Îman ve Hayat

 “Kim İslâm yolunda güzel bir çığır açarsa onun ecrini ve o yolda yürüyenlerin ecrini alır. Fakat onların ecrinden de hiçbir şey eksiltilmez. Kim de kötü bir çığır açarsa onun günâhını ve o yolda yürüyenlerin günâhını alır. Fakat onların günahlarından hiçbir şey eksiltilmez.”1

Îman ve Amel

Îman, kuru temennîler ve süslü konuşmalardan ibâret basit bir kabûl olmayıp kalpte kökleşen ve amelle tasdîk edilen sağlam ve güçlü bir inanç manzûmesidir. Îman, temel inanç esaslarını gönülden tasdîk etme ve ilâhî emirlere tam anlamıyla boyun eğmedir.

Îman, “Lâ ilâhe illallâh Muhammedü’r-Rasûlullâh” denilerek kulluk sözleşmesine atılan imzâdır. Bu imzânın birinci bölümü Allâh’ın birliğini, büyüklüğünü ve eşsizliğini tasdîk etme, ikinci bölümü ise Allah Rasûlü Muhammed Mustafâ’yı her çeşit uygulamada rehber edinmedir.

Îmanla amel arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Îmansız amel makbûl olmayacağı gibi, amelsiz îman da pek faydalı olmayacaktır. Îmansız amel köksüz, amelsiz îman yapraksız ve meyvesiz ağaç gibidir.

Amel, genellikle “sâlih” sıfatıyla birlikte zikredilmiş, amelin “sâlih” olması yâni ilâhî emirlere, nebevî tavsiyelere uygun; verimli, yararlı, makbûl, geçerli bir amel olması istenmiştir. “Sâlih kul”dan beklenen “sâlih amel” olacaktır.

Kur’ân-ı Kerîm’de yüzlerce âyette îmanla birlikte sâlih amelin zikredilmesi îmân ile sâlih amel arasındaki sıkı irtibâtı açıkça ortaya koymaktadır.

Îmanla birlikte sâlih amel işleyenlerin dünyâdaki karşılığı huzur ve mutlulukla dolu güzel bir hayat, âhirette ise amellerinin en güzeli ölçü alınarak verilecek sonsuz ecir ve mükâfâttır:

“Kim, kadın olsun erkek olsun mü’min olarak sâlih amel işlerse; biz ona muhakkak güzel bir hayat yaşatırız ve işlemekte oldukları amellerin en güzeli ile mutlaka mükâfâtlarını veririz.”2

Hayâtımızda sadece îmanla yetinmeyerek, îmânı sâlih amelle süsleme gayreti hâkim olmalıdır. Dâimâ söylem ve eylem birlikte olmalı, teori ile oyalanmadan günlük hayatta inancımızı bil-fiil yaşamakla yükümlü olduğumuz gerçeğini unutmamalıyız.

Kuru iddia ve temennîler bize sorumluluktan başka bir şey yüklemeyecektir. Yapmayacağımız ve yapamayacağımız şeyleri iddia etmek yersiz ve yararsız olup ilâhî gazaba sebebiyet vermektedir: “Ey îmân edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah nezdinde büyük gazaba sebep olacaktır.”3

 Îman, Sâlih Amel, Hakkı ve Sabrı Tavsiye

İmam Şâfii hazretlerinin “İnsanlar bu sûrenin mânâsını düşünseler onlar için yeterli olurdu.” şeklinde önemine işâret ettiği kısa ve özlü Asr sûresi, insanlığın kurtuluş reçetesi olarak dört temel esâsa, “îman ve amel yanında hakkı tavsiye ve hak yolda sebat etme” esaslarına yer vermektedir. Bu sûrede insanın hüsran, buhran ve krizden kurtuluş çâresi olarak “îman, amel, hakkı tavsiye ve hak yolda kararlılık” gösterilmektedir.

Altın nesil “sahâbe-i kirâm”, böyle bir sünnet olmamasına rağmen, sâdece bu sûreyi okurlar, okumadan toplantıdan ayrılmazlardı. Bu durumu şâirimiz M. Akif Ersoy şöyle dile getirmektedir:

 

“Hani ashâb-ı kiram ayrılalım derlerken;

Sûre-i (Vel-Asr)’ı okurlarmış bu neden?


Çünkü meknûn bu sûrede esrâr-ı felah4

Önce îmân-ı hakîkî gelir, sonra salâh

 Sonra hak, sonra sebat. İşte kuzum insanlık.

Dördü birleşti mi, hüsran yoktur sana artık.”

 Müstesnâ İcraatlarıyla Örnek Şahsiyet Peygamberimiz

Hadis okurken, dinlerken ve temel hadis kaynaklarıyla meşgûl olurken her hadiste dâimâ “Allah Rasûlü şöyle buyurdu: (Gâle Rasûlullah)” ifâdeleri kulaklarınızda çınlar. Hadisleri her okuduğunuzda dâimâ emreden, buyuran, hayâta yön veren eşsiz bir kişilik, Rasûlullah canlanır gözlerinizin önünde…

Diğer taraftan gönül adamlarının, irfan erbâbının, tasavvuf büyüklerinin eserlerini okurken Allah Rasûlü, sürekli nâfile ibâdetle, zühd ve takvâ ile, zikir ve duâ ile, tevbe ve istiğfarla meşgûl olan bambaşka muazzez bir şahsiyet olarak canlanır gözlerinizin önünde…

Fıkıh kaynaklarında Allah Rasûlü’nün kesin hükümler ve net kararlar veren hukukçu, hâkim, önder, lider, devlet başkanı, komutan özellikleriyle karşı karşıya geliyorsunuz.

İrşad ve dâvet erbâbı nazarında Sevgili Peygamberimiz (sav), sürekli tebliğde bulunan müjdeleyici ve uyarıcı, Allâh’ın izniyle Allâh’a dâvet eden, nur ve ışık saçan bir kandil, Allah (cc) yoluna hikmetle ve basîretle çağrıda bulunan müstesnâ bir mürşid idi.

Peki hangi târif ve tasvir O’nu bize daha iyi anlatmaktadır?

Aslında bu târiflerin hiçbiri yeterli değildir. Doğrusu Efendimiz (sav), hayâtının tamâmında uygulamaya önem veren bir icraat erbâbı idi. O (sav), her alanda, her konuda en muhteşem şahsiyet, en ideal model, en güzel örnek, Kur’ân’ın ifâdesiyle “Üsve-i Hasene” idi. O (sav), müstesnâ nebevî uygulamalara imzâ atan Allâh’ın en muazzez, en mükerrem elçisi idi. O (sav), “icraat peygamberi” idi.

O (sav), îman esaslarına tam anlamıyla gönülden inanan, inandığını söyleyen, söylediğini yaşayan, yaşadığını söyleyen en son ve en üstün peygamberdi. Rabbimiz, bize îmanla birlikte ameli emretmişti. Allah Rasûlü ise îmânımızı tatbîkatta nasıl yaşayacağımızı gösterdi. “Lâ ilâhe illallâh” îmânın ifâdesi idi, “Muhammedü’r-Rasûlullâh” ise amelin ifâdesi. Zîrâ Allah Rasûlü îmânın hayattaki en güzel uygulamasını sergilemekle görevlendirilmişti.

Söylemle birlikte eylem. Hayâta yansıyan, hayâtımızı yönlendiren, uygulamada farklılıkla ortaya çıkan bir îman: Boş laf değil açık icraat, kuru temennî değil canlı tatbîkat, îman ve sâlih amel. Bizden istenen budur.

Îman Günlük Hayâta Yansıtılmalı

Müşahhas örneklerle anlatmak gerekirse; îmanlı kul, kuşkusuz ve tereddütsüz bir îmâna, sağlam bir tevekküle sâhip olmalıdır. Hayâtında ihlâs ve takvâyı hâkim kılmalı, ilâhî kazâ ve kadere rızâ göstermelidir.

Kur’ân’ı hayâtın ekseni kabûl etmeli; onu en güzel şekilde okumalı, ezberlemeli, anlamaya çalışmalı ve Kur’ân prensiplerini tâvizsiz uygulamalıdır. Kur’ân ilimleri noktasında azimli ve kararlı olmalıdır. İlim meclislerinden kopmamalı, her gün yeni bir ilmî mesele ve yeni bir hadîs-i şerif öğrenmelidir.

Îmanlı kul ibâdet ve tâatte, zikir ve duâda, nâfile ibâdetlerde devamlı olmalı, zikreden bir dil, şükreden bir gönül sâhibi olmalıdır. Doymayan nefis, yaşarmayan göz, ürpermeyen kalb ve faydasız ilimden Allâh’a sığınmalıdır. Ağzı Allâh’ın zikriyle sürekli ıslak olmalıdır. Allah Rasûlü’ne dâimâ salevât getirmeli, her gün en az yüz defa istiğfâr etmeli, Kur’ân’sız, namazsız, duâsız ve hayırsız gün geçirmemelidir.

Allah Rasûlü’nü herkesten çok sevmeli, O’nun (sav) hayat ölçüleri olan sünnet-i seniyyesine sarılmalı, her çeşit bid’ât ve hurâfelerden uzak durmalıdır. Sahâbenin, âlimlerin ve İslâm büyüklerinin hayatlarını okumalı, onları örnek edinmelidir. Günlük hayâtında gönül erbâbından ilhâm alarak özel “takvâ programı” uygulamalıdır.

Müslüman kul; iyiliği emretmeli, kötülüklere, haramlara ve hayâsızlıklara eliyle, diliyle ve gönlüyle engel olmalıdır. Haramlara boykot uygulamalı, haram programları seyretmemeli; içki, kumar, zinâ, fuhuş, fâiz, rüşvet, karaborsa ve benzeri hiçbir harama yaklaşmamalıdır.

Mü’min kul; hayra ve hayır işlemeye doymamalı, hayırlı işlere koşmalı, hayır yolunda mücâdele etmeli, hayra gönülden destek olmalıdır. Gönlü zengin olmalı, malını Allah (cc) yolunda harcamalı, çok sadaka vermelidir. Ana-baba ve komşu hakkını gözetmeli, yakın akrabâyı ve dostları ziyâret etmelidir. Kur’ân ehline, ilim erbâbına, yaşlılara saygılı olmalıdır.

İslâm kardeşliğinin gereği olan selâmlaşma, hediyeleşme, ziyâretleşme ve yardımlaşmayı ihmâl etmemeli; dul, yetim, yoksul ve kimsesizlere destek çıkmalıdır. Irkçılık ve bölgecilikten sakınmalı, din kardeşlerinin hukûkunu gözetmeli, birbirleriyle irtibâtı kopuk mü’min kardeşlerin arasını bulmalı, zulmün ve zâlimlerin karşısında, mazlumların yanında olmalıdır.

Şuurlu mü’min İslâm cemaatinin bir yaprağı olmalı, kökten, cemaatten kopmamalıdır. Allah (cc) yolunda malıyla, canıyla cihâd etmeli; maddî imkânını ortaya koyarak alın teriyle ve gözyaşıyla İslâm dâvâsı için çalışmalıdır. Münâfık ve kâfirleri, şeytan ve uşaklarını sevmemeli, Allah (cc) düşmanlarını, Yahudi ve Hristiyanları dost edinmemelidir.

Müslüman; Allah (cc) için sevmeli, Allah için buğzetmeli, İslâm dünyâsının acıklı durumuna seyirci kalmamalı, İslâm düşmanlarını iyi tanımalıdır. Her yönden güçlü mü’min olmak için çalışmalı; âciz, tembel, korkak ve cimri olmamalıdır. Gönlündeki îmânı alınmak istenen genç kardeşinin elinden tutmalı, onun derdiyle dertlenmeli ve ona yardımcı olmalıdır.

Allâh’ın kulu olduğunun şuurunda olan ve Allâh’ın kullarına şefkatle davranan îman ve takvâ erbâbına ne mutlu! Yaşadığı hayâtı îman ve cihâd olarak kabûl eden, hayâtını îman ve sâlih amelle süsleyen, âhiret için ciddî hazırlık yapan mü’min kula ne mutlu!

Doç. Dr. Halil İbrahim Kutlay

Dipnotlar:

[1] Müslim, İlim 15; Nesaî, Zekât 64; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 4/357, 359, 360, 361.
2 Nahl, 97.
3 Saf, 2.
4 Bu sûrede kurtuluş sırları gizlidir.

Ayrıca kontrol et

İrfânî Gelenekte Sevenin Sevdiğiyle Hemhâl Olma Gayreti: Uygulanışı, Dînî ve İnsânî/Vicdânî Dayanakları İle Râbıta

Çoğulu ‘revâbıt’ olan râbıta kelimesi sözlükte ‘iki şeyi birbirine bağlayan ip, alâka, bağ, vuslat, ilgi …