Geçmişten Bugüne Kıssa ve Menâkıbnâmelerin Toplumsal Hayattaki Yeri / Hasan Taha Dinç

Giriş

Etimolojik olarak menkıbe “din büyüklerinin veya târihe geçmiş ünlü kimselerin yaşamları ve olağanüstü davranışlarıyla ilgili hikâye” demektir. Yâni kıssa, hikâye anlamlarına gelen menkıbe yaşanmış ve yaşanması muhtemel olayları anlatır. Mayası insandır. İnsanın iç dünyâsına hitâb eder; kendini keşfetmesine olanak tanır.    

Bizim toplumumuzda halk hikâyelerine (menkıbelere) ilgi, geçmiş târihlerde daha fazlaydı. Hatırına gelen olacaktır. Bir zamanlar köylerde imkânlar şimdiki gibi değildi, radyo vardı. Çoğu yerlerde elektrik dahî olmazdı. Gaz lambalı odalarda hikâyecinin çevresinde toplanmış dinleyen çocukların gözlerindeki pırıltı gaz lambasından yansıyan ışıktan daha aydınlık… Anlatıcının ağzından çıkan her kelime onlar için bir öğreti, çöldeki bir serap kadar değerli ve anlamlı… Bahsettiğimiz bu sahne ne bir âşıklık geleneğine örnek, ne bir köy seyirlik oyununa, ne de bir meddahlık geleneğine… Bir zamanlar Anadolu’da çocukların yetişmesine katkı sağlayan isimsiz hocaların, Allah aşkıyla yanan yüreklerin, neslimiz bozulmasın diye gayret gösterenlerin sahnesidir. 

Kur’ân’da Kıssa

Belâgat ve fesâhat yönünden en edebî kitap Kur’ân-ı Kerîm’de menkıbelere yer verilmesi boşuna değildir. Nitekim bahsedilen birçok kıssa vardır: “Hızır ve Mûsâ (as), Hz. Nûh (as), Hz. Yûsuf (as) vd.” Bu kıssaları Allah (cc) ders almamız, geçmiş kavimlerin yaptığı yanlışlara düşmememiz için bize ibretlik olarak bildirmiştir. 

Edebiyatımızda Kıssa 

Türk edebiyatında sözlü kültürden yazılı kültüre geçiş dönemi mîlâdî dokuzuncu asır olarak kabûl edilir. Menâkıb-nâmeler iki kola ayrılır. Bunlardan birincisi Allah yolunda savaşanların hayatları Danişmend-nâmelerBattal-nâmeler’dir. İkincisi velîlerin anlatıldığı Saltuk-nâme, Cenknâme türü eserlerdir. 

Cenknâmeler, Mehmet Kaplan’ın1 ifâdesiyle Türkçe’ye yepyeni bir üslûp kazandırmıştır. Alp tipinin sâdece zafer amacı güttüğünü, gâzî tipinin ise fetih ve zafer amacının yanında İslâm’ı tebliğ etmek gibi bir gâye taşıdığını söyler. Köy odalarında okunan Dursun Fakih2’in cenknâmeleri, Hz. Ali’nin kahramanlık hikâyeleri, Battal Gazi’nin küffarla savaşı cihad rûhunu aşılamak içindir. Toplum bu anlatılarla geleneklerini yağmalamak isteyen barbarları yenilgiye uğratmıştır. 

Tezkireler ki en meşhûru Ferîdüddîn Attâr’ın kaleme aldığı Teẕkiretü’l-Evliyâ’ dır. Eserini, velîlerin Kur’ân ve Sünnet’i en güzel şekilde açıklayan sözlerinden hem halkın hem âlimlerin faydalanmasını sağlamak, insanlar üzerinde mânevî etkisi bulunan bu sözler vâsıtasıyla kalplere Allah sevgisinin yerleşmesine vesîle olmak için yazdığını söyler. Attâr ayrıca bu eserinden dolayı, “Kişi sevdiğiyle berâber olur” hadîsinin tecellîsine mazhar olup evliyânın rûhâniyetinden istifâde etmeyi ve şefâatlerine ermeyi ümîd ettiğini söyler.

Sonuç

Netîce îtibâriyle kıssalar; kültürümüzde, edebiyatımızda çok büyük önemi hâizdir. Geçmişten bugüne kıssa ve menkıbelerin toplumsal hayattaki yerini incelediğimiz bu yazının sonunda tezkire ve menâkıpnâmelere birkaç örnek vermek isteriz.

Evvelen; Abdurrahman Câmi’nin “Evliyâ Tezkireleri” başlıklı eseri zikredilebilir. Süleyman Uludağ ve Mustafa Kara tarafından günümüz Türkçesiyle hazırlanan ve Pinhan Yayıncılık tarafından basılan bu eseri okumak hayli keyifli ve faydalıdır. Kendisi Nakşibendî tarîkatına mensup olduğu için büyük oranda Nakşî meşâyıhının menkıbelerine yer veren Abdurrahman Câmi’nin bu eserinin sonuna, Osmanlı ulemâsından Lâmi Çelebi Yûnus Emre gibi Anadolu erenlerinin menkıbe ve hayatlarını da eklemiştir. 

Sâniyen; yakın zamâna kadar pek tanınmayan Âşıkpaşazâde’nin (ö.889/1484’ten sonra) yazdığı Tevârih-i Âl-i Osman adlı eserinin önemi, ilk standart Osmanlı târihinden birisi olmasından gelir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Yıldırım Bâyezid dönemine kadar olan kısmı Yahşi Fakih’in menâkıbnâmesinden, bu târihten II. Murad ve Fatih dönemlerine kadarı ise kendi gözlemlerine dayanarak yazmıştır. Osmanlı pâdişahlarını birer “mücâhid gâzî” olarak görmüş, devletin kuruluşunda Anadolu’da İslâmî kültürün yeşermesinde büyük rolleri olan ahî kuruluşları hakkında bilgiler vermiştir. Birçoğu yurt dışında olan 10’dan fazla yazma nüshası vardır. 

Ek olarak: Türk Târih Kurumu tarafından basılan Ahmet Yaşar Ocak’ın Kültür Târihi Kaynağı olarak Menâkıbnâmeler adlı eseri, bu türün sosyal târihçilik açısından bir kaynak olduğunu anlatır. Ayrıca bu eserde birçok menkıbe ve tezkire örnekleri de vardır. Batıda çok uzun zamandır Hristiyan azizlerinin hayatlarına dâir eserler bir kaynak olarak kabûl edilirken bizim târihçilerimiz bugüne kadar menâkıbnâme türü eserlere ilmî olarak yaklaşmamıştır. Akademik çalışmalarında bu eserleri kaynak olarak göstermemiştir. Son zamanlarda yapılan bâzı çalışmalar müstesna. 

Menâkıbnâmeler gerçek dışı efsânevî olayların anlatıldığı eserler olarak görülmüştür. Ancak, aslında durum böyle değildir. Zîrâ menâkıbnâmeler yazıldıkları dönemin toplumsal zihniyetini yansıtan ürünlerdir. 

Dipnotlar

[1] Edebiyat târihçisi, tenkitçi ve yazar. Başta Türk edebiyatının ürünlerini incelemiş, tenkit etmiş fikir hayatının gelişmesine çok büyük katkılar sağlamıştır.

2 Şeyh Edebâli’nin damadı ve Osman Gazi’nin bacanağıdır. Gazavatnâme adlı eseri meşhurdur. Bkz: (Dursun Fakih, Gazavatnâme, Millet Ktp., Alî Emîrî, Manzum, nr. 1222)

Nisan 2021, sayfa no: 14-15-16

Ayrıca kontrol et

Eğitimde Menkıbe / Alemdar

Eğitimini Rabbimizden alan Cenâb-ı Kibriyâ (sav) “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel kıldı”1 buyurur.Vahyin bitimiyle, Rabbânî …