Anasayfa / Genel Arşiv / Hz. Peygamber’in (sav) Ticari Faaliyetleri, Bazı Emir ve Yasakları Ve Geçimi

Hz. Peygamber’in (sav) Ticari Faaliyetleri, Bazı Emir ve Yasakları Ve Geçimi

Hz. Peygamber’in (sav) doğduğu, peygamberlik görevinin verildiği ve risalet döneminin on üç yılının geçtiği Mekke, cahiliye döneminde Afrika ile Asya kıtaları arasında önemli bir stratejik ve coğrafi konuma sahip olan Arabistan’ın önemli şehirlerinden olup, ticari faaliyetler açısından oldukça önemli bir konuma sahipti. Bu konumu hem ulusal ve hem de uluslararası düzeyde idi. Zira başta Ukâz panayırı olmak üzere bölgede kurulan panayırlar sayesinde iki düzeyde de ticari, sosyal ve kültürel alanda çeşitli faaliyetler gerçekleştirilmekteydi. Hz. Peygamber’in müntesibi olduğu Kureyş kabilesi de ticari faaliyetlerin başını çekmekteydi. Bu çerçevede Hz. Peygamber’in de ticari hayatta yer aldığı bilinmektedir.

Hz. Peygamber’in (sav) risaletten önce ve sonra ticaretle meşgul olmasındaki amacı, sadece hayatını kazanmaktı. Bu arada Hz. Peygamber, ticaretten önce tüm peygamberlerin ortak mesleği olan çobanlık yapmış; çocukluk döneminde ücret karşılığında Karârît’te Mekkelilerin koyunlarını gütmüştür.

Hz. Peygamber’in ticari amaçla gerçekleştirdiği seferlere bakıldığında Şam, Yemen, Habeşistan ve Bahreyn’e gittiği kaynaklarda ifade edilmektedir. Hz. Peygamber’in Mekke dışına yaptığı ilk ticari seferine dair kaynaklarda amcası Ebû Tâlib ile katıldığı Şam seferi zikredilmektedir. Hz. Peygamber, dokuz veya on iki yaşında iken katıldığı bu seferde amcasıyla birlikte Suriye topraklarındaki Busrâ’ya gitmiş ve bu sefer birinci Şam seferi olarak tanımlanmaktadır.

Hz. Peygamber’in, Hz. Hatice adına genç dişi deve karşılığında Yemen tarafında bulunan Curaş’a gittiği ve Hicaz-Yemen yolu üzerinde bulunan Hubâşe panayırına katıldığı bilinmektedir. Meşhur Tihâme kumaşlarının satın alınıp Mekke’ye getirilmesi amacını taşıyan bu sefer, Hz. Hatice’nin daha önemli bir görevi, yani Suriye’ye bir ticaret kervanı götürme görevini Hz. Peygamber’e vermesi sonucunu doğurmuştur. Hz. Hatice’nin Hz. Peygamber’i Suriye’ye giden kervanın başına geçirmesi konusundaki farklı rivayetlerle birlikte, Hz. Hatice’nin daha önce gönderdiği kervanlardan daha fazla kâr etmesi ve güvenilir vasfı nedeniyle Hz. Peygamber’i Şam’a gönderdiği anlaşılmaktadır. Bu sefer dönüşünde de evlilik gerçekleşmiştir.

Hz. Peygamber’in Arap Yarımadası’nın doğu kısmında yer alan Bahreyn’e birkaç defa sefer yaptığı hadiste zikredilmektedir. Rivayete göre Hz. Peygamber’in, Mekke’nin fethinden sonra gelen heyetlerden birisi olan Abdu’l-Kays kabilesinin lideri el-Eş’ac’a değişik kasabalar ve durumları hakkında sorular sorması ve Safa beldesi ve önemli panayırlardan olan Muşakkar ile Hecer ve bazı yerleşim yerlerinden bahsetmesi üzerine heyettekiler şaşırdılar. Allah Resûlü de oralara sık sık gittiğini ve onların misafirperverliklerini gördüğünü ifade etti. Kaynaklarda Hz. Peygamber’in Habeşistan’a seferi hakkında bilgi bulunmamakla birlikte Hamidullah aşağıdaki gerekçeler nedeniyle bunu muhtemel görmektedir:

Hz. Peygamber’in Habeşistan’a ikinci kafilenin hicretinde Necaşi’ye yazdığı mektuptaki samimi ifadeler, Hz. Peygamber’in bazen özellikle Habeşçe kelimeler kullanması ve Mekkeli tacirlerin Necaşi’nin memleketine sık sık seyahat etmeleri bu ihtimali güçlendirmektedir. Yine Hamidullah’a göre bu seyahat muhtemelen deniz yoluyla gerçekleşmiştir. Hz. Peygamber  (sav) bütün bu süreçte şahsi tecrübeler edinmiş ve ticari hayatında başarılı olmuştur.

Hz. Peygamber’in ticari hayatta yer aldığı süre içerisinde gerçekleştirdiği ticari muameleler ve ortaklıklara göz atıldığında öncelikle ifade etmek gerekirse, ticari hayatında meşru olan muameleleri yerine getirdiği görülecektir. Mesela, satış yapmış ve satın da almıştır. Ortaklık ve vekillik yapmış; aynı şekilde vekil de tayin etmiştir. Peşin alışverişi yanında borçla da almıştır. Bu noktada Hz. Peygamber’in nübüvvetten ve hicretten sonra satın alma akitleri, satıştan daha çoktur. Eldeki bilgilere göre ücret karşılığında çalışan Hz. Peygamber’in (sav), ücret mukabilinde insanlar çalıştırdığı ve vekil kullandığı da anlaşılmaktadır.

AHDE VEFE ÖRNEĞİ

Abdullah b. Ebû Hamsâ ile gerçekleşen bir satış akdine göre Abdullah, Hz. Peygamber’den bir şey satın almış ve ödenecek bir miktar kalmıştır. Kalanı biraz sonra getireceğini söyleyen Abdullah, verdiği sözü unutarak ancak üç gün sonra sözleştikleri yere gidebilmiştir. Oraya gittiğinde ise Hz. Peygamber’in kendisini üç gündür beklediğini öğrenmiştir. Anlaşılan Hz. Peygamber (sav) Abdullah’ın sözleştikleri şekilde geleceğini düşünerek buluşma yerine gelerek onu beklemeyi üç gün boyunca sürdürmüştür.

Ticarî ortaklığına gelince, rivayetlere göre Hz. Peygamber (sav), İslâm öncesi dönemde Kays b. Sâib ile ortaklık yapmıştır. Kays b. Sâib’in sözlerinden Kays’ın, bir ortak olarak Hz. Peygamber’den daha iyi bir ortakla iş yapmadığı anlaşılmaktadır.

Hz. Peygamber, Mekke dışına gittiği ve ortağının kendisine bir iş tevdi ettiği durumlarda, kendisinden istenen işi tam mânâsıyla yapmadan gittiği yerden dönmemiştir. Buna karşılık, ortağına Mekke dışında bir iş havale ettiği durumlarda, ortağı döndüğünde, işin akıbetini değil, ortağının sağlık ve sıhhatini sormakla yetinmiştir.

Alım-satım örneği olarak Hz. Enes b. Malik’ten nakledilen rivayet üzerinde durulabilir. Buna göre Hz. Peygamber (sav) bir yaygı ile bir bardağı satmak isteyerek; “Bu yaygı ile bardağı kim satın alacak?” diye sordu. Bir adam; “Ben onları bir dirheme satın alırım.” dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav), “Bir dirhem üzerine kim artıracak?” buyurdular. Derken bir adam iki dirhem verdi. Hz. Peygamber (sav) de onları ona sattı.

Ödünç alma ve borç ödeme konusunda ise şu örnek oldukça manidardır. Hz. Peygamber (sav) bir kimseden ödünç olarak küçük bir deve aldı. Az sonra sadaka develerinden bir takım develer gelince, Ebû Râfi’e, o şahsa olan deve borcunu ödemesini emretmiştir. Böylece borcunu ilk fırsatta ve gecikmeden ödemiştir. Aynı şekilde Abdullah b. Ebî Rebîa’dan kırk bin dirhem borç alan Hz. Peygamber, borcunu öderken, “Allah aileni ve malını korusun. En iyi borç ödeme, duâ ve borcu geri vermekle olur” buyurmuştur.

Bu konudaki bir başka örnek ise şöyledir:

Hz. Peygamber’den alacağını kaba bir şekilde isteyen bir şahsın tavrından rahatsız olan ashâb-ı kirâmın onun üzerine yürümek istemesi üzerine Hz. Peygamber, “Onu bırakın, zira hakkı olanın konuşmaya da hakkı vardır. Bir deve alıp ona verin” buyurdu. Ashab etrafta ancak adamın alacağından daha güzel bir deveyi bulabildiklerini söyleyince Hz. Peygamber, “Öyleyse onu verin. Zira insanların en hayırlısı, borcunu en iyi şekilde ödeyendir.” buyurdu.

Hz. Peygamber (sav) yine kırk sâ buğday borç aldığı bir kimseye, muhtaç bir duruma düşüp borcunu istemesi karşısında seksen sâ vererek borcunu ödemiştir.

Nitekim Hz. Peygamber (sav); nübüvvetten önce ve sonra, gerek Mekke’de ve gerekse de Medine’de meşru olan ticari muameleleri gerçekleştirmiştir.

Ortaklıklarda Hz. Peygamber’in ticaret hesaplarını her zaman doğru ve dürüst olarak tuttuğu ve ortağı ile hiç bozuşmadığı ve onu aldatmadığı görülmektedir. Nübüvvetten sonra daha çok satın alma akitleri göze çarpan Hz. Peygamber’in (sav), borç konusunda da çok titiz olduğu görülmektedir.

Hz. Peygamber’in (sav)Ticaret ve Tüccar Hakkında Bazı Teşvik ve Yasakları

Hz. Peygamber çalışmayı ve alın teri ile helal yoldan kazanmayı teşvik etmiş ve şöyle buyurmuştur: ‘‘Hiçbir kimse kendi el emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir lokma kesinlikle yememiştir.’’

Hayatı kazanmanın ve geçimi sağlamanın yollarından birisi olan ticareti, bu anlamda teşvik ettiğini de şu rivayette görmekteyiz: “Rızkın onda dokuzu ticarette, onda biri ise sürüdedir.”

Hz. Peygamber (sav), her işinde doğruluk ve dürüstlüğe önem vermiş ve nübüvvetinden önce halk arasında “el-Emîn” sıfatı ile tanınmıştır.Hz. Peygamber, ticaretle meşgul olacak tacirin doğru sözlü, dürüst ve güvenilir olması gerektiğini beyan etmiştir: ‘‘Doğru sözlü, dürüst ve güvenilir tacir, nebîler, sıddîklar ve şehidlerle beraberdir.’’

Hz. Peygamber (sav) ayrıca tacirin cesaretli olması yani risk alabilmesinin önemi üzerinde durmuştur: ‘‘Korkak tacir mahrumdur, cesur tacir ise rızıklandırılmıştır.’’

Ticaret erbabının ve ticaretin konumunu göstermesi açısından Hz. Peygamber’in topluma yaptığı şu ikaz da oldukça manidardır: “Tacirler konusunda size hayrı tavsiye ederim. Onlar ufukların elçileri ve Allah’ın yeryüzündeki emînleridirler.’’

Zamanın gereği gibi ve en iyi şekilde değerlendirilmesi açısından, tüccar da işine erken başlamalıdır. Nitekim Hz. Peygamber,“Allah’ım ümmetimden sabah erken kalkanların işlerine bereket ver.’’ buyurmuştur.

Her konuda olduğu gibi ticari muamelelerde de kolaylık gösterilmelidir. Bu hususa şu hadiste dikkat çekmiştir: “Satarken, satın alırken, alacağını isterken kolaylık gösteren kimseye Allah rahmetini ihsan etsin.’’ Ayrıca ticari emtia mutlaka pazara getirilmeli ve karaborsadan sakınılmalıdır. Zira, ‘‘Pazara mal getiren rızıklandırılmış, karaborsacı ise lanetlenmiştir.” Aynı şekilde alıcı kesinlikle aldatılmamalıdır. Çünkü,“Bizi aldatan bizden değildir.” buyrulmuştur.

Ticari hayata toplumun her kesimi katılmalıdır. Bu anlamda Hz. Peygamber (sav) döneminde erkeklerin yanı sıra kadınların da ticarette aktif rol aldıkları bilinmektedir. Nitekim,‘‘Kayle el-Enmâriyye, Muleyke, Esmâ bint Muharribe ve Havle bint Tuveyt’’ tüccar kadınlar arasında ismi geçenlerdendir. Hatta Hz. Peygamber, durumlarına göre bedensel engellileri bile çalışmaktan alıkoymamış, dilenmekten men ederek onların ticari hayata katılmalarını kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Engelli insanların topluma kazandırılması açısından Hz. Peygamber’in bu konudaki tedbirleri oldukça önemlidir. Bu noktada Münkız b. Amr örneği dikkat çekicidir. Ticaretle meşgul olan Münkız b. Amr isimli sahabinin akli durumunda bozulma ve dilinde tutukluk meydana gelir. Buna rağmen ticarete devam eder ancak aldanır. Hz. Peygamber (sav) ona ticarete devam etmesini ve bu arada “aldatma yok” demesini, satın aldığı malda da üç günlük muhayyerlik hakkına sahip olduğunu satıcıya söylemesini ister.

Diğer taraftan piyasa canlı tutulmalı ve para sürekli olarak piyasaya girmelidir. Zira “Kim bir akar veya ev satıp da parasını onun benzeri bir şeye yatırmazsa, onun bereketini göremez.” buyurmuştur. Buna göre iktisadi hayat açısından paranın tedavülde olması ve piyasada el değiştirmesi gereklidir.

Haram kılınmış malların alım satımı yapılmamalıdır. Yenilip içilmesi haram olan emtianın, aynı şekilde ticaretinin yasaklandığını, ‘‘İçilmesini haram kılan (Allah) satışını da haram kılmıştır.” hadisinde açıkça görmekteyiz.

MEDİNE PAZARI (PEYGAMBER PAZARI)

Hz. Peygamber (sav) ve Müslümanların hicret ettikleri dönemde Medine’de ticari hayata Yahudiler (Kaynukaoğulları) ve müşrikler hâkim idi. Hz. Peygamber (sav) Medine İslâm toplumunu ve idaresi oluştururken bir takım önemli icraat gerçekleştirdi. Medine’de Mescid-i Nebevi’nin ilk olarak inşası, Muâhât (Muhacir ve Ensar arasında kardeşlik), Medine Vesikası (Sözleşmesi-Anayasası), sınır tespiti, nüfus sayımı ve Medine pazar yerinin belirlenmesi en dikkat çekenleridir. Hz. Peygamber (sav) bu icraatı ile bir anlamda Medine’nin dinî, sosyal, idarî, hukukî ve iktisadî yapılanması ile ilgili gerekli adımları atmıştır.

İktisadi anlamda öncelikle müslümanların Medine’nin ticarî hayatında yer almalarını da sağlamak üzere bir pazar yeri tespit ederek burada geçerli olacak ilkeleri de belirlemiştir. Kendisi bizzat Muhtesib olarak pazarı denetlediği gibi hanım sahabilerden Semra bint Nuheyk ve Şifa bint Abdillah’ı da görevlendirmiştir.

Medine Pazarı’nda riba, ihtikar (karaborsacılık), telâkki’r-rukbân (kervanların pazar yerine gelmeden önce bazı sermaye sahipleri tarafından karşılanıp getirdikleri malların toptan satın alınması ve bu yolla tekel oluşturulması), şehirlinin köylü adına satışı ve simsarlık, kabz (bir malın teslim alınmadan satılması), narh (devlet tarafından ticari malların fiyatlarının belirlenmesi), neceş (müşteri kızıştırmak), yalan yere yemin, malı olduğundan farklı göstermek, satıcıların sabit yerler edinmesi, pazar vergisi alınması ve haram kılınmış malların alım satımı yasaklanmıştır.

Bunların bir kısmının özellikle yeni kurulan Medine Pazarı’na has uygulamalar olabileceği akla gelse de, neticede bütün bu ve benzeri emir ve yasakların İslâm dininin ortaya koyduğu çerçevede iktisaden sağlıklı bir yapının oluşturulmasına yönelik bir sürecin unsurları olduğunu düşünmek yanlış olmasa gerektir.

Hz. Peygamber’in Geçimi:

Mekke Döneminde:

1. Hz. Peygamber (sav) Mekke’de 9-12 yaşları arasında, kendisini himaye eden amcası Ebû Tâlib’e destek olmak üzere ücretle çobanlık yapmıştır.

2. Amcası Ebû Talib ile birlikte 12 yaşında Busra tarafına giden ticaret kervanına katılmış ve Hz. Hatice ile evlendiği zamana yakın dönemde daha yoğun olarak ticaretin içerisinde olmuştur. 25 yaşında iken de Hz. Hatice adına ücretle ticaret kervanlarını idare etmiştir.

3. Evlendikten sonra Hz. Hatice’nin ticari işlerini yürütmüştür. Rivayetlere göre, bu arada kendi hesabına ticaret yaparken, Hz. Hatice’nin parasına dokunmadan onun işlerini takip etmiştir. Bu dönemde Hac döneminde panayırlara katılmış, diğer zamanlarda ise Mekke’de toptancılık yapmıştır. Bu esnada ücretli insanlar çalıştırmış ve vekilleri olmuştur. Bu faaliyetleri 30’lu yaşların ortalarına kadar devam etmiş, bundan sonra daha çok tefekkür ve inzivayı seçmiştir.

4. Peygamberliğine yakın dönemlerde Benû Mahzum’dan Kays b. Sâib ile ortaklık kurmuştur. Bu ortak, Hz. Peygamber’in (sav) risaletiyle veya daha sonra müşriklerin bir takım baskılarıyla ayrılmış olmalıdır. Nitekim Kays, Mekke’nin Fethi döneminde müslüman olmuştur.

5. 617-620 yılları arasındaki 3 yıllık boykot döneminde Hz. Peygamber (sav), Hz. Hatice ve Ebû Tâlib, bütün servetlerini tükettiler.

6. Hicrete kadar Hz. Peygamber’in (sav) yanında sadece kızları Ümmü Gülsüm ve Fatıma vardı. Rukiyye evliydi. Bu açıdan çok fazla bir geçim yükü üzerinde yoktu.

Medine Döneminde:

1. Medine’ye geldiğinde hiçbir mal varlığı yoktu. Herhangi bir maaş da almadı. Mekke’deki evlerine de amcaoğlu Âkil b. Ebû Tâlib el koymuş ve satmıştı. İlk yedi ayda, dedesi tarafından akrabası olan Ebû Eyyûb el-Ensârî’nin evinde misafir olarak kaldı.

2. Medine’de pek çok süt, yük ve binek hayvanları edindi; hatta tavukları bile vardı. İbn Sa’d’ın kaydına göre Medine civarındaki meralarda otlayan 7 veya 20 adet devesi, 7 adet keçisi vardı ve her akşam çoban ona iki büyük kırba süt getiriyordu.

3. Hz. Peygamber (sav) bir kısım hayvanlarını kendi imkânlarıyla satın almış, bir kısmını da ona zengin sahabesi hediye etmişti.

4. Bir kısım sahabe ona bahçelerinden birkaç hurma ağacının mahsulünü tahsis ederken, bir kısmı da zaman zaman pişmiş hazır yemek göndermekteydi. Bazen de Hz. Peygamber’in  (sav) hanımlarına onların akrabaları ve dostları tarafından hediyeler gelmekteydi. Bu arada Hz. Peygamber (sav) kendi şahsi idaresine geçen arazilerin gelirlerinden kendisine gelen heyetlere ve şahıslara hediyeler takdim etmiştir.

5. Hz. Peygamber’in (sav) ganimet (humus)ve fey gelirlerinden hakkı vardı.

SONUÇ OLARAK

Çocukluk döneminde çobanlık yaptığı görülen Hz. Peygamber, amcası Ebû Tâlib ile gittiği Busrâ seferinden sonra risalete kadar geçen dönemde ticaret ile meşgul olmuştur. Ticari hayatın gereği olarak seferlere çıkmış, ortaklık yapmıştır. Ancak hiçbir zaman doğruluk ve dürüstlükten ayrılmamıştır. Risaletten sonra da öncelikle daha çok alıcı olarak ticari hayatın içinde olmuş, yerini bizzat tespit ettiği Medine Pazarı’nda ticari faaliyetin meşru sınırlar içinde gerçekleşmesi için gerekli tedbirleri almıştır. Ticari hayatla ilgili aldığı tedbirler ve yasaklarla da ticari hayata yön vermiştir.

Bazı Kaynaklar:

Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslâm, Editör: Vecdi Akyüz, Beyan Yay., İstanbul, 1994.

Çelikkol, Yaşar, İslâm Öncesi Mekke, Ankara Okulu Yay., Ankara, 2003.

Gölcük, Şerafeddin, Kur’an ve Mekke, İz. Yay., İstanbul, 2007.

Güler, Zekeriya, Kırk Hadiste Ticaret, Uysal Kitabevi, Konya, 1999.

Hamidullah, Muhammed, İslam Peygamberi, İrfan Yay., İstanbul, 1972.

Hasan, Hasan İbrahim, Siyasî-Dinî-Kültürel-Sosyal İslâm Tarihi, Terc. İsmail Yiğit vd., Kayıhan Yay., İstanbul, 1985.

İstem, Ek-1, Asr-ı Saadet Özel Sayısı, Konya, 2008.

Kallek, Cengiz, Asr-ı Saadette Yönetim-Piyasa İlişkisi, İz Yay., İst., 1997.

——-, “Asr-ı Saadette Devlet ve Piyasa İlişkisi”, Bütün Yönleriyle Asr-ı Saadet’te İslâm,               Editör: Vecdi Akyüz, Beyan Yay., İstanbul, 1994, III, 403-479.

Kapar, M.Ali, Hz.Muhammed’in Müşriklerle Münasebeti, İlim Yay., İstanbul, 1987.

Sîret Ansiklopedisi, Haz. Afzalur Rahman, Inkılâb Yay., İstanbul, 1990.

Yeniçeri, Celal, Peygamber, Devlet Başkanı, Aile Reisi Hz.Muhammed Yaşadığı ve Yön Verdiği Hayat, 2.bsk., İFAV Yay., İstanbul, 2007.………………………….

Yüksel, Ahmet Turan, İslâm’ın İlk Döneminde Ticari Hayat, Beyan Yay., İstanbul, 1999.

——-, “Bir Tacir Olarak Hz. Peygamber”, Diyanet İlmi Dergi Peygamberimiz                        Hz.Muhammed (SAV)-Özel Sayı-, DİB Yay., Ankara, 2000, s. 136-148.

Prof. Dr. Ahmet Turan Yüksel – N.E.Ü. İlahiyat Fak. Öğretim Üyesi

Ayrıca kontrol et

Sıla-i Rahim/Yakınları Ziyâret

Son on yıllarda şehirleşme arttı. Büyük kentlerde baş döndürücü bir hızla yaşanır oldu. Geceler gündüzlere …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.