Anasayfa / Yazarlar / Fatih Çınar / Es’ad-ı Erbilî’nin (ks) Mektûbât’ında Hz. Peygamber’e (sav) Tâbi’ Olmaya Dâir Yaptığı Vurgular

Es’ad-ı Erbilî’nin (ks) Mektûbât’ında Hz. Peygamber’e (sav) Tâbi’ Olmaya Dâir Yaptığı Vurgular

Nefsine sünnet âdâbını benimsetenin kalbini 
Allah ma’rifetruyla kaplar.’
Ebu’l-Abbas Ahmed İbn Ata (ks)1

Cibril Hadîsi’nden hareketle sistemlerini şekillendiren sûfîler, Hz. Peygamber’e (sav) ulaşan silsileleri, nûr-i Muhammedî (sav) düşünceleri, salât ü selâma olan düşkünlükleri, sûret ve sîret açısından Hz. Peygamber’e (sav) benzeme gayretleri ve O’na (sav) tâbi olmaya yönelik sözleriyle Hz. Peygamber’in (sav) sünnet-i seniyyesini muhafazaya âzamî özen gösteren kimselerdir.2 Sûfîler, kalp tasfiyesi ve nefsi ıslah hedefini kısaca ‘sünnet-i seniyyeye tâbi olmak’ formülüyle hayatla buluşturmak için çaba ve gayret göstermişlerdir. Bu anlayışın tâkipçilerinden birisi de son dönemin etkin sîmâlarından olan Es’ad-ı Erbilî (ks) Hazretleri’dir. Es’ad Efendi, maddî ve mânevî gelişim ve ilerlemenin ön şartı olarak sünnet-i seniyyeye tâbi olmayı benimseyen, müridlerini bu anlayış çerçevesinde terbiye etmeye gayret eden bir anlayışa sâhiptir. Bu çalışmamızda Es’ad Efendi’nin sünnet-i seniyyeye tâbi olmaya dâir tesbit ve dayanakları üzerinde durmak istiyoruz. Bu çalışmayla amacımız, Es’ad Efendi örnekliğinde sûfîlerin Kur’ân-ı Kerim’den sonra ikinci kaynak olarak sünnet-i seniyyeyi benimsediklerini ve onlara yöneltilen sünnet-i seniyyeye riâyet etmedikleri yönündeki ithamların gerçekle bağdaşmadığını gözler önüne sermektir.

Es’adErbilî’nin (ks) Mektûbât’ında
Sünnet-i Seniyyeye Tâbi Olmaya Dâir Yaptığı Vurgular

Es’ad Efendi, Mektûbât’ında gündemine aldığı hemen her konuyu âyet-i kerîme ve hadîs-i şeriflerle değerlendirerek İslâm’ın kaynağı olarak bu iki temeli esas aldığını zımnen ifâde etmiştir. Bu tavrıyla Es’ad Efendi sünnet-i seniyyeyi, İslâm’ın en temel kaynağı olan Kur’ân-ı Kerîm’i nasıl anlamamız gerektiğine dâir bir usûl olarak benimsediğini de göstermektedir.3

Es’ad-ı Erbilî (ks), Allah Teâlâ’ya ulaşmak için girilen yol olarak tanımladığı tarîkatın bu özelliğini îfâ edebilmesinin arkasında sünnet-i seniyyeye tâbi olma hassâsiyetinin yattığını ifâde etmiştir. Erbilî (ks), ‘Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana tâbi olun ki Allah da sizi sevsin4 âyet-i celîlesinden hareketle vâsıl-ı ilallâh olabilmenin sünnet-i seniyyeye tâbi olmaktan geçtiğini dile getirmiştir. Ona göre derviş, bedeni uyusa da kalbi uyumadan Allah Teâlâ’yı anmaya/zikre devâm edecek bir olgunluğa ulaşmalıdır ki bunun yolu Hz. Peygamber’in (sav) izini tâkip etmekten geçmektedir. O (ks), dervişin sünnete tâbi olmak ve gece-gündüz zikreden bir kalbe sâhip olarak Mevlâ’ya ulaşmak şerefine nâil olması için duâya sığınmasını da bir mektubunda tavsiye etmiştir.5

Es’ad Efendi’ye göre, tarîkatlarda doğru veya yanlış yolda olmanın kıstâsı sünnet-i seniyyeye tâbi olmak veya sünnet-i seniyyeden uzaklaşmaktır. O (ks), temsilcisi olduğu Nakşibendiyye yolunun en önemli özelliğinin sünnet-i seniyyeye tâviz vermeden uymak olduğunu dile getirerek sünnete hassâsiyet göstermek yönüyle bu yolun üstün olduğunu şu şekilde dile getirmiştir: ‘Evet, sünnet-i Seniyye ve pak Muhammedî nizâma kıl kadar muhalif olmayan Nakşbendiyye velîlerinin büyükleri vâsıtasıyla her türlü münâkaşadan uzak bulunan Hâlidiyye yoluna kalbini bağlayan sâdık ihvânımız için büyük müjdelerin olduğu inkâr edilemez.6

Es’ad Efendi, genel mânâda İslâm âlemindeki düşüşün vahye ve sünnete sarılmamaktan kaynaklandığını, ümmetin tekrar yükselişinin vahye ve sünnete tâbi olmaktan geçtiğini net bir şekilde ifâde etmiştir: ‘Tekrar arz ediyorum ki, eğer İslâm milletinin yükselmesi ve Muhammed (sav) ümmetinin yücelmesi isteniyorsa bu husus ancak Alîm ve Allâm olan Allah Teâlâ’nın emir ve yasaklarına boyun eğip şanlı Resûlü’nün sünnet-i seniyyesine sarılmakla mümkün olacaktır.’7

Erbilî (ks), Mektûbât’ında sünnet-i seniyyenin bir başka boyutuna daha dikkat çekmiştir. O (ks), kişinin boş işlerden yüz çevirip hayâtı dolu dolu yaşayabilmesinin sünnet-i seniyyeye ittibâ etmesine bağlı olduğunu hatırlatmıştır. O (ks), ‘Bütün bunlar Resûlullah (sav) Efendimize tam olarak tâbi olmak sâyesinde gerçekleşecektir. Bunun dışında kalanlar vehimlerden, bâtıl ve bozuk hayâllerden ibârettir. Allah Teâlâ, sizi ve bizi böyle boş şeylerden ve her türlü âfetlerden, safvetiyle âlî derecelere yücelttiği kulları hürmetine, kurtarsın. Onun himmetiyle bizleri makamların en yücesine ulaştırsın.8 şeklindeki hitâbıyla sünnet-i seniyyenin dışındaki yolları bir aldatmaca olarak gördüğünü, kurtuluşun Hz. Peygamber’in (sav) sünnetine tâbi olmaktan geçtiğini ve sünnete olması gerektiği gibi tâbi olabilmek için dervişin duâya sarılması gerektiği kanâatini ifâde etmiştir.

Es’ad Efendi Mektûbât’ında sâlikin mânevî ilerlemesi ve kalb tasfiyesi için de sünnet-i seniyyeye riâyet etmesi gerektiğini ifâde ederek maddî boyutta sünnete ittibâın yanında mânevî yolculuk için de sünnete riâyet edilmesinin zorunlu bir hâl olduğunu dile getirmeye çalışmıştır. Ona göre sâlikin mânevî ilerleyişinde zikrin inkâr edilemez bir tesiri vardır fakat mânevî ilerlemede esas tesir ‘Peygamber size neyi verirse alınız. Neyi yasaklarsa ondan da uzak durunuz.9 âyet-i celîlesine uygun olarak dînin zâhirinde gösterilmiş olan Hz. Peygamber’in (sav) söz ve fiillerinden anlaşılmış olan emir ve yasaklardan kıl kadar sapmamak ve O’nun (sav) yoluna sadâkatle bağlı kalan sâdıklarla berâber olmak şeklinde formülize edilen iki unsura bağlıdır.10 Burada Erbilî’nin (ks) mürşide yapılacak râbıtanın Hz. Peygamber’in (sav) sünnetine tâbi olmak amacına mâtuf olduğu yönündeki kanâatini görmekteyiz. Buna göre râbıta, söz ve fiilleri itibâriyle Hz. Peygamber’e (sav) benzeyen ve O’nun (sav) ahlâkıyla donanmış bir mürşid-i kâmil’e yapılmalıdır ki bundan maksat dervişin her hâlinin sünnet-i seniyyeye uygun hâle gelmesidir.

Es’ad Efendi, bir başka mektubunda da mânevî ilerlemenin sebeplerini zikrederken bu süreçte zikir, ihlâs, samîmiyyet, muhabbet ve üstâdın nazarının büyük bir payı olduğundan bahsetmiştir. Erbilî (ks), mürşid-i kâmilin nazarlarına muhâtab olmak ve bu şekilde şerîatın özüne ulaşmak için dervişin öncelikle dînin zâhirine tam bir itâat ve bağlılık içerisinde olması gerektiğini, bunun yolunun ise sünnet-i seniyyeye harfiyyen tâbi olmaktan geçtiğini söylemiştir. Ona göre, Cenâb-ı Hakk’a itâat etmeyen ve şer’i emirlerini dikkate almayan âsîler hiçbir zaman ve mekânda dîne hizmet eden Allah dostlarının inâyet gözüyle baktığı kimselerden olamazlar.11

Erbilî’nin (ks) kalp tasfiyesi için de sünnet-i seniyyeye tâbi olmayı şart olarak gördüğünden bahsetmiştik. Kendileri bir mürîdine kalbinin tasfiyesi için yaptığı bir duâsında bu hakîkati şu şekilde dile getirmiştir: ‘CenâbHâlikü’l-kevni ve’l-mekân kalbinizi irfan membaı ve latîf rûhunuzu îman deni ve izan ocağı buyursun. Bütün sözlerinizi ve fiillerinizi şerîat-i Ahmediyye’ye uyarak ve bütün hallerinizi tarîkat-i Muhammediyye’ye muvaffak eylesin, âmin.

Bildiğiniz gibi dünyâda kurtuluş sebebi ve âhirette yüksek derecelere ulaşma vesîlesi olabilecek bir şey varsa ancak nur kaynağı Muhammedî güneşten nur alan parlak tarîkat güneşi sâyesinde nişan ve şöhrete aldırmamaktan ibârettir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: ‘De ki: Eğer Allâh’ı seviyorsanız bana tâbi olun ki Allah da sizi sevsin.’12 Allah Teâlâ, bizi ve sizleri îman ve İslâm’ın ve Hz. Muhammed’e (Salât ü selâmın en yücesi O’na ve O’nun ehline olsun) tâbi olmanın lezzetiyle rızıklandırsın.’13

Erbilî’nin (ks) bu mektubunda dervişin kalb sâfiyetine ancak dînin zâhirine uymakla ulaşabileceğini, bunun yolunun da sünnet-i seniyyeye tâbi olmaktan geçtiğini ifâde ettiğini görmekteyiz. Yine Onun (ks), tarîkatı Hz. Peygamber’in (sav) parlayan bir güneşi olarak gördüğüne bir başka ifâdeyle tarîkatı ne kadar Hz. Peygamber’e (sav) tâbi olursa o kadar değerli olarak kabûl ettiğine şâhit olmaktayız. Bu süreçte dervişin duâ ederek Hz. Peygamber’e (sav) tâbi olmak noktasında Mevlâ’dan yardım istemesini ise naklettiği âyet-i kerîmenin emrince hareket etmenin bir gereği olarak gördüğüne kaanî olduğunu anlamaktayız.

Nakledilen veriler, Es’ad Efendi’nin Hz. Peygamber’e (sav) tâbi olmayı Kur’ân-ı Kerîm’in net bir emri olarak gördüğünü ve ancak bu ittibâ sâyesinde kişinin dünyevî ve uhrevî mutluluğu elde edebileceği yönündeki kanâatini açıkça gözler önüne sermektedir. Anlaşılan o ki Es’ad Efendi, Allah Teâlâ’ya giden yol olarak gördüğü tarîkatların Hz. Peygamber’e (sav) tâbi olmaları ölçüsünde değerli oldukları görüşündedir. O (ks), Kur’ân-ı Kerîm’i İslâm’ın asıl kaynağı, sünnet-i seniyyeyi dînin nasıl anlaşılması gerektiği noktasında bir yol gösterici bir başka ifâdeyle bir usûl olarak kabûl etmiştir. Erbilî’nin (ks) bu tesbitleri, tecrübe edilmiş ve olumlu netîce alınmış olması yönüyle, usûl sorunu yaşayan günümüz insanı açısından önemlidir. Vahyi hayâtın merkezine taşıması noktasında sıkıntı yaşayan günümüz insanı, vahiyle hayâtı inşâ etmenin sünnete tâbi olmaktan geçtiği hakîkatini Es’ad Efendi’nin Kur’ân ve sünnet merkezli bu tesbitlerinden bir kere daha görerek iknâ olmalı, kısır tartışma ve çekişmeleri bir kenara bırakıp yaşam kitâbı olan Kur’ân-ı Kerîm’i, sünnet-i seniyye rehberliğinde hayâtına tatbik etmek için var gücüyle çalışmalıdır.

Fatih Çınar

Dipnotlar
1 Abdullah Aydınlı¸ Doğuş Devrinde Tasavvuf ve Hadis, Seha Neşriyat¸ İstanbul 1986¸ s.102.
2 İbn Haldun¸ Mukaddime¸ Tercüme: Süleyman Uludağ¸ Dergâh Yay., İstanbul 1991¸ c.II¸ s.1113;
3 Muhammed Es’ad-ı Erbilî, Mektûbât, Hazırlayanlar: Kamil Yılmaz-İrfan Gündüz, Erkam Yay., İstanbul 2012.
4 Âl-i İmran 3/31.
5 Erbilî, Mektûbât, s.336 (Yüz Yirmi Dördüncü Mektup)
6 Erbilî, Mektûbât, s.114 (Yirmi Yedinci Mektup)
7 Erbilî, Mektûbât, s.394 (Yüz Kırk İkinci Mektup)
8 Erbilî, Mektûbât, s.400 (Yüz Kırk Dördüncü Mektup)
9 Haşr 59/7.
10 Erbilî, Mektûbât, s.72 (On İkinci Mektup)
11 Erbilî, Mektûbât, s.122 (Otuzuncu Mektup)
12 Âl-i İmran 3/31.
13 Erbilî, Mektûbât, s.206 (Altmış İkinci Mektup)

 

 

Ayrıca kontrol et

Sıla-i Rahim/Yakınları Ziyâret

Son on yıllarda şehirleşme arttı. Büyük kentlerde baş döndürücü bir hızla yaşanır oldu. Geceler gündüzlere …