el-Aliyy (cc) / Dr. Mehmet Sürmeli

el-Aliyy (cc): İzzet, şan, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce; kuvvet ve kudret sâhibi. Yücelik ve hükümranlıkta kendisine eşit veya kendisinden daha üstün bir varlık bulunmayan, mutlak olarak yüce olan, örf, akıl ve din açısından övgüye değer bütün müsbet nitelikleri kendisinde toplayan, yine örf, akıl ve din açısından yerilmiş bulunan ve ulûhiyyetle bağdaşmayan bütün menfî niteliklerden münezzeh bulunan1 Yüce Allah anlamında Allâh’ın esmâ-i hüsnâsından biridir. el-Aliyy ismi Kur’ân-ı Kerîm’de sekiz yerde Rabbimizin ismi olarak geçmektedir. Peygamber Efendimiz de esmâ-i hüsnâ içerisinde el-Aliyy’i de saymıştır. (Tirmizî, Daavât, 82)

 El-Aliyy ve benzeri isim ve sıfatların ifâde ettiği yüceliğin Allâh’a nisbeti üç ayrı şekilde düşünülebilir: 1. Yücelik ve kudrette hiçbir şeyin Allâh’a denk olmaması. Bu durumda Alî tenzîhî sıfatlarından olur. 2. İlâhî kudret ve yüceliğin her şeye hâkim olması. Bu durumda ise Alî mânevî sıfatlardan biri sayılır. 3. Allah Teâlâ’nın her şeyi fiilen tasarrufu altında bulundurup idâre etmesi. Buna göre de Alî fiilî sıfatlar grubuna girer.2

Kur’ân birçok âyette Allah Teâlâ’yı “el-Aliyy” ismiyle zikretmiştir. Mutlak yüceliğin ve izzetin sâhibi olan Allah (cc), izzetin ve ulviyetin îmanla kazanılan bir vasıf olduğuna işâret etmiştir. Yücelik ve izzet îmanla kazanılır, sâlih amelle takviye edilir. Bu hükme göre peygamberler ve mü’minler de izzet ve yücelikle muttasıftırlar. Kişi îman ve İslâm nîmetinden mahrûm ise izzet ve ulvîlikle anılmaz. Bu anlamda hiçbir kâfir yüce değildir ve küfür ehli izzetten de yoksundur. Kur’ân terbiyesinden geçen Müslümanlar, kâfirleri ve din düşmanlarını aslâ yüceltmezler. Unutulmamalı ki tercîh edilen küfür, kişiyi beşeriyet makâmının bile altına düşürür ki orası hayvandan bile beter olmaktır. İslâm’ın yüceliğini ifâde eden Hz. Peygamber (sav), onun üzerine yücelmenin imkânsızlığını belirtmiştir. Bu yaklaşımı ve izahı ile ideolojik düşünce biçiminin değersiz ve Allah katında boş oluşuna atıfta bulunmuştur.

Allah Teâlâ yüceliğini Âyetelkürsî’de ifâde buyurmuştur: “Allah, kendisinden başka ilâh olmayan bir tek ilâh, kulluk ve itâate lâyık yegâne otoritedir. Hayy’dır (dâimâ diridir, hayâtın biricik kaynağıdır); Kayyûm’dur (kâinâtın nizâmını elinde bulunduran, bütün varlıkları koruyup gözeten, yöneten ve yönlendiren O’dur. Her şey O’nun kudret ve irâdesiyle varlık ve intizâmını sürdürmektedir. O’nun kudret ve irâdesi kesintisizdir). Ne bir uyuklama tutar O’nu, ne de bir uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. O’nun izni olmaksızın, huzûrunda kim şefâat edebilir? (Cezâyı hak eden zâlimleri azaptan kim kurtarabilir? O, kullarının) önlerinde ve arkalarında olan her şeyi bilir. (Onların yaptıkları ve yapacakları, bildikleri ve bilmedikleri, açıkladıkları ve gizledikleri, yapıp gönderdikleri ve geride bıraktıkları her şeyi bilir.) Oysa onlar, Allah dilemedikçe, O’nun ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun sonsuz kudret ve hükümrânlığı, gökleri ve yeri kuşatmıştır. Bunların korunup gözetilmesi O’na aslâ zor gelmez. Gerçek yücelik, gerçek büyüklük sâdece O’na âittir.”3 Rabbimiz mutlak yüceliğini Kur’ân’ın zirvesi olan bu âyette tanıtmıştır. Müslümanlara düşen görev, bu ve benzeri âyetlerden yola çıkarak Allah Teâlâ’nın yüceliğini anlamaya çalışmak ve bu yücelik sâyesinde hayatlarına anlam vermektir. El-Aliyy isminin, Azîz, Kebîr, Azîm, Müteâl, Samed isimleriyle anlam yakınlığı vardır.

Allah Teâlâ’nın el-Aliyy ismindan nasîbini alan bir Müslüman, izzeti Allâh’ın, Rasûlü’nün ve mü’minlerin yanında arar. Hiçbir kâfirin, müşrikin, münâfıkın, zâlimin, fâsıkın, masonun, sosyalistin ve kapitalistin yanında izzet aramaz. Müslüman olarak izzetini yok edecek bir davranışta aslâ bulunmaz. Kâfirlere, müşriklere, münâfıklara ve zâlimlere “Efendim” diye hitâb etmez. Dünyâlık için dînini aslâ fedâ etmez. Put ve putperestlere saygı duymaz. Yortularına katılmaz. Hakkı gerektiği yerde uygun dille söyler ama gizlemez. Hakkı tahrîf ve tebdîl etmez. Haksızlık karşısında dilsiz şeytan durumuna düşmez. İdeolojik yapılanmanın hâkim olmaması veya var olan hâkimiyetine son vermek için gece gündüz çalışır. Kişiye izzet ve şeref kazandıran şeyin îman ve İslâm nîmetleri olduğunu bildiği için îmanda ve İslâm’da derinleşir. Müslümanın nazarında İslâm kimliğinden daha büyük kimlik yoktur. Hayâtın sevk ve idâresinde kâfirlere, münâfıklara ve zâlimlere aslâ velâyet hakkı vermez. Bu isimle müsemmâ bir Müslümanın nazarında insanların kıymeti, el-Aliyy olan Allah Teâlâ’ya hizmetleriyle doğru orantılıdır. Kısacası el-Aliyy olan Allâh’a hizmet etmeyenin ulviyetten zerre kadar payı yoktur.

Dipnotlar
1 Cürcânî, Tarifat, s. 157.

2 Topaloğlu, Bekir, Alî maddesi, TDV, Ansiklopedisi.

3 Bakara 2/25

Şubat 2021, sayfa no: 30-31

Ayrıca kontrol et

Dil Edebi / Alemdar

Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hakk sözden kelâmdan, kalemden satırdan, beyandan, “mantıkuttayr”dan bahis buyurur. Bu vâsıtalarla hakkı …