Eğitimde Menkıbe / Alemdar

Eğitimini Rabbimizden alan Cenâb-ı Kibriyâ (sav) “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel kıldı”1 buyurur.Vahyin bitimiyle, Rabbânî ilham ve terbiyeyle ârifân-ı İlâhî, devrine ışık tutmuştur. Sahîh îtikadla beyinler durulmuş, kalbler süzülmüş, hayâta, asr-ı saâdet neşesi verilmiştir. Sünnet-i Seniyye ile Sevgili Peygamberimiz’in hayâta geliş sırrı nakşolmuştur. “Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidâyet ve hak din ile gönderen O’dur. Şâhit olarak Allah yeter.”2

Hayâta hükmedecek inanç sistemi olan Hak Din hâkim olsun diye göndermiştir Cenâb-ı Hakk Habîb’ini. Hilâfet görevini üstlenen mü’min kul da, yaratılış gâyesine uygun ortamı hazırlamak için gayret gösterir. Gâye ve maksadından hiç şaşmaz. Çünkü Mevlâ kuluna bir hedef seçmiştir. “Mutlak otorite ve egemenlik anlamına gelen din, tamâmen ve yalnızca Allâh’ın irâdesine uygun bir hâle gelinceye kadar onlarla savaşın!”3

“Yaratan (yarattıklarını) bilmez mi? O kullarına karşı çok lütufkâr ve kullarının her şeyinden haberdâr olandır.”4 Yaşamımız için en güzel ortamı hazırlamıştır. Hayatta karşılaşacağımız bütün sorunları misâl ve menkıbelerle sunmuştur Yüce Rabbimiz. Sûre-i Yûsuf (as) kıssa olarak, Türkçe’de ‘aslı olmayan bir olayın sözlü veya yazılı olarak anlatımı’ değil, haberleri İlâhî kelâm olan gerçeklerdir. 

Kur’ân kıssalarının amacı, Sevgili Peygamberimiz’e (sav) inanmayan nasipsiz müşrikleri uyarmak ve mü’minlerin yaşadıkları sıkıntılara karşı dayanma güçlerini arttırmaktır. Gönüllere metânet ve sürûr vermektir. “Ey Peygamber! Bak, geçmiş Peygamberlerin başından geçen olaylar arasından, senin yüreğini pekiştirecek olan her şeyi sana anlatıyoruz. Böylece, bu kıssalar çerçevesinde sana hakîkat bilgisi ulaşırken, mü’minlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiş bulunuyor.”5

Kıssalar insanları hak yola kılavuzlamak, aynı zamanda öğüt ve eğitimidir. “(Rasûlüm!) Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücâdele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidâyete erenleri de çok iyi bilir.”6 Kur’ân-ı Kerîm nasîhat ve hikmettir zâten. Kıssaların çoğunluğu ahlâkî konulardır. Kıssalar, menkıbeler Mukaddes Kitâb’ımızın indiriliş gâyesiyle örtüşür.

Kur’ân-ı Kerîm’de Peygamberlerin Aleyhimüsselâm kıssaları çok geniş bir yer tutar. İbrâhîm (as)’ın menkıbesi, doğruyla yanlışı, aydınlıkla karanlığı, hakla bâtılı ayırma, vahyin ölçüsü içerisinde aklın değerini ifâdeyle, ilimde çığır açmıştır. Nemrut’un ilâhlığını yerle bir etmiş, Nemrut/o topal bir sivrisineğe yenik düşmüştür. İlmî hakîkatleri ne güzel bildirmiştir Kur’ân-ı Kerîm’in mûcizevî beyânıyla. “Allah kendisine mülk (hükümdarlık ve zenginlik) verdiği için şımararak Rabbi hakkında İbrâhîm ile tartışmaya gireni (Nemrut’u) görmedin mi! İşte o zaman İbrâhîm: Rabbim hayat veren ve öldürendir, demişti. O da: Hayat veren ve öldüren benim, demişti. İbrâhîm: Allah güneşi doğudan getirmektedir; haydi sen de onu batıdan getir, dedi. Bunun üzerine kâfir apışıp kaldı. Allah zâlim kimseleri hidâyete erdirmez.”7 Müşriklerin akılsızlıklarını da “yuf size” diye yüzlerine haykırır. “İbrâhîm, “Mâdem öyle!” dedi, “Ne diye Allâh’ı bırakıp da, size hiçbir fayda veya zarar veremeyecek kadar âciz olan bu şeylere tapıyorsunuz?” “Güya aklı başında adamlarsınız, utanın şu hâlinizden! Size de, Allâh’ı bırakıp taptığınız şeylere de yazıklar olsun! Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?”8

Mûsâ (as)’ın levhalarında geçen hakîkatler, hukuk nizâmını ortaya kor. Allah Teâlâ ile insanlar arasındaki ilişkileri ve insanlar arası münâsebetleri düzenler. “Biz bu levhalara, Allâh’ın rızâ ve gazab yollarını anlatan Müslümanca yaşamaya dâir çeşitli nasîhatleri ve insanlığı dünyâ ve âhirette kurtuluşa iletecek her şeyin açıklamasını Mûsâ için yazmıştık. Ve buyurmuştuk ki: “Bunlara sıkıca sarıl! Halkına da emret; bunu en güzel şekilde tutsunlar.”9

Dâvûd (as) devri, uluslar arası ticâretin gerçekleştirildiği devir olmasıyla ekonominin temelleri atılmıştır. “Onun hükümdarlığını güçlendirmiş, kendisine hikmet ve anlaşmazlıkları bitiren konuşma yeteneği vermiştik.”10

Îsâ (as)’ın zamânında ahlâkî kurallar ortaya konmuştur. Îsâ (as)’ın ahlâkî kurallarından sâdece bir misâl: “İnsanı kirleten, insanın içinden çıkandır. Çünkü kötü düşünceler, ahlâksızlık, hırsızlık, cinâyet, zinâ, açgözlülük, kötülük, hîle, sefahat, kıskançlık, iftirâ, kibir ve akılsızlık içten, insanın yüreğinden kaynaklanır. Bu kötülüklerin hepsi içten kaynaklanır ve insanı kirletir.”

İbrâhîm (as) ile ilmin, Mûsâ (as) ile hukûkun, Dâvûd (as) ile ekonominin, Îsâ (as) ile de ahlâkî esasların temelleri oluşturulmuştur. Bütün bunların asıl kaynağı, Sevgili Peygamberimiz (sav) hâtemül enbiyâ Muhammed Mustafâ’ya (sav) indirilen Kur’ân-ı Kerîm’dedir. Temsîlî anlatım tercîh edilir kıssa ve menkıbelerde. Eğitim ve öğretimde en geçerli yoldur menkıbe. Örnek şahsiyetleri ifâde etme bakımından menkıbelere çok ihtiyaç duyulur.

Öğrenciler üzerindeki etkisini artırmada derslerin, menkıbelerden yararlanılması gerekmektedir. İnsanlara dînî, İslâmî, ahlâkî değerleri, ecdâdına saygı, milletine sevgi gibi birtakım değerleri kazandırmada menkıbenin yeri büyüktür. Öğretim materyali olarak menkıbe çok etkilidir. Ne kadar bilimsel olarak dersler verilse bile, menkıbe derslerin kavranmasında faydalıdır.

Kur’ân-ı Kerîm’de misâl ve menkıbeler önemlidir. “İbrâhim “Rabbim! Ölüleri nasıl diriltiyorsun, bana göster!” deyince, Rabbi “Yoksa inanmıyor musun?” demişti. O “Hayır inanıyorum, fakat kalbim tam kanâat getirsin diye” cevâbını verdi. Rabbi: “Kuşlardan dört tâne al, onları kendine alıştır, sonra (parçalayıp) her bir tepeye onlardan bir parça bırak, sonra onları çağır. Koşarak sana gelecekler ve şunu bil ki, Allah hep gâliptir ve hikmet sâhibidir” buyurdu.11

Hadîs-i şeriflerde de misâller ve menkıbeler çok yer tutar. Ebû Mûsâ el-Eş’arî (ra)’den rivâyet edildiğine göre, Nebî -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur: “Kur’ân okuyan Mü’min turunçgiller gibidir. Kokusu hoş, tadı güzeldir. Kur’ân okumayan Mü’min hurma gibidir; kokusu yoktur tadı güzeldir. Kur’ân okuyan münâfık fesleğen gibidir. Kokusu hoş fakat tadı acıdır. Kur’ân okumayan münâfık Ebû Cehil karpuzu gibidir, kokusu yoktur ve tadı da acıdır.”12

Hakk’ın dostları da menkıbe ve misâlleri çokça zikreder irşadlarında. Mevlânâ kurtla kuzuyu misâl verirken, hayrı şerri ve sadâkati anlatır. Beydaba “Kelile ve Dimne” hikâyelerinde, tilki, güvercin, leylek misâlini verir. Siyâset ve erdemliliğe işâret eder. Mehmet Âkif, Küfe şiiriyle sosyal dramları anlatır.

Verilen misâl ve anlatılan menkıbelerden alacağımız çok, ama pek çok dersler var. Cüneyd-i Bağdâdî (ks) “Murâkabemde, Allah Teâlâ’nın beni müşâhede ettiğini tefekkürde, bana bir kedi yol gösterdi.” buyurur. ‘Yolda bir kedi gördüm. Kedinin fare deliğini gözetlerken, tüyünü bile hareket ettirmediğini müşâhade ettim. Bunun üzerine kalbime şöyle bir nidâ, ses geldi: “Benim aşkımı, tecellî ve nûrumu gözlemede, himmet ve gayretini bir kediden daha aşağı tuttun.”’ Bu söz üzerine, maksat ve gâyesine ermiştir.

Bâyezid-i Bistâmî (ks) bir köpeğin, hâl diliyle: “Benim suçum ne ki bana köpek derisi, sana ise insanlık hil’atı giydirdiler?” dediğini işitir. Üzerim kirlenip, abdestime engel olmasın diye köpekten kendini koruyunca da: “Üzerin pis ise, onu yedi bardak su temizler. Ama senin eteklerini çekişin kibrinden ise, yedi deryâ bu kiri temizleyemez.” der. Bâyezid (ks): “Gel seninle arkadaş olalım da bana hatâlarımı haber ver” deyince, köpek: “Yâ Bâyezid! Sen, halkın makbûlüsün, ben ise merdûduyüm. Bir meclise varsan, seni başköşeye oturturlar. Beni ise kapı dışarı atarlar.” Köpek devamla der ki: “Sen tevekkül ehli de değilsin. Senin evinde bir küp buğday var, benim ise hiçbir şeyim yok. Allâh’a teslim olur, ne bulursam onu yerim.” Bâyezid (ks), bu sözler karşısında, gözyaşlarıyla şöyle seslenir: “Âriflik iddiasında bulunan Bâyezid’e köpekler de yoldaş olmuyor.”

Menkıbelerle verilmek istenen “Tevhîd”dir. Kehf sûresinde anlatılan Ashâb-ı kehf, zâlim devlet reisine karşı Allah Teâlâ’nın birliğini haykırdılar korkusuzca. “Ve sarsılmaz bir cesâret ve kararlılıkla yüreklerini perçinlemiştik. Hani onlar, zâlim yöneticilerin karşısına dikilerek haykırmışlardı: “Bizim kendisine boyun eğeceğimiz biricik Efendimiz, göklerin ve yerin gerçek sâhibi, yöneticisi ve Rabb’i olan Allah’tır! Bu yüzden biz, O’ndan başka bir ilâhın egemenliğini aslâ tanımayacak; zulüm sistemini ayakta tutmak için uydurduğunuz o sahte ilâhlarınıza hiçbir zaman yalvarıp yakarmayacağız! Aksi hâlde, Rabb’imizin aslâ râzı olmayacağı saçma bir söz söylemiş oluruz!”13

Bütün Peygamberlerde “Tevhîd” mücâdelesi var. Nûh (as)’ın tevhîde, Hakk Teâlâ’ya ve resûllerine itâate dâveti, bütün resûllere tercümandır. “Şöyle ki; yalnızca Allâh’a kulluk edin, O’na yürekten saygıyla bağlanın ve O’nun buyruklarını size ileten bir Elçi olarak bana itâat edin!”14

Sevgili Peygamberimiz’e (sav) müşrikler, “Putlarımıza bâtıl deme de, sana en güzel kadını nikâh edelim. En verimli arâziyi tapulayalım. Başımıza şâh edelim” dediklerinde, Sevgili Peygamberimiz şu târihî sözü söyledi: “Ey amca! Allâh’a yemîn ederim ki güneşi sağ elime, ayı da sol elime verseler yine de bu dâvâdan vazgeçmem, Ya Allah bu dîni hâkim kılar ya da ben bu yolda yok olur giderim.”15

Yediden yetmişe herkese, menkıbelerle inanç esaslarını, ibâdet ve ahlâk kurallarını, anlayacakları dille vermelidir. Bal yiyene süt, süt içene de bal verilmez. Sevgili Peygamberimiz (sav): “Biz peygamberler topluluğu, dâimâ insanların seviyelerine inmek ve onların anlayabilecekleri şekilde konuşmakla emrolunduk.”16 Peygamberimiz (sav), dünyâlık arzular ile ecel arasındaki bağı geometrik bir şekille anlatır. “Rasûlullah (sav) dört köşeli bir şekil çizdi. Şeklin ortasına da dışarı çıkan bir çizgi çizdi. Sonra da şeklin kenarından ortadaki çizgiye doğru küçük çizgiler çizdi ve şöyle buyurdu: “İşte şu insan, şu da onu kuşatan ya da kuşatmış olan ecelidir. Dört köşeli şekilden (kareden) dışarı çıkan (çizgi de) onun emelidir. Şu küçük çizgiler de (onun başına gelebilecek olan) sıkıntılardır. (İnsan bu sıkıntılardan) birinden kurtulsa başına diğeri gelir. Ötekisi onu ıskalarsa beriki ona diş geçirir.”17

Dipnotlar: 

[1] Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, I, 12.

2 Fetih, 48/28.

3 Enfâl, 8/39.

4 Mülk, 67/14.

5 Hûd, 11/120.

6 Nahl, 16/125.

7 Bakara, 2/258.

8 Enbiya, 21/66-67.

9 A’raf, 7/145.

10 Sâd, 38/20.

11 Bakara, 2/260.

12 Müslim, Müsafirin, 243.

13 Kehf, 18/14.

14 Nûh, 71/3.

15 Sîretu İbn Hişam, 1/266; Beyhakî, Delail’u’n-Nübüvve-şamile- 2/63.

16 Zebidî, İthaf’u Sade, 2/65.

17 Buhari, Rikak, 4.

Nisan 2021, sayfa no: 4-5-6-7-8

Ayrıca kontrol et

Felâsife Hakkında / Mahmûd Sâmî Ramazanoğlu (ks)

Dârü’l-harb küffârının put-perest halleri, felâsifenin hâlinden ahsendir. Çünkü muzâyaka hâlinde Hakk Celle ve A’lâ’ya ilticâ …