Anasayfa / Genel / Görünmeyen Yüzler,Kaybolan Değerler 

Görünmeyen Yüzler,Kaybolan Değerler 

Bir toplum kendine has kültürünü, değerlerini kaybetmeden ilerlerse o toplum temellerini sağlam atarak güçlü hale gelmiş; hayat tarzı olarak ve ekonomik anlamda kalkınmayı başarabilmiş demektir. Daha düne kadar diyebileceğimiz bir zamanda yardımseverlik, hoşgörü, misâfirperverlik, fedâkârlık ve buna benzer daha birçok güzel hasletlerle dolu sözler söylendiği zaman ilk akla gelen bizim toplumumuzdu. Çünkü inancımızın ve kültürümüzün temeli bunlardan oluşmaktaydı. Bir anne çocuğuna ilk eğitimini paylaşma ve yardımlaşma üzerinden vermeye başlayarak onun küçücük yüreğinin sevgi ve şefkat duyguları ile şekillenmesine özen gösterir, çocuğunun ilerleyen zamanlarda îmânlı, iyi bir insan olmasını hedefler, onu “Evlâdım, devletine milletine yararlı insan olmalısın.” öğütleri ile büyütürdü. Tâ ki televizyon adı altında, zararsız gibi görünen, hayatımıza siyah beyaz olarak giren küçücük bir kutunun yaşam şeklimizi etkilemeye başlamasına kadar. O küçücük kutu hayatımıza öyle bir giriş yaptı ki; dostluk dolu dünyamız ağır ağır farklılıklarla tanıştı.

Televizyonla ilk defa tanışan o dönemin büyükleri, gençleri ve çocukları için televizyon eğlenceli, renkli bir yolculuk oldu. Evet! Bizim toplumumuz ilk başta o renkli dünyanın anlattığı giyinmesinden yemek kültürüne, konuşma şeklinden kadın erkek ilişkilerine kadar birçok şeyi yadırgadı. Onların yaşam şeklini ayıpladı. Bu süreç sekiz on sene kadar bu şekilde devam etti. Fakat sonrasında ağır ağır değişimler başladı. Kızlarımız izledikleri pembe dizilerdeki kızlar gibi giyinmeye, onlar gibi konuşmaya başladı. Flört adı altında kız erkek ilişkileri âdetâ bir medenîleşme göstergesiymiş gibi kabullenildi. Babalar, anneler bunu normal bir ilişkiymiş gibi kabul ederek kızlarının erkek arkadaşları ile tanışır oldu. Evde bulunan âile huzuru televizyonla yok oldu.

Bizim inançlarımızda ve kültürümüzde kadının da erkeğin de yüklendiği sorumluluklar belliyken, çağdaşlaşma ve özgürlük adı altında kadınlar televizyon aracılığı ile hem bedenen hem de rûhen sömürülmeye başlandı. Her türlü reklamda ilk ön plana çıkan kadın oldu. Kadınlar ve erkekler kalıplaşmış şekillerin içine oturtularak, televizyonda görülen örnekler gibi olmaları beklentisi doğdu. Çocuklar çizgi filmlerde seyrettikleri karakterler gibi olma özentisi ile büyümeye başladı. Bu zaman sürecinde o renkli dünyanın zehrinin onların beynine ince ince işlendiğinin farkına varmayan âileler televizyonu çocuklarını susturmak için kullanmaya başladı. Televizyonun zarârı ve faydaları elbette ki tartışılabilir. Fakat şu bir gerçektir ki âileler bilinçli olmadığı sürece, çocukların eğitimi için en güzel zaman dilimi olan sıfır-yedi yaş aralığı ihmâl edilmektedir ve o süreçte en büyük kayıp çocuğun televizyon başında geçirdiği saatlerdir.

Çünkü o çocuğa eğitimi annesi değil televizyonda izlediği karakterler vermektedir. O sebepledir ki televizyonun zarârı faydalarından kat kat fazladır. Son yıllarda ortaya çıkan gerçeklerden birisi de dizilerde, reklamlarda, sinema filmlerinde hatta en mâsum görünen çizgi filmlerdeki subliminal mesajlardır. Subliminal veya bilinçaltı mesaj, bir objenin içine gömülü olan işaret ya da mesajdır ve normal insan algısı limitlerinin altında kalmak, o anda fark edilmemek üzere tasarlanmıştır. Subliminal mesajlar, insanın bilinçli dikkati tarafından fark edilmezler. Ancak bu mesajların insanın bilinçaltını etkiledikleri ileri sürülmektedir. Subliminal teknolojisi maalesef çizgi filmlerde, şarkılarda, reklam panolarında, filmlerde kullanılmakta; çocuklara sevgiyi, kardeşliği öğütleyen mâsum zannettiğimiz çizgi filmlerin içlerindeki pornografik resimler, şiddet unsuru içeren görüntüler subliminal mesaj örnekleri olarak gösterilmekte ve bunların beynimizin 25. karesine yerleştiği kabul edilmektedir. Verilen bu mesajlar, daha düne kadar yanlış kabul ettiğimiz düşünceleri benimsememize ve yaşam tarzımızın yavaş yavaş değişmesine sebep olmakta ve bu sâyede eğrilerin sanki doğruymuş gibi beynimize empoze edilmesi sağlanmaktadır. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurmaktadır. “Kendi yapmakta olduklarını, şeytan onlara süsleyip çekici kıldı. Böylece onları doğru yoldan alıkoydu.”1 Maalesef yıllardır insan görünümlü fakat şeytan ruhlu kişilerin; çocuklarımızın beyinlerine her türlü ahlaksızlığı süsleyerek işlemesine, kötü alışkanlıklar edinmelerine sebep olan mesajlar vermelerine, kendi ellerimizle evlerimizin baş köşesine koyduğumuz o mâsum gibi görünen fakat yılandan daha zehirli ve tehlikeli olan o kutu aracılığıyla izin verdik.

Evet, yılanın zehri sadece vücudu zehirler ve onun panzehiri vardır. Tedâvisi kolaydır. Fakat televizyonun, sanal âlemin zehri çocukların, gençlerin, âilenin ve tüm toplumun rûhunu zehirleyerek onların mânen yok olmalarına sebep olur. O zehrin panzehiri ise inancını, kendi değerlerini ve öz kültürünü kaybetmemiş güzel ahlâka sahip bireylerdir. Güzel ahlâk ise ilim ve edep öğrenmekle, iyi insanlarla arkadaşlık etmekle elde edilir. Yüce Allah, Peygamber Efendimiz’i (sav) överken “Gerçekten sen güzel ahlâk üzeresin.”2 buyurmaktadır. Kötü ahlâk da tam bunun tersidir. Câhil kalmak, edepsiz olmak, kötü insanlarla arkadaşlık etmekten meydana gelir. Kendi inancından ve değerlerinden uzaklaşan, edepsizliğin, kötülüğün ve ahlâksızlığın normal kabul edildiği bir toplum her hâlukârda yok olmaya mahkûmdur. Peygamber efendimiz (sav) “Suyun buzu erittiği gibi, güzel ahlâk da günahları eritir (yok eder); sirkenin balı bozduğu gibi kötü ahlâk da ameli bozar.”3 buyurmaktadır. Sonuç itibâriyle; öncelikle çocuklarımızı ve âilemizi evimizin içine kendi ellerimizle yerleştirdiğimiz o kötü arkadaştan korumayı öğrenmemiz ve bunu onlara da öğretmemiz gerekmektedir.

Rabbim cümlemize şuurlu anne babalar olmayı nasîp etsin. Bizi hem kendimiz hem de çocuklarımız için Allah Resûlü’nün (sav) duâ ettiği gibi Allâh’ım! Beni ahlâkın en güzeline yönelt, kötü ahlâktan uzaklaştır. Beni güzelleştirdiğin gibi ahlâkımı da güzelleştir.” diye duâ edebilenlerden eylesin inşâallâh.

Meryem Özcan (Hanımefendi Dergisi Mart 2017)

 

Dipnotlar:
1 Ankebût, 38.
2 Kalem, 4.
3 Taberani

 

Ayrıca kontrol et

Sıla-i Rahim/Yakınları Ziyâret

Son on yıllarda şehirleşme arttı. Büyük kentlerde baş döndürücü bir hızla yaşanır oldu. Geceler gündüzlere …