Kaleme Hürmet / Ümmügülsüm Sevim Gencer

“Hüsn-i hat fakîre mal, zengine cemâl, ekâbire kemâldir.” Hz. Ali (kv)

Asırlara meydan okuyarak güzelliğini muhâfaza eden kadîm şehirlerimiz, medeniyetimizin dilini okuyabileceğimiz, Türk sanat dehâsını her zerresiyle gözler önüne seren eserler ile donatılmıştır. Zevkle ve ibâdet şuuruyla halka hizmeti düstûr edinen dedelerimiz; câmi, çeşme, sebil, han, hamam ve medreselere millî bir ifâde katarak onları âbideleşmiş birer sanat eserine çevirmişlerdir. Topkapı Sarayı’ndan Süleymaniye Câmii’ne, III. Ahmed çeşmesinden Eyüp Sultan’da bir mezartaşı kitâbesine kadar hünerli ellerde bezenen eserler, sâdelik içerisinde ihtişâmı barındırmaktadır. Türk nakkaşlarının fırçasıyla çinilerde, çeşmelerde, kitâbelerde boy gösteren rengârenk lâleler, güller ve sümbüller gönül gözüyle bakabilene her dem baharı yaşatmaktadır.

Türk sanatının şahlanışına tanıklık ettiğimiz ecdâd yâdigârı eserler, aynı zamanda geçmişimizle aramızdaki bağı da oluşturmaktadır. Şekli, rengi, bezemesi, yazısı, kullanılan malzemesi ve üslûbu ile dönemlerini okuyabileceğimiz eserler, daha birçok konuda kimliğimizi içerisinde saklamaktadır. Asırlar boyunca incelikle işlenen sanat şâheserleri, ihtişamlı bir dönemin kapılarını aralayarak bizlere geçmişten güç alarak geleceğimize sâhip çıkma şansını vermektedir.

“Muhakkak ki Allah güzeldir, güzeli sever.”1 Tertîbi, okunuşu ve kıssaları ile yüksek estetik değeri bulunan Kur’ân-ı Kerîm, insan hayâtının her alanında estetik bir boyutun bulunması gerektiğini işâret etmektedir. İlhâmını Kur’ân ve sünnetten alan İslâm sanatları arasında yazı sanatının yeri her zaman ayrı olmuştur. Bu sebeple târih boyunca kaleme ve yazıya saygı gösterilmiştir.2

“Oku! Rabbin sonsuz kerem sâhibidir ki kalemle yazmayı öğreten O’dur.”3

İslâm Peygamberine gelen ilk hitapta da yer alan kalemin, mukaddes görevi sebebiyle kazandığı hürmet âşikârdır. Bu saygı netîcesinde kalemden, isrâf edilmeden, kullanılamaz hâle gelene kadar istifâde edilir, daha sonra ise o ayakaltı olmayan bir yere saklanırdı. Bürâde-i kalem denilen kalem açarken çıkan yongalar ise biriktirilip aynı şekilde muhâfaza edilirdi.

 Delîl-i izzet-i erbâb-ı hatta kâfîdür

 Ki hurde-i kalemi zîr-i pâya dökmezler.4

“Hattatların yüceliğine delîl, kalem kırıntılarını ayakaltına dökmemeleridir.”

Medeniyetin yeniden inşâ ve ihyâsını sağlamak üzere eserler üreten Sâmiha Ayverdi, yazı yazarken ucu silgili kalemleri tercîh ederdi. Ucu açılıp da bir buçuk santimetreye inene kadar sap takarak bunları kullanırdı. Ve hiçbir şekilde zâyî etmezdi. Arkadan yeni bir kalem, o da aynı hâle gelene kadar… Gâye İslâm’ın israftan kaçınma husûsundaki emrini fiilen yerine getirmek ve kaleme hürmettir.5

Kur’ân-ı Kerîm’i en güzel şekilde kaydetme çabasıyla ortaya çıkan Hat Sanatı, vahiy kâtiplerinden başlayarak günümüze kadar ulaşan, kendi içerisinde tekâmül ederek ilerleyen bir sanat hâline gelmiştir. Hz. Peygamber’in (sav) yazıya dâir bizzat belirttiği bâzı kâideler bilinmektedir. Kâtibine hitâben: “Ey Muâviye, divitine lika koy, kalemini eğri kes, bâ’yı uzat, sin’i fark ettir, mim’i köreltme, Lafzatullâh’ı güzel yaz, er-Rahmân’ı uzat, er-Rahîm’i güzel yaz, kalemini sol kulağına koy ki kolay hatırlayıp alasın.”6

Hat sanatı icrâ edilirken, temelde üç malzemeye ihtiyaç vardır: kalem, kâğıt, mürekkep… Vücûda gelen şâheserlerin yanında oyuncak sayılabilecek bu malzemeler, sanatkârın elinde asırlara meydan okuyan yazılara dönüşmektedir.

Yazı yazmaya kalem yontmakla başlanırdı. Hattat, farklı boyutlardaki kamışları sol avucunun üzerine yatırıp ona sağ elindeki kalemtıraşla istediği şekli verir, daha sonra maktâ üstüne koyarak kamış kalemin ucunu ortadan iki yakaya ayırırdı. “Buna kalemi şakk etmek, dikine kesmek denirdi. Arada bulunan çatlağa mürekkep dolar ve yazarken devamlı aşağı doğru akardı.

Kalemi şekillendirmek için kullanılan maktâlar, zaman içerisinde incelikle işlenen birer sanat eseri olmuştur. Kemik, fildişi, abanoz, bağa veya sedeften yapılan maktâlar, dergâhların açık olduğu devirlerde Mevlevîhâneler’de, eserlerini ibâdet rûhuyla bezeyen Mevlevî dervişler tarafından hazırlanırdı.7 Katı’ sanatında da oldukça hünerli olan sanatkârlar; çiçek, yazı veya Mevlevî sikkeleri ile bezedikleri maktâları benzersiz eserlere dönüştürmüşlerdir.

Sâmiha Ayverdi, kendisi gibi Şehzâdebaşı’nda ikâmet eden Hattat Aziz Efendi ile olan hâtıralarından bahsederken, onun kamış kalemlerine şekil vermek için kullandığı maktâlardan şu şekilde bahsetmektedir: “Maktâlar içinde, sanat kudretinin son basamağına çıkmış olanları vardı. En büyüğü on santim boyutunda ve üç santim eninde bulunan maktâların öyle hârikulâde işlenmiş ve oyulmuş olanları vardı ki karşılarında akıl donup kalırdı.”8

Eskiler, kalemin yazmak maksadıyla kâğıda temâsını “kalemin secdesi” olarak vasıflandırır. Meselâ Hayret Hoca’nın uzun şiirindeki şu mısrâlar ne kadar yerindedir:

Ey hâme! Niçün durursun öyle?

Buldum sana bir vesîle, söyle…

Haydi, kırtâsa eyle vaz’-ı cebîn,

De, sücûdunda: Rabbenâ, âmîn.

Ey kalem, niçin öyle duruyorsun?

Konuşman için sana bir vesîle buldum.

Haydi, kâğıda alnını koy da, bu secde ânında

De ki: Rabbenâ, âmîn.”9

Sülüs ve nesih yazı üstâdı Yahya Fahreddin Efendi gençliğinde Tophane’deki Karabaş Tekkesi’ni ziyâreti sırasında, 16. asrın önemli hattatlarından olan Demircikulu Yûsuf Efendi’nin mezarını düzeltmek ister. Ahmed Karahisârî’nin son temsilcisi kabûl edilen Demircikulu Yûsuf Efendi her türlü İslâmî yazıyı ustalıkla yazabilen, eşine az rastlanır bir hattatdır. Yûsuf Efendi sağlığında yazıp hazırladığı kendi kabir kitâbesinde aklâm-ı sittede ve celîde Ahmed Karahisârî’nin talebelerinden Derviş Mehmed’in talebesi olduğunu belirtmiştir.10

Yahya Fahreddin Efendi, Yûsuf Efendi’nin kabrini düzeltirken toprağından bir kamış kalem çıkar ve içinde yazıya karşı bir merak uyanır, meşhur hattatlardan ders alarak bu yola revân olur. Zîrâ hat sanatına yeni başlayanların, kalemlerini usta bir hattatın kabrine defnetmelerinin bir hikâyesi var. Yazı meşk etmeye başlayanlar, yeni açılan kalemlerini kâğıda sarar ve meşhur Hattat Şeyh Hamdullah’ın kabir toprağına salât ü selâm ve ihtirâm ile defnederek, bir hafta sonra çıkarıp her yazı çalışmasında birer satır o kalemle yazarlarmış. Bunun talebe için feyizli olduğuna inanılırmış. Ecdâdımızın hocalarına hürmetinin de bir göstergesi olan bu gelenek, yeni bir hat sanatkârının doğuşuna vesîle olmuştur.11

Kur’ân-ı Kerîm’in vahyolunan ilk âyetlerinde yer alması, hem de insanlığa hizmeti sebebiyle hürmet gösterilen kalem her zaman baştâcı olmuştur. Günümüze ulaşması mümkün olmamış, hat sanatına damgasını vurmuş üstâdların kamış kalemleri, o birbirinden maharetli ellerde medeniyetimiz ile aramızdaki bağ olan eserleri meydana getirmiştir.

Bereketli mâzîmizin hitâbı olan yazılar, bir mezartaşı kitâbesinde “hüvelbâkī”, “ebedî olan yalnızca O’dur” der, çeşmede “ve ce’alnâ mine’l-mâi külle şey’in hayy”12, “canlı olan her şeyi sudan yarattık” âyetiyle tefekküre dâvet eder.

Bâzan bed-i besmele törenini heyecanla bekleyen bir çocuğun elindeki elif-ba cüzü, bâzan da cildi ve tezhîbiyle incelikle işlenmiş, okuyanın ve dinleyenin sadırlarına şifâ Mushaf olur…

Dipnotlar

1 Müslim, Îmân, 147; İbn Hanbel, IV, 133,134,151.

2 Nurettin Turgay, “Âyet ve Hadislerde Estetik” Din ve Hayat Dergisi, S.14, s.16,17.

3 Alak Sûresi, 96/1-4.

4 Müstakimzâde, Süleyman Sa’deddin Efendi, “Tuhfe-i Hattâtîn” Mustafa Koç (Çev.). İstanbul:2014 Klasik Yayınları.

5 Uğur Derman, “Sâmiha Ayverdi ve İstanbul”, Sâmiha Ayverdi’nin İstanbul’u, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul: 2014, s.9.

6 Uğur Derman, “Hat” Sabancı Koleksiyonu, İstanbul 1995, s.15

7 Uğur Derman, TDV. İslâm Ansiklopedisi, “Maktâ”, Ankara: 2003, C.27, s.454.

8 Sâmiha Ayverdi, İbrâhim Efendi Konağı, Kubbealtı Neşriyâtı, İstanbul: 2017, s.152.

9 Uğur Derman, Ömrümün Bereketi, Kubbealtı Neşriyâtı, İstanbul: 2019 s:37

10 Muhittin Serin, TDV. İslâm Ansiklopedisi, “Demircikulu Yusuf Efendi”, Ankara: 2019, s.677.

11 Uğur Derman, Ömrümün Bereketi, Kubbealtı Neşriyatı, İstanbul: 2019 s:19.

12 Enbiyâ Sûresi, 30.

Mart 2021, sayfa no: 50-51-52-53

Ayrıca kontrol et

Eğitimde Menkıbe / Alemdar

Eğitimini Rabbimizden alan Cenâb-ı Kibriyâ (sav) “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel kıldı”1 buyurur.Vahyin bitimiyle, Rabbânî …