu ayakta tutan mânevî dinamiklerdendir. Müslüman da bu mânevî görevi üstlenmekle sorumludur:“İçinizden, insanları hayra çağıracak iyiliği emredip kötülükten alıkoyacak bir topluluk bulunsun…”10, “Nefsim elinde olan Allâh’a yemîn ederim ki, ya iyiliği emreder kötülüğe engel olursunuz, ya da, Allah, yakında umûmî bir belâ verir. O zaman duâ edersiniz, fakat duânız kabûl olmaz”11

Başımıza gelebilecek birçok felâketten korunmanın yollarından birisi de dili kontrollü kullanmamızdır. Bir başka ifâdeyle, boş sözlerden, günah konuşmalardan yüz çevirerek/susarak, karşı karşıya kalabileceğimiz tehlikeleri bertaraf etmiş ve susmayı nîmete çevirmiş olabiliriz. Hz Peygamber (sav) dilin bu özelliğine dikkat çekerek şöyle buyurmuştur: “Susan (tehlikeden) kurtulmuştur.”12“Selâmet içinde kalmak isteyen, sükûttan ayrılmasın”13

Dilin Günâha Açılan Kapıları

Dilin yukarıda zikredilen faydalarıyla birlikte, işlenmesi kolay ancak netîcesi îtibâriyle vahîm olan, dilin birçok zararlarından da bahsetmek mümkündür. Örneğin insanların dilini muhâfaza etme noktasında pek başarılı olamadıkları zararlardan birisi olan “gıybet”; kardeşliği, birlik ve berâberliği olumsuz etkilemesi yönüyle bireyin helâkini aşıp, toplumun helâkine zemîn hazırlayan bir günahtır. Üstelik gıybet, kul hakkı boyutuyla, altından kalkamayacağımız bir yükün altına girmek anlamına gelmektedir. Şu âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler bu hakîkatleri dile getirmektedirler: “Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allâh’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabûl edendir, çok merhamet edendir.”14, Rasûlullah Efendimiz (sav) buyurdular ki: “Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?” ‘Allah ve Rasûlü daha iyi bilir!’ dediler. Bunun üzerine: ‘Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır’ açıklamasını yaptı. Orada bulunan bir adam: ‘Ya benim söylediğim onda varsa (Bu da mı gıybettir?)’ dedi. Efendimiz (sav): ‘Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirâda) bulundun demektir.”15, “Mi’rac gecesinde, bakır tırnakları olan bir kavme uğradım. Bunlarla yüzlerini (ve göğüslerini) tırmalıyorlardı.’ Ey Cebrâil! Bunlar da kim?’ diye sordum. ‘Bunlar, insanların etlerini yiyenler (gıybet edenler) ve ırzlarını (şereflerini) pâyimâl eden (ihlâl eden, çiğneyen)lerdir.”16

Dilin günâha açılan kapılarından bir tânesi de “yalan konuşmak”tır:Gerçeği sürekli ters yüz eden (yalancı), günâha düşkün olan herkesin vay hâline.”17, “Yalandan sakının; çünkü o kötü ahlâk ile berâberdir ve her ikisi de ateştedir.”18, “Kişi yalan söylemeye ve yalancılıkla uğraşmaya devâm ederse Allah katında yalancılardan yazılır”19 ilâhî fermanlarında dile getirildiği gibi yalan zulme, zulüm ise kişiyi cehenneme götürmektedir. Yalan sözün insanoğlunun felâketi olduğuna târih de tanıklık etmektedir. Yalan, yuvaların yıkılmasına, karşılıklı güven duygusunun yok olmasına, kardeşliğin büyük yara almasına kadar etkisi olan bir dil âfetidir.

Yalan sözle yakından alâkalı olan bir diğer husus ise ‘yalan yere yemîn etmek’ konusudur. Bu büyük günah da şu âyet-i kerîmeyle yasaklanmıştır: “Birbirinizi aldatmak için (yalan yere) yemîn etmeyin. Eğer böyle yaparsanız, ayak sağlamca yere bastıktan sonra kaymış olur. Allah yolundan saptığınız için azâbı tadarsınız. Ve size büyük bir azap dokunur.”20

Bir kimseye işlemediği bir suçu isnâd etmek21 anlamına gelen ‘iftirâ’ ise dilin günâha açılan bir diğer kapısıdır. İftirâ; atılana dünyâda, atana (müfterîye) hem dünyâda hem de âhirette acı çektiren büyük bir günahtır: “Kim bir hatâ veya bir günah işler de sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, muhakkak iftirâ etmiş ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.”22,Bir kimse, bir mü’minde olmayan bir şeyi ona isnâd ederse (iftirâ ederse), yaptığı iftirânın cezâsını çekmeden Allah Teâlâ onu koyduğu Cehennem’den çıkarmaz.23

İftirâ toplumu temelinden sarsan büyük felâketlerdendir. İftirâ fertler arasında da olsa, basın-yayın yoluyla da olsa, kişisel ve toplumsal anlamda meydana getirdiği tahrîbattan bir şey kaybetmemektedir. Üstelik basın-yayın ve sosyal medya yoluyla yapılan iftirâlar, iftirânın yayıldığı oranda sorumluluk ve cezâ gerektiren ve son derece tehlikeli bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dilin günâha açılan bir başka kapısı da kötü söz söylemektir. Yaratılış îtibâriyle mükemmel ve muhterem bir varlık olan insana yakışmayan bu tür çirkin sözler rahmet ve bereketin bizlere ulaşmasını engelleyen sebepler arasında yer almaktadır. Kötü söz söylemek, bir yönüyle de insanın izzet ve şerefini lekelemek ve onu rencîde etmek anlamlarına geldiği için aslâ câiz görülmemiştir. Günümüzde özellikle gençlerimizin kapıldığı bir hastalık olan küfürlü söz sataşması, bir yetişkinlik alâmeti (!) sayılmış, ebeveynlerin bu hususta gençlere örnek olabilme hassâsiyetlerinin zayıflamış olması gerçekten üzüntü verici bir hal almıştır.

Sonuç olarak ifâde etmemiz gerekirse,bir müslümanın küfürlü konuşmaktan, gıybet/dedikodu, yalan, iftirâ gibi başına büyük felâketler açan âfetlerden şiddetle kaçınması gerekmektedir. Mü’min, kendisini Allâh’a yaklaştıracak olan ve dilin güzel amellerinden sayılan zikir, doğru söz, iyiliği emretmek, kötülükten sakındırmak gibi sâlih amellerle dilini meşgûl etmelidir. İnsanın gerçek kimliğinin dilinin altında gizli olduğu, konuşmasıyla da asıl kişiliğinin ortaya çıktığı bir gerçektir. İnsan, dilini bir kılıç gibi kullanıp çevresindekilere zarar verebileceği gibi, tatlı ve güzel söz söyleyerek sadaka sevâbı da kazanabilir.24 Bu yüzden müslüman, konuşmadan önce konuşacağı şeyleri mutlakâ süzgeçten geçirmelidir. Aksi halde sözün ağızdan çıkmasıyla berâber, o söze karşı sorumluluk meydana gelir. Diline hâkim olamayanın, dilinin hâkimiyeti altına gireceği unutulmamalıdır.

Dipnotlar
1 Nûr 24/24.

2 Buhârî, Edeb 31, 85; Müslim, Îman 74.

3 Tirmizî, Zühd, 63.

4 Buhârî, Îman, 39.

5 İbrahim 14/24.

6 Buhârî, Edeb 69; Müslim, Birr 103.

7 Ahzab 33/41-42.

8 Cuma 62/10.

9 Buhârî, Daavât, 67.

10 Âl-i İmran, 3/104.

11 Tirmizî, Fiten, 9.

12 Tirmizî, Kıyâme, 50.

13 Beyhakî, Şuabü’l-İmân 2/91.

14 Hucurat, 49/12.

15 Müslim, Birr 70; Ebû Dâvûd, Edeb 40; Tirmizî, Birr 23.

16 Ebû Dâvûd, Edeb, 40.

17 Câsiye, 45/7.

18 Buhârî, Edebü’l Müfred, 724; İbn Mace, Duâ 5.

19 Buhârî, Edebü’l Müfred, 386; Müslim, Birr ve’s-sıla, 105.

20 Nahl, 16/94.

21 Mehmet Canbulat, ‘İftirâ’, “Dini Kavramlar Sözlüğü”, Editör: İsmail Karagöz, DİB Yay., Ankara 2005, s.298.

22 Nisâ, 4/112.

23 Ebû Dâvûd, Akdiyye, 14; İbn Mâce, Eşribe, 4.

24 Buhârî, Edeb, 34; Müslim, Zekât, 56; Ebû Dâvûd, Edeb 160.

Şubat 2021, sayfa no: 20-21-22-23

Ayrıca kontrol et

Dil Edebi / Alemdar

Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hakk sözden kelâmdan, kalemden satırdan, beyandan, “mantıkuttayr”dan bahis buyurur. Bu vâsıtalarla hakkı …