Doğumunun 150. Yılında İbnülemin Mahmud Kemal İnal / Prof. Dr. Mustafa Kara

Hezâr gıpta o devr-i kadîm efendisine

Ne kendi kimseye benzer ne kimse kendisine1

Biliyorsunuz, çok kitap yazan, çok eser kaleme alan şahsiyetlere doğurgan anlamında “velûd” derler. İşte onlardan biri de yüzelli yıl önce 1871 târihinde İstanbul’da dünyâya gelen, 24 Mayıs 1957 ‘de aynı şehirden öbür âleme hicret eden İbnülemin Mahmud Kemâl İnal’dır. O, XX. yüzyılın gerçekten, eskilerin tâbîriyle ‘nev’i şahsına münhasır’ sayılı kişilerinden biridir. 

Babası, Hz. Hüseyin’in torunlarından Mehmed Emin Paşa’dan dolayı İbnu’l-emin (Eminoğlu) diye meşhur olmuş, seksenaltı yıl süren ömrünü, ilim irfan ve sanat dünyâmızın yâdigârlarını toplamak, okumak, okutmak, anlamak, anlatmak, yazmak ve sonraki nesillere aktarmak için harcamıştır. Onun uzun soluklu, gayretli, himmetli, bereketli çalışmaları olmasaydı Osmanlı kültürünün son halkalarında ciddî ‘kopma’ların olacağını söylemenin mübâlağa ile hiçbir ilgisi yoktur.

‘Son Sadrazamlar’ isimli eseri büyük devletin en üst yöneticilerini arşiv belgeleri ve birinci elden şâhitlerle tanıtırken Son Asır Türk Şairleri edebiyat târihimizin mühim temsilcilerini örnek metinlerle anlatır; ömür boyu topladığı Hüsn-i Hat koleksiyonunun yanında Son Hattatlar’la bu sanatın üstadlarını gün ışığına çıkarmıştır.2 Ancak vefâtından hemen sonra yayınlanabilen Hoş Sadâ ise mûsıkî dünyâmızın gönül telini titreten sanatkârlarıyla yetişmiş ve yetişmekte olan neslimizi tanıştırmıştır.

Kemâlu’ş-şuarâ ismiyle kaleme aldığı ve Son Asır Türk Şairleri adıyla, otuzlu kırklı yıllarda fasiküller hâlinde basılan beş cildlik eserin önsözü şu mütevâzi cümlelerle sona eriyor: “Envâ-i mezâhim ve müşkîlât ile vücûda getirilen bu eser-i nâçizin kıymetini iddia etmem. Kıymetsizliğini iddia edenlere de bir şey demem. Hiçbir ferd vüs’ünün fevkınde hizmetle mükellef olamaz. Bâhusus mehazların menbaların fikdânı ve senelerce uğraşarak tedârik ettiğim evrâk ve vesâikin, gazete koleksiyonlarının İngiliz ve Fransız kuvve-i askeriyesi tarafından kısmen yağma ve kısmen imhâ edilmiş olması nazar-ı îtibâra alınınca -cisimleri gibi isimleri de nâbut olan- zevat hakkında az çok mâlûmât vermek şâyân-ı tebcîl büyük bir himmet değilse de herhalde bir hizmettir. Herkes kudreti nisbetinde ibrâz-ı hizmet etse millet için menâfi-i azîme hâsıl olur.”

Bu mühim eserin üçüncü baskısı 1999 yılında Atatürk Kültür Merkezi, Türk Tanıtma Fonu’nun imkânları kullanılarak yeniden neşredildi. Birinci cildi hazırlayan Dr. Müjgân Cumbur sunuş yazısında şöyle diyor: “Eserdeki Arapça ve Farsça ibâreler dipnotlarda okunuş ve Türkçe çevirileriyle birlikte verilmiştir. Yine Arap harfleriyle bazı kitap adları Türk harflerine çevrilmiştir… Ve dilerim ki İbnülemin Mahmut Kemal Bey’in ruhu da bu değişikliklerden ve bu cildi bir hanım elinin hazırlayışından muazzep olmamıştır.” Ne yazık ki muazzep olduğunu söylemek durumundayız. Çünkü bu hanım eli, dipnotlarda fâhiş okuma hatâlarına sebep olmuştur.3

Dünyânın en zengin yazma eser ve belge koleksiyonlarından biri olan şahsî kütüphanesini ömür boyu biriktirdiği hüsn-i hatlarla birlikte İstanbul Üniversitesi’ne bağışlamıştır. Seneler önce bu hatların gelişigüzel bir şekilde bir yerde bulunduğunu/yığıldığını duymuştum. İnşaallah şimdi öyle değildir.4

Servetinin mühim bir kısmını da 23 Haziran 1955 târihli vakfiyesiyle birlikte İmam-Hatip Mektebi öğrencilerine tahsîs etmiştir.5

Vakfiyenin ilgili maddesi şöyledir:

“Vakfettiğim bahsi geçen binâ dâimâ (İbnülemin Mahmud Kemal Yurdu) nâmı ile yâdolunmak ve hâlihazırı ile mâmûr olarak muhâfaza edilmek şartiyle6 hâlen İstanbul’da faaliyette bulunan İmam ve Hatip Mektebi’nin tesisindeki gâyeye ve maksada tahsîs olunmuştur. Bu mektepte okuyacak talebe ile mektebin hey’et-i idâresince verilecek karar üzerine İstanbul’daki üniversitelerde dîn-i İslâm’ın ferâizine itinâ ve riâyet ile iştihâr eden mütedeyyin ve müstahak talebe için binâ, yurt olarak kullanılacaktır.”

Vasiyetnâme’de yer alan başka bir cümle de şöyledir:

“Mevlid masrafı kırk altın lira (Vefâtımdan halkın âdet edindiği bir kırk gün değil, beş on gün sonra Beyazıt câmiinde okunacaktır) aşr-i şerîfler, tevşihler ile usûl ü âdâbına kemâl-i riâyetle İmam ve Hatip mektebi talebesine okutturulması münâsip olur.”

Bendeniz de İstanbul İmam Hatip Mektebi mezunu olduğuma göre onun “ekmeğini yiyen” biri olarak7 burada vefâtının 64. yılında dikkatlerinize sunmak istediğim, onun Hz. Peygamber aşkını konu alan na’tıdır.

Ravza’da Okunan İki Na’t

İbnulemin Mahmud Kemal İnal 1354/1936 yılında Prenses Hatice Abbas Halim’in dâveti üzerine karayoluyla Kahire’ye oradan da deniz yoluyla Hicaz’a gitmiştir. Şimdi onu dinliyoruz: “Allâh’ın lutuf ve inâyeti ile farîza-i haccı edâ ve devlet ve millete-aşk ve şevk ile-duâ ettim. Müteakiben Medîne-i Münevvere’ye gidildi. Âlem-i insâniyetin velî-i nîmeti olan Resûl-i Ekrem sallallâhu aleyhi vesellem Efendimiz Hazretleri’nin südde-i seniyyelerine yüz sürdüm. Harem-i şerîf’te yedi vakit edâ-i salât ettikten sonra-mukaddemâ tanzîm ettiğim-iki na’t-ı şerîfi huzûr-ı âlî’de yedi defa okumak saadetine nâil oldum. Hâzâ min fadli rabbî.”8

İşte Huzur’da gönül huzûruyla okunan on yıl ara ile yazılan o iki na’ttan biri. İşte Seyyid Mahmud Kemal’in âşık oldukları cedd-i mükerremleri ile ilgili duyguları:

NA’T

Ey rûh-ı müşahhas ki bütün canlara cansın

Ağyâra nihânsın dil-i yârâna iyânsın

Bûyundur eden güllere irâs-ı revâyih

Rûyunla da mihr u mehe envâr-feşânsın

Her zerre senin lem’a-yı vechinle celîdir

Zâhirde fakat mühr-i hafiyyu’l-emânsın

Hüsn-i ezelî âşık-ı hüsn-i ezelindir

Bir öyle cemilsin ki cemâllerde nihânsın9

Aşkındır eden sûret-i hestîyi nümâyân

Aşkınla ki cihânrûh-ı lâtîf u seyrânsın

Dünyâda yere düşmedi sâyen fakat ey nûr

Ukbâda ruûs-ı beşere sâye resânsın

Ey nuhbe-i mahlûk-ı Ahad gelmedi mislin

Vallâhi ve billâhi vâhid-i dü-cihânsın

Ümmîd-i kerem etmededir sâlih u tâlih

Sen kân-ı kerem melce-i âfetzede-gânsın

Atf-ı nazar et hâline bîçâre Kemâl’in

Bîçârelere lutf ile dâim nigerânsın10

 1343 (1924)

NA’T

Öyle ekmel halk olunmuşsun ki ey mihr-i Hüdâ

Hâlik-ı a’zam senin halkında etmiş itinâ

Ferd yaratmış ferd bırakmış tâ be-mahşer zâtını

Sûret ü sîretde mislin halkolunmaz bir daha

Etse mir’ata tekâbül Halk-nümâ vechin senin

Misl-i mevhûmun olur belki o yüzden rûnümâ

Lem’a-yı hüsnün bütün dünyâyı şeydâ eylemiş

Zerre zerre incizâb eyler bütün dünyâ sana

Her güzel senden eder ahz-i füyûz-ı hüsn-i ân

Âfitâb-ı hüsn-i ânsın matla’ın vech-i Hüdâ

Öyle bir hüsn-i müşahhassın ki seyr etse seni

Hüsn-i mutlak şüphesiz tekbîre eyler ibtidâ

Hangi cânandır o kim aşkıyle olsun sîneçâk

Halk-ı Âdem’den beri uşşâk-ı vahdet-âşinâ

Sad hezârân kere mahvolsa vücûd-ı ehl-i aşk

Aşk-ı cân-bahşın gönülde rûh gibi bulmaz fenâ

Cânfedâ-yı aşkınız Aşkınla bulduk biz hayat

Âşık olmuştur şehîd-i aşkına çünki bekâ

Öyle ümmîsin ki ilmin etdi ihyâ-yı ulûm

Müftekırdır tâ ezelden âlem-i irfân sana

Öyle ümmîsin ki ta’lîm eyleyen Hakk’dır seni

Bildiren mahlûka sensin Hâlik’ı, ey Hakk-nümâ

Hangi dâhîdir o kim nûrundan olmaz müstefîz

Müstefîz-i nûrun olmaktır hakîkatte dehâ

İsr-i pâkinden eder mi bîniş inhirâf

Devlet-i sermed senin irsinde etti incilâ

Akl-ı kâmil tâbi-i hükm-i celîlindir senin

Men lehû aklun selîmun yakta dibi’l-Mustafâ

Rahmet-i uzmâ-yı Hakk’sın cümle mevcûdâta sen

Sâbit u seyyâre nûrundur eden neşr-i ziyâ

İsmini ism-i ilâhiyle berâber zikreder

Çâr-aktar-ı cihânda her nefes ehl-i nühâ

Ey veliyy-i ni’met-i âlem senin sâyendedir

Bunca küfrânla berâber ni’met-i bî-intihâ

Yâ Rasûlallâh senin şevkınle oldu cezbenâk

Zerre-i hâk-i derin Mahmûd Kemâl-i bî-nevâ

25 Muharrem 1352 (1933)

Vefâtına düşürdüğümüz târih şöyledir:

Târih ve kültürümüz onunla dile geldi

Âlim ve âriflere yeni bir hayat geldi

Vefât haberi için oniki imam dedi:

“HÛ HÛ HOŞ SADA SAHİBİ İBNÜLEMİN GELDİ” 1377

Hâmiş:

Hayâtı ve eserleri hakkında bilgi almak isteyenler Ömer Faruk Akün11 tarafından yazılan ve Diyanet İslam Ansiklopedisi’nin 21. cildinde yayınlanan maddeye bakmalıdırlar. Daha geniş bilgi arayanlar Hüseyin Vassâf’ın Kemâlü’l- Kemal adlı eserinin peşine düşebilirler. Bir Eski Zaman Efendisi İbnülemin Mahmud Kemal, Nşr. Fatih M. Şeker İsmail Kara İstanbul 2009. Üstadla ilgili son büyük eser Dursun Gürlek tarafından kaleme alınmış ve iki cilt olarak basılmıştır.

Dipnotlar:

1 Bilindiği gibi ikinci mısrâ, önce söylenmiş olup Süleyman Nazif’e, birinci mısrâ Yahya Kemal Beyatlı’ya âittir.

İbnülemin, birinci mısrâın Süleyman Nazif için de uygun olduğunu ifâde etmiştir.

2 Yeni baskısı yapılmıştır. İstanbul 2021.

3 Bu durum acı bir gerçeği de göstermektedir. Bırakınız eski harfli kitapları yeni harflerle basılan eserleri bile şânına lâyık bir şekilde yeniden kamuoyuna sunamıyoruz.

4 Millî kütüphane başta olmak üzere kütüphanelerimizin hâl-i pür melâlini anlatan mensür bir mersiye okumak ve ağlamak isteyenler İsmail Kara’nın şu yazısını okuyabilirler: Kütüphane Fikri Olmayan Bir İlim Ve Düşünce Bir Eğitim Dünyâsı Olur mu? Zafer Değil Sefer, s.78. İstanbul 2018

5 Bk. Hoş Sadâ, İstanbul,1958, s. 44.

6 Maalesef binâ muhâfaza edilmemiş, yıktırılarak yeniden işhanı olarak yaptırılmıştır.

7 Tahdis-i nimet olarak buraya kaydedeyim ki onun rahmetle anılmasına vesîle olmak için farklı yıllarda farklı mevkutelerde yazılar neşrettim. Neşretmeye de niyetim var. Bu sene (2021) ilk yazım Hece dergisinin Mart sayısında ikinci yazım Dergâh dergisinin Nisan sayısında yayımlandı.

Son Asır Türk Şairleri, IV, s. 228.

9 Bir, iki ve dördüncü beytleri mûsikî üstadlarından Nâyî Hâfız Nesefet, hüzzâm makâmında ilâhî formunda bestelemiştir.

10 Hüseyin Vassâf , âdetâ âşık olduğu bu na’ti şerhetmiştir. Şerh ve bu esnâda şâir ve şârih arasında teâti edilen mektuplar için bk. Hüseyin Vassâf, Tasavvufî Şiir Şerhleri, hzn. Muammer Cengiz, İstanbul 2015.

11 Vefâtının 5o. yılında Bilim ve Sanat Vakfı 2007’de İstanbul’da bir panel tertiplemişti. O toplantıda Ömer Faruk Akün, Ali Birinci, Mahmut Kaya ile birlikte hocamızı anmıştık. Şimdi Akün Hocayı da rahmetle anıyoruz.

Mayıs 2021, sayfa no: 28-29-30-31

Ayrıca kontrol et

Mârifet Okulu / Alemdar

Hasan-ı Basrî’nin elinde tevbe eden Habîb-i Acemî, su üstünde yürür. Hocası bunun sebebini sorunca: “Yâ Hasan, …