Anasayfa / Kategoriler / Aile Hayatı / Elli Puan Garanti

Elli Puan Garanti

Bir okul ve çok tuhaf öğrencileri hakkında, sizinle bir kısım bilgiler paylaşmak istiyorum bu başlık altında. Bu öğrencileri ben bir türlü anlayamadım. Bu gidişle okulu kapatırlar diye endişem de yok değil doğrusu. Bana mı tuhaf geliyor yoksa gerçekten öyleler mi diye sizinle dertleşmek istedim. Sözü çok uzatmamak için bir örnek üzerinden gideyim istiyorum. Belki olan biteni daha iyi anlatırım siz dostlara.
Söz gelimi üniversitede matematik bölümünü okuyorsunuz ve dört senede bu eğitim tamamlanıyor. Ahmet adlı öğrenci bu bölüme sizden önce başlamış, dört sene boyunca devam etmiş. Her sene konular ve sorular biraz daha zorlaşmışsa da Ahmet ders çalışmaya ve performansını artırmaya devam ederek, başarılı bir şekilde tamamlamış matematik bölümünü. Devlet de diplomasına bakarak onu uygun bir yere matematikçi olarak yerleştirmiş.
Ahmet bitirdikten birkaç yıl sonra siz başladınız aynı bölümü okumaya. Her sene işlediği konuların aynısı veya çok benzeri konuların sizin de önünüze gelmesi gerekmez mi? Ahmet ve arkadaşlarına yüksek matematik konuları ve sorularını, size de dört yıl boyunca dört işlemi öğretmelerini ve buradan soru sormalarını beklemezsiniz her halde.
Birinci yıl toplamayı, ikinci yıl çıkarmayı, üçüncü yıl bölmeyi ve dördüncü yıl da çarpmayı işler ve sadece bu konuda sorulara muhatap olursanız, bunda bir anormallik ve hatta haksızlık olmaz mı?
Ancak benim, hakkında sizinle konuşmak istediğim okulun öğrencileri içinde dört işlemi bile fazla görenler var. Matematik bölümünü okuduğu hâlde, çarpım tablosundan 2×2 değil de 7×7 problemi sorulduğu için isyan edenler var. Daha ilginci, büyük bir çoğunluğu okula sadece gezmek tozmak, yemek içmek ve eğlenmek için geldiğini sanıyor. Bazıları da “Evet, iyi bir matematikçi olmak için geldik.” dese de fazla ders çalışmıyor.
Sizi şaşırtmaya devam edeyim mi?
Bu öğrenciler yeri geldiğinde, kendilerinden önce okullarından mezun olan öğrenci abilerinin ve ablalarının ne gibi zorluklara rağmen nasıl ders çalıştıklarını, en ağır soruları nasıl cevapladıklarını, nasıl takdir teşekkürler aldıklarını ve ne gibi yüksek makamları hak ettiklerini ibretle, takdirle ve hayretle anlatıyorlar.
Kendi eksikliklerini onların başarıları ile telafi edip teselli mi oluyorlar bilemiyorum. Ama nerede ise aralarında geçmişteki başarılı öğrencileri takdir etmeyen yoktur. “Madem öyle gıpta ile bahsediyorsun onlardan, sen de çalışıp şu soruları cevaplasana be kardeşim.” demeden edemiyorsun çoğu zaman. Kendilerinden önceki başarılı öğrenciler hakkında film yapanlar, roman yazanlar, konferans verenler de yok değil. Kimisi de “Ah keşke biz de onların zamanında okula gitseydik, o soruları bir bir nasıl da cevaplardık!..” deyip, hayıflanmakla vakit geçiriyor.
İşin en acı ve dramatik olanı ise, okula devam etmekte olan öğrencilerin birçoğu masasının üzerine bırakılan soruların, kendilerine sorulmuş birer soru olmasından bile habersizler. Tesadüfen önlerine düşmüş bir kâğıt parçası veya başkasına ait sorular olarak gördükleri için, cevaplamak adına en ufak bir adım bile atmıyorlar. Hatta bunlar bir adım daha ileri gidip, kendilerine sorulmuş soruları başkasına nasıl yükleyeceklerinin ve yamayacaklarının peşine düşerek, yükün altından kurtulmaya çalışıyorlar. Yapmayı becerdikleri en önemli şey, kendilerine sorulmuş soruları önlerine atıp kaçacakları birini aramaktır sağda solda.
Kurnazlıkta birkaç adım daha ileri gidenler ise, öyle gizli saklı yamamazlar soruları. Gayet harbi davranıp: “Bak kardeşim, bu sorular benim masamda duruyor, ama gerçekte sana sorulmuş. Lütfen cevaplar mısın? Çünkü önümde durdukça beni rahatsız ediyor, keyfimi kaçırıyor bu sorular.” diyerek ihale ediyorlar problemleri bir başkasına göz göre göre.
Daha devam edeyim mi değerli okurlarım? Sanırım iyice meraklandınız, nerede bu okul ve nasıl öğrencilerdir bunlar diye. Sizleri daha fazla bekletmeden hemen geçiyorum bu okul ve ilginç öğrencileri sizlere tanıtmaya.
Sıkı durun. Zira bu öğrencilerden biri siz olabilirsiniz. Hatta şu anda önünüzde cevaplanmak üzere bekleyen sorular olabilir. “Nasıl yani! Yok canım, daha neler…” dediğinizi duyar gibiyim. İşe okulun adından başlayarak, merakınızı adım adım gidermeye çalışayım:
Okulun adı: Dünya
Öğrencilerin adı: İnsan
Soruların formatı: Sorun.
Yani arada bir “N” harfi kadar bir fark var. Okul hayatı bitmeden “sorular”, dünya okulu kapanmadan “soruNlar” bitmez.
“Hımmm! Eve evet doğru.” diyorsanız işimiz kolaylaştı demektir. Normal okullardan matematikçi, fizikçi, doktor, mühendis… v.b yetiştirmek hedeflenir.
Dünya okulunun amacı ise tektir ve o da “İYİ İNSAN” yetiştirmektir. Kâmil, erdemli, olgun insan da diyenler vardır.
Dünya okulu açıldığından beri, nerede ise hep aynı sorular sorulmaktadır herkese ve öyle de olmalıdır zaten. Bütün soruların amacı, çekirdeğin içinde saklanan ağacın ortaya çıkması gibi, insanın içinde saklanan insanî erdemleri açığa çıkarmaktır.
Dünya okuluna ilk kaydolan Âdem ve Havva, ardından gelen Habil ve Kabil’in sınav soruları ne ise, bizimkiler de ona benzer sorulardır aslında.
“Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenlerin benzeri sizin de başınıza gelmeden cennet’e gireceğinizi mi sandınız?!” (Bakara, 214.)
Âyeti bu noktada bizi uyarmaktadır.
Bu soruların bir kısmı hastalık, musibet, varlık, yokluk, savaşlar, depremler şeklinde sorulurken, büyük kısmı yakınımızda olan insanların eliyle, diliyle veya davranışları ile önümüze konuluyor, masamıza bırakılıyor cevaplanmak üzere.
Baba, anne, eş, çocuk, kardeş, kaynana, gelin, damat, görümce, elti ve daha ismini veremediğimiz yakınlarımız, bizim için soru kaynaklarıdır. Bütün bu soruların amacı iyi bir insan olup olmadığımızı test etmektir.
Sabrımız, öfkemiz, şehvetimiz, inadımız, kıskançlığımız, hasedimiz, hırsımız, sevgimiz, şefkatimiz, merhametimiz, vicdanımız sürekli test ediliyor bu sorular sayesinde. Ve her testten sonra puan alıyoruz. Ve nihayet dünya okulundan mezun olup, diplomamızı alıp gideceğiz öte âleme, kazandığımız yere yerleştirilmek üzere.
Habil Kabil’e sormuş, Kabil de Habil’e. Biri doğru, diğeri de yanlış cevaplamış.
Evde, apartmanda, mahallede, sokakta, yolda, çarşıda, pazarda… Herkes durmadan birbirine soru soruyor, ama çoğumuz bunların soru olduğunun farkında bile değiliz. Bu sorular kimimizin öfkesini, kimimizin iffetini, kimimizin kıskançlığını, kimimizin sabrını, kimimizin vicdanın,.. ve hakeza test eder.
“Adama bak kardeşim”, ”Ne biçin insanlar bunlar?”, ”Belaya çattık yine, nereden çıkıyor karşıma böyle insanlar anlayamıyorum?”, “Böyle eş mi olur?..”, “Bu kayınvalide beni mi buldu?”, “Seni doğuracağıma taş doğursaydım!..”, “Sen adam gibi davran ben de adam gibi davranayım?”, “Böyle anne baba mı olurmuş?..” Çalış sen de kazan!..”, …
Yukarıdaki cümlelerin her biri aslında cevaplanmak üzere bize sorulan soruları görmezden gelmenin, cevaplamaktan kaçınmanın veya yaşanan olayın bize sorulmuş bir soru olduğundan habersiz olmanın tercümesidir.
Bizden önce yaşayıp soruları doğru cevaplayanları da durmadan takdir ederiz. “Şöyle sabırlı bir kayınvalidem”, “huysuz adama sabreden ninem”, “fedakâr dayım”, “merhametli amcam”, “kızmayan yengem”, “Firavun’a bile dayanan Asiye”, “hastalığa sabreden Eyüp”, “iffetini koruyan Yusuf”, “öfkesini yenen Zekeriya”, “şefkat ve iffet abidesi Meryem”, “huysuz babasını idare eden İbrahim”, “karısına tahammül eden Nuh”, ve daha nice başarılı örnekleri sıralarız birbirimize.
Bununla da yetinmez hayatlarını filim yapar, haklarında romanları yazar konferanslar veririz.
Danışmanlık sürecinde gördüğüm kadarı ile çoğumuz bu dünya okulunda imtihanda olduğumuzu unutuyoruz. Karşılaştığımız hiçbir insan ve hiçbir olay rastlantı eseri değildir. Sınanmak için bize sorulmuş bir sorudur. Zira evrende tesadüf yoktur.
Bu konuda size bir iki kopya vererek cümlelerimi tamamlamak isterim.
Eli, dili veya davranışı üzerinden, seni sınamak üzere ortaya çıkan kişiye nasıl davranacağınıza dair vereceğim ipucum şudur:
Senden önce bu dünya okulunu başarılı bir şekilde bitiren ve senin de takdir ettiğin kişileri hatırla ve onlar gibi davran.
Kısacası yapman gereken şey insan gibi, insana yakışır şekilde davranmaktır diyebilirim. Zira zaten sınanan şey insanlığımızdır.
İkinci ipucum ise, sadece eşinden sana gelen soruları doğru cevaplarsan, yüz üzerinden elli puan garanti demektir. Anne baba ve çocuklardan otuz, diğerleri ise yirmi puanlıktır yaklaşık olarak.
Hem eş soruları en ağır ve en sık karşımıza çıkan sorular olduğu için, bu sorular üzerinde yapacağın çalışma ve ortaya koyacağın başarı performansı sayesinde, diğer sorular çok kolay gelir sana.
Çok zorlanırsanız, soruların sahibi olan zata sığının, olur ya bakarsın soruyu değiştirir veya kolaylaştırır!.. “Rabbim kolaylaştır, zorlaştırma…” duası bunun için yapılmaktadır.
Soru çözme aşamasında şu veciz ifade size ziyadesiyle güç kuvvet verir diye düşünüyorum:
“Cennet ucuz olmadığı gibi, cehennem de lüzumsuz değildir.”

Ferhat Aslan
Âile Danışmanı ve Psikoterapist

Ayrıca kontrol et

Aşksızların Dili Yoktur!

Aşksızların Dili Yoktur! Saliha Malhun Arz yuvarlağı üzerinde en çok konuşulan dil hangisidir diye sorsak, …