Anasayfa / Kategoriler / Aktuel / II. Abdülhamid Hân’a Darbede 2. Perde: 31 Mart

II. Abdülhamid Hân’a Darbede 2. Perde: 31 Mart

1908 Darbesi’nin devâmı niteliğindeki 31 Mart Vakası, yakın târihin tartışmalı hâdiselerindendir.

İttihatçılar ve onların Cumhuriyet dönemindeki uzantıları ayaklanmanın, Meşrutiyet’e son verip “istibdâdı” geri getirmeyi amaçlayan II. Abdülhamid Han tarafından tertiplenip desteklendiğini iddia etmişlerdir. Olay gerçekten de Sultan Abdülhamid tarafından icrâ edilen gerici/irticâî bir isyan mı; yoksa İttihatçıların Abdülhamid Hân’ı devirmeye yönelik komplosu, 1908 Darbesi’nin son safhası mıydı? Hâdisede İngilizlerin, Hürriyet ve İtilafçıların, Almanların ve nihâyet Siyonistlerin parmağı var mıdır?

FİTİLİ KİMLER ATEŞLEDİ?
Ayaklanma, 31 Mart 1325’te (13 Nisan 1909’da) Taşkışla’daki Avcı Taburlarında başlamıştır. İsyancı askerler, “subaylarını bağladıktan sonra” kışlalarından silahlı olarak çıkıp Sultanahmet’e gelmiş ve Meclis-i Mebusan’ı kuşatmışlardır. Diğer kışlalara giderek oradaki askerleri de isyâna teşvik etmişlerdir.

Avcı Taburunda mızıkacı olan Mustafa Turan, olay sabahı taburlara “paşa kılıklı grubun” girdiğini ve ictimâdan sonra “bir paşanın” Sultan Abdülhamid adına sahte bir şapka giyme fermânı okuduğunu nakletmiştir. İttihatçılardan Mehmed Selahaddin, Süleyman Tevfik ve Yusuf Kemal (Tengirşek), taburlardaki İttihatçı subayların bir kısmının er veya çavuş kıyâfeti giyerek askerleri Sultan Ahmet Meydanı’na sevk ettiklerini hâtıralarında itirâf etmişlerdir. Şâhitlerden Süleyman Tevfik ve Yunus Nadi, ayaklanmada “hoca kılıklı” ajanların tahriklerinden etraflıca bahsetmişlerdir.

Mebusan Meclisi önünde toplanan isyancı askerler, ülkenin şerîata göre yönetilmesini talep etmişler; Sadrazam Hüseyin Hilmi Paşa ve hükûmeti, ayaklanmacılarla uzlaştırma yolunu seçmiştir. Ardından hükûmet istifâ etmiş; İttihat ve Terakki üyesi mebusların bazıları İstanbul’dan uzaklaşırken, bazıları da şehirde gizlenmiştir. İttihatçı subaylar ve mebusların yakalandıkları yerde öldürülmesi, hükûmetin hâdiseleri önleyememesi üzerine Sultan Abdülhamid duruma müdahâle etmek zorunda kalmış ve kontrolü ele geçirmiştir.

Hâdisenin zuhûru ve kontrolden çıkmasında Abdülhamid Hân’ın parmağının bulunmadığını başta Talat Paşa olmak üzere birçok İttihatçı daha sonra tasdik etmiştir. Sultan Abdülhamid, “Hâtırât’ında” kendini şöyle savunmuştur: “Düşmanlarım türlü iftirâlar îcâd ettiler. 31 Mart’ı ben çıkarmış olsaydım, yüzüme gözüme bulaştırmazdım. Târih hakîkati meydana çıkaracaktır. İftirâcıları Allâh’a havâle ediyorum.”1

KARANLIK İÇ-DIŞ MİHRAKLAR
İsyanda, Sultan Abdülhamid’in sözde rolü bahsinde dile getirilen çarpık iddialardan biri de onun Volkan gazetesi yazarı ve İttihad-ı Muhammediye Cemiyeti’nin kurucusu Derviş Vahdeti ile Avcı Taburu’nun baş tahrikçisi Hamdi Çavuş’a destekte bulunduğudur. Abdülhamid, Derviş Vahdeti için açıkça “serseri” nitelemesini yapmıştır. Kendisiyle herhangi bir sûrette görüşüp maddî yardımda bulunmadığının en büyük şâhidi Başkâtibi Ali Cevad’ın anlattıklarıdır.

İngiltere’nin İstanbul Büyükelçisi Lord Nikolsen’ın yaptığı şu itirâf, hâdisenin ardında İngilizlerin de olduğu ve bununla Sultan Abdülhamid’in tekrar kuvvetlendirdiği halîfelik kurumunu ve İslâm Birliği siyâsetini ortadan kaldırmayı amaçladıkları noktasında kayda değerdir: “İslâm ülkelerini idâremiz altına alabilmek için milyarlarca altın harcadık ama başarılı olamadık. Hâlbuki Sultan Abdülhamid, her yıl bir Selâm-ı Şahane, bir de Hafız Osman hattı Kur’ân-ı Kerim gönderiyor ve bütün İslâm ümmetini hudutsuz bir hürmet duygusu içinde emrinde tutuyor. Biz bu ihtilalle Jön Türklerden hilâfet kuvvetinin ortadan kaldırılmasını bekledik.”

SİYONİSTLERİN PARMAĞI
Siyonistlerin parmağına gelince; Filistin’deki emellerine müsaade etmeyince, Theodor Herzl liderliğinde Abdülhamid’i tahttan indirme karârına vardıklarını ve 31 Mart’ta aktif görev aldıklarını tespit ediyoruz.

Herzl’in 1902’de dile getirdiği; “Sultân’a karşı kampanya açmalı, bunun için de sürgün edilmiş prensler ve Jön Türklerle temas kurmalı.” stratejisi doğrultusunda hareket eden Siyonistler, İttihatçıların muhâlif cereyânını bütün güçleriyle desteklemişlerdir.

Birinci Dünya Savaşı’nda Filistin Cephesi’nde görev yapan Cevat Rıfat (Atilhan) Paşa, Siyonistlerin 31 Mart’taki rolüyle ilgili şu mühim mâlûmâtı aktarmaktadır: “New York’taki Bene Brit Servisi (Siyonist kuruluş), asıl ismi Grunzenburg olan Mikael Brodin ile 45 Siyonisti, 22 Şubat’ta İstanbul’a gitmek üzere yola çıkarmıştı ki, hoca kıyâfetine girerek ihtilâlde en faal grup bu olmuştur.”

31 Mart’ın Siyonistler hesâbına sahneye konmasında en fazla çabayı, İttihatçıların akıl hocası ve hâmîsi olan Üstad-ı Azam Emanuel Karasso göstermiştir.

Abdülhamid’in hal’ edilmesi, Siyonistlerin sanki bayramı olmuştur. Abdülhamid Han, daha önce Filistin’de toprak talebi için huzuruna gelen Herzl’i kovması münâsebetiyle Başkâtibi Tahsin Paşa’ya şöyle demişti: “Göreceksin, beni bu adam devirecek. Eğer o deviremezse kimse beni deviremez.” Selanik’teyken muhafızlarından Yüzbaşı Debreli Zinnun’a da şunu ifâde edecektir: “Şimdi burada çektiklerim, Yahudilere yurt göstermeyişimin cezâsıdır.”2

SON PERDE: HAREKET ORDUSU
Oyunun son safhasında, Selanik’teki 3. Ordu bünyesinde oluşturulan, Mahmut Şevket Paşa komutasındaki Hareket Ordusu 10 Nisan’da İstanbul’a gönderildi. Ancak bu esnâda, Hareket Ordusunun varlığını gerektirecek herhangi bir hâl kalmamış; Harbiye Nazırı Gazi Ethem Paşa af ilan ederek isyancıları dağıtmış ve sükûnet sağlanmıştı. Çok daha garibi, Hareket Ordusu neferleri arasında “Abdülhamid’i devirmeye yönelik bir hava yoktu.” Üstelik “Asker, Sultân’ın hal’ini öğrenirse İstanbul’a girmez geri döner” kanâati hâkimdi. Dolayısıyla, askerler İstanbul’a “hükümdârı âsîlerin elinden kurtarmak” hedefi gösterilerek getirilebilmişti.

Sultan Abdülhamid, Hareket Ordusu komutanı Mahmut Şevket Paşa’ya “Kanunî Esasi’ye sâdık olduğunu” bildiren bir haber göndermişti. Şevket Paşa ise, Meşrutiyete bağlı kaldıkça hal’ edilmeyeceğine ve ortalıktaki “Hareket Ordusunun Pâdişâhı hal’ edeceği” yaygaralarını bertarâf etmeye dâir bir telgraf çekecekti. Şevket Paşa, bir taraftan Yıldız’a bu mesajı gönderirken diğer taraftan da Meclis Başkanı Ahmed Rıza’yı ordu karargâhına dâvet edip, Abdülhamid’in İstanbul’a hâkim olduktan sonra hal’ edileceğini sinsice duyurmaktan geri durmayacaktı. 3

ORGANİZE DARBE VE TUHAF HAL’
İttihatçılar, 31 Mart’ta Sultan Abdülhamid’in parmağı olduğunu, ülkeyi geriye, şer’î yönetime götürmeye çalıştığını iddia ederek, şeyhülislamlığa zorla fetvâ hazırlattılar ve meclise onaylattılar.

Hal’ fetvâsının nasıl alındığıyla alâkalı saray görevlilerinden Ali Fuat (Türkgeldi) Bey’in hâtırâtından anladığımıza göre Talat Paşa, hal’ toplantısına Fetva Emini Nuri Efendi’yi zorla götürmek istediğinde; “Ben hastayım, gidemem!’ itirâzıyla karşılaşmıştı. Bunun üzerine mebuslardan Elmalılı Hamdi Efendi’ye arzu edilen fetvâ yazdırılacak; Şeyhülislâm Ziyaeddin Efendi’ye de zorla imzâlatılacaktı. İttihatçılar bir süre sonra şeyhülislamlığa, Abdülhamid’in hallini isteyen Mehmed Sahip Efendi’yi getireceklerdi.

Elmalılı Hamdi Yazır’ın oğlu Muhtar Yazır, babasının, zorâkî hazırlatılan fetvâdan dolayı cumhuriyet devrinde mahzun ve münvezî bir hayat yaşadığını, kendisine bağlanan emekli maaşını kullanmadığını ve bunun sebebini de şöyle izah ettiğini nakletmiştir: “Biz, Sultan Hamid’in hal’ edilmesine karar verdik. Bu para bana haramdır! Hal’ edilmeseydi, katledilecekti!”

Nihâyetinde, eski yâverlerden Laz Arif Hikmet Paşa, Ermeni Katolik cemaatinden Avram Efendi, Arnavut Esat Toptanî Paşa ve Yahudi Emanuel Karasu’dan oluşan dört kişilik heyet, 14 Nisan’da Yıldız Sarayı’na gitti ve pâdişâha saltanatının sona erdiğini tebliğ etti.

Abdülhamid Han, kararı soğukkanlılıkla ve kadere teslimiyetle karşıladı. 27 Nisan’da Selanik’e sürgün edilen pâdişah, 3yıl 6ay 3gün Alatini Köşkü’nde gözetim altında tutuldu. Balkan Savaşı’nda Selanik’in elimizden çıkması üzerine tekrar İstanbul’a getirildi ve vefât ettiği 11 Şubat 1918’e kadar Beylerbeyi Sarayı’nda kaldı.4

31 Mart, sonraki süreçteki bütün darbelere temel/örnek teşkil etmiş, ilham kaynağı olmuştur.

İsmail Çolak – Târihçi-Yazar

Dipnotlar: 1)Mustafa Turan, 31 Mart Faciası, İstanbul, 1966, s. 49-51, 55; Mevlanzâde Rifat, İnkılab-ı Osmaniden Bir Yaprak Yahut 31 Mart 1325 Kıyamı, Kahire, 1329, s. 45; Mehmet Murat, Tatlı Emeller Acı Hakikatler, İstanbul, 1320, s. 162-164,184; Yusuf Kemal Tengirşek, Vatan Hizmetinde, İstanbul, 1967, s. 113; Mehmed Selahaddin Bey, İttihat ve Terakkinin Kuruluşu ve Osmanlı Devletinin Yıkılışı Hakkında Bildiklerim, İstanbul, 1989, s. 20; Süleyman Nazif, Yıkılan Müessese, İstanbul, 1927, s. 8; Yunus Nadi, İhtilal-i ve İnkılab-ı Osmani, İstanbul, 1325, s. 41; Ali Fuat Türkgeldi, Görüp İşittiklerim, Ankara, 1984, s. 43.Ayşe Osmanoğlu, Babam Sultan Abdülhamid, İstanbul, 1986, s. 173; 2)Vedat Örfi, Hâtırât-ı Sultan Abdülhamid-i Sânî, İstanbul, 1331, s. 39-40; C. Rifat Atilhan, Türk İşte Düşmanın, İstanbul, 1959, s. 126, 131, 156; Mustafa Turan, aynı eser, s. 14, 62-63; Ahmet Emin Yalman, Yakın Târihte Gördüklerim Geçirdiklerim, C.1, İstanbul, 1970, s. 95; Celal Bayar, Ben De Yazdım, C.1, İstanbul, 1967, s. 185; Ertuğrul Düzdağ, Yakın Târih Yazıları, İstanbul, 1994, s. 177-181, 196; Süleyman Nazif, aynı eser, s. 8-9; Mevlanzâde Rifat, aynı eser, s. 18; Ahmed Rıza’nın Hâtıraları, Ahmet Rıza’nın Hâtıraları, Yay. Haz: Arba Yay., İstanbul, 1988, s. 35; Mehmed Selahattin, aynı eser, s. 16; Ahmet İzzet Paşa, Feryadım, C.2, İstanbul, 1991, s. 73-75; Şadiye Osmanoğlu, Hayatımın Acı ve Tatlı Günleri, İstanbul, 1960, s. 104-105; Şark Feylesofu, İttihat Cemiyeti Ne Yaptı?, İstanbul, 1328, s. 28; Matthew Smith Anderson, The Eastern Question, Macmillan Co., New York, 1966, s. 257; Lothar Rathmann, Alman Emperyalizminin Türkiye’ye Girişi, İstanbul, 1976, s. 13; Stefanos Yerasimos, Azgelişmişlik Sürecinde Türkiye, C.2, İstanbul, 1987, s. 421-422; Feroz Ahmad, İttihatçılıktan Kemalizme, İstanbul, 1996, s. 164, 174-213; Mete Tunçay, Cemil Koçak vd., Türkiye Târihi, C.4, İstanbul, 1989, s. 31; Ahmet Kabaklı, Temellerin Duruşması, İstanbul, 1993, s. 135-136; Avram Galanti, Türklerle Yahudiler, İstanbul, 1947, s. 91-93; M. Kemal Öke, Siyonistlerin İttihatçılar Nezdindeki Başarısız Girişimleri, C.1, İstanbul, 1982, s. 122; Hüsamettin Ertürk, İki Devrin Perde Arkası, İstanbul, 1964, s. 45; 3)Mevlanzâde Rifat, aynı eser, s. 47-48; Mehmed Selahaddin, aynı eser, s. 31; Yılmaz Öztuna, Türkiye Târihi, C.12, İstanbul, 1968, s. 198; Alemdar gazetesi, 9 Haziran 1919 Târihli Sayısı; Ali Cevad, Meşrutiyetin İlanı ve 31 Mart Hâdisesi, Haz: F. R. Unat, Ankara, 1960, s. 69; Ahmet Rıza’nın Hâtıraları, s. 68-69; Ertürk, aynı eser, s. 33; 4)Türkgeldi, aynı eser, s. 36-37, 42; Ahmet Cemil, “Kırkambar”, Târih ve Düşünce Dergisi, Mayıs 2001, Sayı: 18, s. 7; Lütfi Bey, Osmanlı Sarayının Son Günleri, İstanbul, 1977, s. 26; Mahmut Kemal İnal, Son Sadrazamlar, C.3, İstanbul, 1982, s.1297-1298; Osmanoğlu, aynı eser, s. 136-137. Ayrıntı için bkz. İsmail Çolak, Son İmparator: Abdülhamid Han’ın Gizemli Dünyası, 7.Baskı, İstanbul, 2015, Nesil Yayınları, s. 173-189, 199-202.

Ayrıca kontrol et

Tehlikeli, Görünmez Elektro-Sis 

Cep telefonları, baz istasyonları, elektronik âletler ve yeni ‘kablosuz teknolojisi’ sağlığımıza zarar verir. Hormonal süreçler ve diğer vücut süreçleri zarar görür, hattâ bu …