Anasayfa / Editör'ün Seçtikleri / Efendimiz’in (sav) Özel Hayâtından Sünnet ve Tavsiyeler

Efendimiz’in (sav) Özel Hayâtından Sünnet ve Tavsiyeler

Yolculuk
Allah Resûlü yolculuğa genellikle perşembe günü çıkardı. (Ebu Davud-3162, Buhârî, K.S.-2180) Bir müfreze veya ordu gönderdiğinde sabahleyin gönderirdi. “Allâh’ım, sabah erken saatlerinde ümmetine bereket ver.” (Ebu Davud, Tirmizî-3163) Sefere çıkan kişinin dostlarıyla selâmlaşmasını, onların hayır duâlarını almasını isterdi. (Mu’cemül Evsat-3202)

Bir kimsenin yalnız başına uzun bir yolculuğa çıkmasını aslâ uygun görmezdi. (Buhârî, Tirmizî, K.S-2182) İki kişinin de sıkıntı oluşturabileceğini ama üç (bir rivâyette dört) kişi olunca şeytânın onlara zarar veremeyeceğini ifâde etmişti. (Ebu Davud, Tirmizî-3168, K.S.-1073, Muvatta, 3166, K.S.-2183,2184) Böylesi; yol güvenliği, dostluk, yardımlaşma, şeytâna uymama anlamında daha sonuç alıcıdır.

Üç kişi sefere çıktığında, birinin muhakkak imam/reis/grup başkanı olmasını emrederdi. (Ebu Davud-3169, K.S.-2185)

Kocası seferde olan bir kadının yanına (evine) erkeklerin girmesini uygun görmezdi. (Tirmizî, K.S.-2200)

Allah Resûlü her Cumartesi yaya veya binekli olarak Kuba’ya gider, orada iki rekât namaz kılar ve insanlarla görüşürdü. (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Nesei, İbn-i Mâce-3807)

Resûlullah (sav), yolculuğa çıktığı zaman en son vedâlaştığı, kızı Hz. Fâtıma (ra) olurdu. Sefer dönüşü de ilk olarak yanına gittiği kişi yine o olurdu. (Ebu Davud-5830)

 

YOLA ÇIKIŞ

Resûlullah (sav), sefere çıkanları duruma göre uğurlar, onlara duâ eder (Taberâni-3204), hayır dileklerde bulunurdu. “Allah sana azık olarak takvâyı versin. Allah günahlarını bağışlasın. Nerede olursan ol, Allah sana hayrı kolaylaştırsın!” (Tirmizî-9396)

Yola çıkan kimselere tavsiyelerde bulunurdu. “Sana Allah’tan korkmanı ve yol boyu aştığın her tepenin başında tekbir getirmeni tavsiye ediyorum.” (Tirmizî, K.S.-1835)

Efendimiz (sav), yolcu ettiği şahsın elini tutar, o bırakmayıncaya kadar da bırakmaz (Ebu Davud, Tirmizî-9398), vedâlaştığı zaman da şöyle derdi: “Dînini, emânetini ve amelin sonuçlarını Allâh’a emânet ederim.” (Ebu Davud, Tirmizî-9397, K.S.-1836)

Tarağı, misvakı dâimâ berâberinde olurdu. Sakalını tararken de aynaya bakardı. (Taberânî-5924) Yolculuk yaparken yanına, bakım için yağ, tarak, ayna, misvak, makas, sürmedanlık alırdı. (Taberânî-5925)

Bir kadının, (kocası, oğlu, babası, kardeşi gibi) bir mahremi olmadan tek başına uzun yolculuk yapmasını hoş görmezdi. (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, İbn-i Mâce-3183, K.S.-2194, K.S.-c.9 s.223)

Efendimiz (sav) yola çıkarken, “Yâ râşid: Uğurlar olsun!” ve “Yâ necîh: Hayırlı muvaffakiyetler!” denmesinden hoşlanırdı. (Tirmizî, K.S.-4091) Vâsıtaya binince “Bismillâhirrahmânirrahîm” denmesini tavsiye ederdi. (Müsned, Taberânî-3217)

Yola çıkmadan önce duâ ederdi. Allâh’a hamd eder, O’nu tesbîh eder, üç kere tekbir getirirdi. Sonra da yolculuğun yorgunluğundan, dönüş sıkıntısından, dağınıklıktan, mazlumun âhından, dönüp de âileyi ve malı kötü halde bulmaktan Allâh’a sığınır (Müslim, Nesei, Tirmizî-9401), yolculuğun zorluklardan uzak ve kolay geçmesi, geride kalanların âfiyette olması, üzücü durumlarla karşılaşmamak için Allâh’a yalvarırdı. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizî-9393)

Rasûlullah (sav), şu duâyı da yapardı: ”Bismillâh. Allâh’ım, sen seferde arkadaşım, vekîlimsin. Allâh’ım, bize arzı dür, seferi kolaylaştır. Allâh’ım, yolun meşakkatlerinden, üzüntülü dönüşten, mal ve âilede meydana gelebilecek kötü manzaralardan sana sığınıyorum.” (Muvatta, K.S.-1833)

Yola çıkan Cübeyr b. Mut’im’e şu sûreleri okumayı tavsiye etmiştir: Kâfirûn, Nasr, İhlâs, Felak ve Nâs sûreleri. (Ebu Ya’la-9410)

Allah Resûlü (sav), deniz yolculuğu yapacakların şu âyeti okumasını isterdi: “Ve kâlerkebu fîha, bismillâhi mecraha ve mürsâha, inne Rabbi leğafûrun rahim: Bunun üzerine (Nûh) dedi ki: ‘Haydi, yüzmesi de demir atması da Allâh’ın adıyla olan bu gemiye binin. Rabbim elbette kullarına karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.’” (Hûd 11/41) (Ebu Ya’la-9404)

 

Yolda

Sefere çıkan kişinin gittiği yerde gereksiz oyalanmasını doğru bulmazdı. “Yolculuk azaptan bir parçadır. Her birinizin yiyeceğine, içeceğine, uykusuna engel olur. Öyleyse işini bitiren, âilesine dönmede acele etsin.” (Buhârî, Müslim, Muvatta, K.S.-2197)

Seferde dinlenmeleri namaz vakitlerine göre ayarlardı. (Ebu Davud, Nesi, K.S.-2381) Seferde duruma göre namazları cem eder, birleştirirdi. (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Nesei, K.S.-2911 vd.)

Yolculukta gece olduğu zaman, “Ey yer! Benim Rabbim de senin Rabbin de Allah’tır. Senin şerrinden, senin içindeki yaratıkların şerrinden, üzerinde gezip dolaşanların şerrinden Allâh’a sığınırım. Arslan ve yırtıcı hayvanlardan, yılan ve akrepten, beldenin sâkinlerinden, anne-baba ve onların çocuklarının şerrinden, Sana sığınırım.” (Ebu Davud-9399)

Yolculukta yapılan şu duânın da kişiyi oradan ayrılıncaya kadar gelebilecek tehlikelerden koruyacağını müjdelerdi: “Eûzubikelimâtillâhi’t-tâmmâti min şerri mâ halak: Yaratmış olduğu şeylerin şerrinden, Allâh’ın tastamam kelimelerine sığınırım.” (Muvatta, Müslim, Tirmizî-9400)

Yolculuklarda konakladığı zaman; dağınık olarak yayılmalarını, birbirinden ayrılmalarını istemezdi. Bu yüzden ashab, yakın olacak şekilde yatarlardı. (Ebu Davud, 3175, K.S.-2189)

Yolculukta Allâh’ı zikretmek, şeytânı kişiden uzaklaştırır. (Taberânî-3218)

Bineklere, vâsıtalara doğru binilmelidir. Yollarda ve çarşılarda yol işgâl edilmemelidir. (Müsned-3219)

Yolculuk, hayvan sırtında yapılıyorsa bakımı iyi yapar, güvenlik tedbirlerini alırdı. (Müslim, Tirmizî, Ebu Davud-3170) Bugünkü şartlarda özel vâsıtasıyla giden kişi, arabasının bakım ve onarımını yapmalıdır.

Zararlı hayvanların bulunabileceği mekânlarda konaklamazdı. (Ebu Davud, Müsned-3172) Bu anlamda, durulması tehlikeli ve sakıncalı olan yerlerde mola verilmemeli, dinlenilmemelidir.

Bir kötülük veya tehlikeyle karşılaşıldığında ezan oku(tu)rdu. (Ebu Davud, Müsned-3172)

Yolda binek veya vâsıtaya herhangi bir şey olduğunda bedduâ etmemeyi, ağzı bozmamayı hatırlatırdı. Ebu’l-Müleyh, Rasûlullah (sav)’in terkisinde iken hayvanın ayağı sürçer ve “Kör şeytan!” der. Efendimiz böyle söylemeyi yasaklar ve bu gibi sözlerin şeytânı büyüteceğini ifâde eder. Bismillâh demesini öğütler. (Ebu Davud, K.S.-3413)

Allah Resûlü, bir yerde konakladığında sağ tarafına yatardı. Sabaha doğru yattığında kolunu diker, başını avucuna koyarak yatardı. (Müslim-3176)

Vâsıtanın/bineğin ön (veya rahat) tarafının sâhibine âit olduğunu söylerdi. Ancak bir büyüğüne veya misâfirine ikrâm etmesi bir ikramdır. (Ebu Davud, Tirmizî, K.S.-3414)

Resûlullah (sav), kafilenin gerisini de kollar, yayaları zaman zaman kendi bineğine bindirir, onlara duâ ederdi. (Ebu Davud-3181, Müslim-3472)

Yolculuk esnâsında bineklerin ihtiyaçlarının görülmesini, konaklama yerlerinde dinlenilmesini öncelikle gözetirdi. (Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, K.S.-2186) Bu sebeple günümüzde yolculuk yapan bir kimse hem vâsıtasının teknik bakımını yapmalı hem de belli aralıklarla mola vermelidir.

İnsanların, hayvanların geçtiği yol güzergâhında konaklamazdı. (Muvatta, K.S.-2187)

Yolda duruma göre bâzen hızlı bâzen yavaş giderdi. (İbn-i Mâce-3200)

Seferde iken yüksek bir yere çıktığında, “Allâhu Ekber” diye tekbir getirir ve sonra şöyle buyururdu: “Lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm: Ortağı olmayan, tek olan Allah’tan başka İlâh yoktur. Mülk O’nundur, hamd yalnız O’na mahsustur, O’nun gücü her şeye yeter.” (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Nesei, Tirmizî, İbn-i Mâce-9392, K.S.-1834) Başka bir rivâyette şöyle dediği de aktarılır: “Allâh’ım! Senin şerefin bütün şereflerin üstündedir. Her durumda hamd, sana olsun.! (Müsned, Ebu Ya’la-9409)

Ancak tekbir ve duâların çok yüksek sesle yapılmasını uygun görmezdi. Bir seferde insanlar yüksek sesle tekbir getirince onları şöyle uyarmıştı: “Kendinize acıyın! Siz ne dilsize ne de sağıra sesleniyorsunuz. Siz işiten, duyan ve her dâim sizinle berâber olan Allâh’a duâ ediyorsunuz.” (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî-9560)

Resûlullah (sav), seferdeyken hemen hemen hiç nâfile namaz kılmazdı. İbn-i Ömer (ra) der ki: “Rasûlullah (sav) ile on sekiz sefere katıldım, bu esnâda nâfile namaz kıldığını görmedim. (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Nesei, Tirmizî, Muvatta,, K.S.-2919)

Yol arkadaşları konaklama esnâsında birbirine eziyet etmemeli, eşyâlar indirilmeden başka işlerle meşgûl olmamalıdır. (Ebu Davud-3177) Fazla bineği, azığı olan, diğeriyle paylaşmalıdır. (Müslim, Ebu Davud-3179, K.S.-2191) Bâzı işler nöbetleşe yapılmalıdır. (Ebu Davud-3180, K.S.-2192) Arabasında boş yeri olan, yer darlığı çekenlere yer vermelidir.

Yolun gece kat edilmesini tavsiye ederdi. “Gece yürüyüşünü tercih edin, zîrâ geceleyin arz, gündüzleyin dürülmeyecek şekilde dürülür. (Muvatta, K.S.-2187) Gündüz havanın sıcak olması veya başka sebeplerle bu husus göz önünde bulundurulabilir.

Suyu olup da yolcuya vermeyen kişiye, Allah kıyâmet günü rahmet nazarıyla bakmaz. (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Nesei-6039)

 

Yoldan Geliş

Uzaktan gelen veya uzun zamandır seferde olan biri geldiği zaman sevinçle onu karşılar, sarılırdı. Zeyd b. Harise geldiği zaman, onu sevinçle karşılayıp sarıldı ve öptü. (Tirmizî-3205, K.S.-2206) Cafer b. Ebu Talip de geldiğinde onu karşılayıp kucakladı, alnından öptü. (Ebu Davud-3206, K.S.-2207)

Seferden, özellikle de cihaddan dönenlerin karşılanmasını tavsiye ederdi. (Buhârî, K.S.-c. 8 s. 43) Rasûlullah (sav)’i ve diğer Müslümanları, çocuklar da dâhil Medîneliler şehir dışında, “Seniyyetü’l Vedâ” mevkiinde karşılardı. (Buhârî, Tirmizî, Ebu Davud, K.S.-2206)

Yolculuktan dönen ashâbına, geldikleri yerlerle ilgili sorular sorardı. (İbn-i Mâce, K.S.-7204)

Sefer dönüşü kendisini karşılayan çocuklara ilgi gösterir, onları kucağına (Buhârî, Nesei-3208), terkisine alırdı. (Buhârî, Müslim-3210 K.S.-3410) Mescide gider, iki rek’at namaz kılardı. (Ebu Davud-3207)

Efendimiz (sav) seferden döndüğü zaman, Medîne sınırına gelince biraz daha hızlanırdı. (Buhârî, Tirmizî, K.s.-4614) Bunu, bir an evvel sevdiği şehre kavuşmak için yapardı.

Allah Rasûlü, sefer dönüşü gece eve dönmezdi (Ebu Davud-3193). Hanımının erkeğini, gereken bakım ve temizliğini yapmış olarak karşılaması açısından bunu önemli görürdü. (Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî K.S.-2198) Ancak gecenin erken vaktinde (akşam) gelmede bir sakınca görmezdi. (Ebu Davud, K.S.-c.8 s.39)

Yolculuktan dönüş, mümkün mertebe geceye denk getirilmemelidir. (Buhârî, Müslim-3191) Zorunlu haller elbette bunun dışında olup, maddî-teknik imkânların arttığı günümüzde bunun mahzuru olmamalıdır. Ancak baskın dönüş tarzı bir geliş olmamalıdır. Âilenin korkmaması, gereken hazırlığı yapması sağlanmalıdır.

Sefer dönüşü şu sözü tekrarlamıştır: “Âyibûne, tâibûne, âbidûne, lirabbinâ hâmidûne: Dönücüleriz, tevbe edicileriz ve ancak Rabbimize hamd edicileriz.” (Buhârî-3214, Buhârî, Müslim, Ebu Davud, Nesei, Tirmizî, İbn-i Mâce-9392)

Medîne’ye gelince, Mescid-i Nebevî’de iki rekât namaz kılardı. (Buhârî, Müslim, 4656, Ebu Davud, Nesei, Tirmizî-7006, K.S.-2208)

 

Mehmet Nezir Gül

Ayrıca kontrol et

“Bir kimse sırf Allah rızâsı için bir yetimin başını okşarsa, elinin dokunduğu her saç teline karşılık ona sevap vardır.”

  Kıymetli Okurlarımız, Tdk yetim kelimesine “Babası ölmüş olan (çocuk), babasız” anlamını veriyor. Yetim kelimesi, …