Diriliş Tatbîkatıyla Diriliş Gününe Hazırlanmak / Prof. Dr. Ali Akpınar

Uyku nîmettir, uyanıklık ise nîmetlerin en büyüğüdür. Size geceyi örtü, uykuyu rahatlık kılan, gündüzü çalışma zamanı yapan Allah’tır.1 Biz, uykunuzu dinlenme vakti kıldık. Geceyi bir örtü yaptık. Gündüzü geçimi sağlama vakti kıldık.2 Uyku, karanlıktır; uyanma ise aydınlıktır. Uyku, ışığa gözleri yummak; uyanma ise aydınlığa gözlerini açmaktır. Âhirete göre, dünyâ hayâtı da uyku mesâbesindedir. Zîrâ şu geçici dünyâ hayâtı, rüyâ yâhud hayâl gibidir. Asıl ve kalıcı hayat ise âhiret hayâtıdır. İnsanın ruhlar âleminde kalışı, bir süreliğine anne rahminde kalışı, ardından dünyâya gelişi, dünyâ hayâtında uyuyup uyanması, sonra kabirde kalacak olması, ardından ebedî bir hayâta uyanması… Bunların hepsi, üzerinde derinlikli olarak düşünülmesi gereken aşamalardır. Her insan bu aşamalardan geçer yâhud geçecektir. O, sizi bir tek nefisten yaratmıştır. Sizin için bir kalma yeri (müstakarr), bir de emânet olarak konulacağınız yer (müstevda’) vardır. Anlayan toplum için âyetleri uzun uzadıya açıkladık.3 Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların rızkı ancak Allâh’a âittir. O, onların hâlen bulundukları yeri de emânet olarak bırakılacakları yeri de bilir. Her şey apaçık bir kitaptadır.4 Âyetlerdeki müstekarr ve müstevda’ kelimeleri, baba sulbü-ana rahmi, ana rahmi-dünyâya geldikten sonra öleceği yer; dünyâ-kabir-âhiret gibi yerlerle açıklanmıştır5 ki, bunların her biri diğerine göre emânet olarak yâhud yerleşilerek kalınan yerlerdir.

Uyuma ve uyanma, bize ölüm ve dirilişi hatırlatır. Bizler, bu ölüm ve diriliş tatbîkatını günlük olarak tekrarlarız. Onun için Kur’ân, ölümü uyku ile birlikte anar. Zâten uyku, küçük ölümdür.

Geceleyin sizi ölü gibi uyutan, gündüzün yaptıklarınızı bilen, mukadder olan hayat süreniz doluncaya kadar gündüzleri sizi tekrar kaldıran O’dur. Sonra dönüşünüz O’nadır, işlediklerinizi size bildirecektir.6 Allah, öleceklerin ölümleri anında, ölmeyeceklerin de uykuları esnâsında ruhlarını alır. Ölmelerine hükmettiği kimselerinkini tutar, diğerlerini bir süreye kadar salıverir. Doğrusu bunda düşünen kimseler için dersler vardır.7

Her gün uyurken bir gün öleceğimizi hatırlar ve ölüm sonrası hayâta hazırlıklı olmaya gayret ederiz. Çünkü uyuduğumuzda uyanmamız kesin değildir. Her uyanışımızda ise diriliş gününü hatırlar ve o güne ne kadar hazır olduğumuzun muhâsebesini yaparız. Müslüman, her canlı için kaçınılmaz olan ölümden korkmaz, ölümü de unutmaz. Ölümü hatırlamak/düşünmek (tefekkür-i mevt), aslında bizi diri tutan ve bizi istikamet üzere tutarak diriliş günündeki hesâba hazırlayan ruhtur. Zâten ölümü unutmak yâhud ölümden kaçmak çâre değildir. Zîrâ her canlı için belirlenmiş olan süre/ecel dolduğunda ölüm mutlaka gelecektir. Nerede olursanız olun, sağlam kaleler içinde bulunsanız bile, ölüm size yetişecektir.8 De ki: Eğer ölümden yâhud öldürülmekten kaçıyorsanız bilin ki, kaçmak size fayda vermeyecektir; kaçsanız bile az bir zamandan fazla yaşatılmazsınız.9 De ki: Doğrusu kendisinden kaçtığınız ölüm mutlaka karşınıza çıkacaktır; sonra, görüleni de görülmeyeni de bilen Allâh’a döndürüleceksiniz, O size işlediklerinizi haber verecektir.10

Mâdem ki ölüm kaçınılmaz, ölümden korkmaya gerek yok, ölümden kaçmak da çâre değildir; o halde ölüm gerçeğini unutmayarak ona hazır olmak gerekir. Mâdem ki hiç kimse nerede ve ne zaman öleceğini bilmiyor; o halde her an ve her yerde ölebileceğini düşünerek ölüm meleğine hazır olmak lâzımdır. Mâdem ki şu dünyâ hayâtındaki sayılı nefes ve lokma sayımızı bilmiyoruz; o halde her nefesi son nefesimiz gibi alıp vermeli, her lokmayı son lokmamız gibi tüketmeliyiz. Şâir ne güzel söyler:

Hep nefis çıkar karşıma, ölüp ölüp dirilsem/İnsandan kaçmak kolay; kendimden kaçabilsem…

İnsandan murâd onlar, ölümü öldürenler/Ötenin ötesinde sonsuz hayat sürenler…

Soru: Ey velî, insan nasıl olmalı, söyle!

Cevap: Son ânda nasıl olacaksa hep öyle…

Hayat Örneğimiz ve Önderimiz Peygamberimiz’in (sav) her sabah uyandığında okuduğu ve bizim de sürekli okumamız gereken şu duâ ne kadar anlamlı ve hikmetlidir:

Elhamdü lillâhillezî ehyânâ ba’de mâ emâtenâ ve ileyhin-nüşûr.

“Bizi küçük ölüm olan uykuya daldırdıktan sonra tekrar dirilten Allâh’a hamd olsun. Öldükten sonra da diriltilip O’nun huzûrunda toplanacağız.”11

Hadiste Allâh’ın üzerimizdeki nîmetlerinden biri olan uyku, küçük ölüm olarak tanımlanmıştır. Geceden sonra gelen gündüz, kış mevsiminden sonra gelen bahar gibi; uykudan sonraki uyanıklık da öldükten sonra dirilmenin dünyâ görüntüleridir.

Duâda hayat ile ölüm iç içe geçmektedir. Dünyâ hayat serüveninin en değişmez bir parçası olan ölüm ve hayât, insan için kaçınılmazdır. Anlayan ve ibret alanlar için en güzel ve en etkileyici vâizdir ölüm. Ölümü hatırlayıp ölüm sonrası için hazırlıklı olmak, ölümsüzlüğe atılmış ilk adımdır. Ölüm korkusundan kurtulmak, ölümü öldürmekle, ölümsüzlüğü tatmakla mümkündür ancak. Dünyevîleşmemenin yolu, ölümle içli dışlı olmaktan geçer. Onun için günlük hayat ölümü düşünmekle başlıyor. Bu, insanı karamsarlığa, dünyâya küsmeye değil, her an karşılaşabileceği ölümle tanışarak hayâtı anlamlı kılmaya ve ölçülü bir hayâtın adamı olmaya götürür.

Son Andaki Pişmanlıklar Fayda Vermeyecektir!

Yarın birçok insan, ölüm ânında yâhud Cehennemi görünce tekrar dünyâya dönmeyi isteyecek ama o anlardaki bu istekler, hem anlamsız hem de boşuna olacaktır. Zîrâ Cenâb-ı Hakk her uykudan uyandırışı ile yüzlerce, binlerce defa bizi tekrar dünyâya göndermiştir. Hal böyleyken, kendisine verilen bu hayâtı değerlendiremeyen kişinin tekrar dünyâya gönderilmeyi istemeye yüzü ve hakkı yoktur. Şâyet döndürülmüş olsa bile önceki yaptıklarından farklı olarak yapacağı pek fazla bir şeyi de yoktur.

Onlardan birine ölüm gelince: Rabbim! Beni geri çevir/ne olur geri döndür, belki yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim, der. Hayır; bu söylediği sâdece kendi lafıdır. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir engel vardır.12

Birine ölüm gelip de: Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar ertelesen de sadaka versem, iyilerden olsam, diyeceği zaman gelmezden önce, size verdiğimiz rızıklardan sarf edin. Bir canın eceli gelip çatınca, Allah onu aslâ geri bırakmaz; Allah, işlediklerinizden haberdardır.13

Suçluları Rabblerinin huzûrunda, başları öne eğilmiş olarak: Rabbimiz! Gördük, dinledik, artık bizi dünyâya geri çevir de iyi iş işleyelim; doğrusu kesin olarak inandık, derlerken bir görsen!14

Onların, ateşin kenarına getirilip durdurulduklarında, ‘keşke dünyâya tekrar döndürülseydik, Rabbimizin âyetlerini yalanlamasaydık ve inananlardan olsaydık’ dediklerini bir görsen! Hayır; daha önce gizledikleri onlara göründü. Eğer geri döndürülseler yine kendilerine yasak edilen şeylere dönerler. Doğrusu onlar yalancıdırlar.15

Öyle ise hayâtımız boyunca dilimiz, elimiz ve hâlimiz ile yapacağımız tüm övgüleri Rabbimize has kılarak her uykudan kalkışımızda güne O’nun adını anarak başlamalı, O’nun ölçüleri doğrultusunda bir hayâta kendimizi adamalıyız.

İnsanoğlu, şu imtihan dünyâsında sürekli uyarıcılarla karşı karşıyadır. Kimi uzun ömürle kimi kısa ömürle; kimi sağlıkla kimi hastalıkla; kimi varlıkla kimi darlıkla; kimi çocukla, kimi çocuksuzlukla; kimi makam mansıpla, kimi sıradan olmakla… Karşılaştığımız, bizzat yaşadığımız olaylar da bizim için birer uyarıcıdır. Kıştan sonra baharın gelmesi, mübârek gün ve geceler hepsi birer uyarıcıdırlar. Kur’ân, âyetler ve uyarıcılardan (nüzûl) bahsederken şöyle der: Göklerde ve yerde neler var, bir bakın, de. İnanmayacak bir topluma âyetler ve uyarmalar fayda vermez. Kendilerinden önce geçenlerin başlarına gelen olaylardan başka bir şey mi bekliyorlar? ‘Bekleyin, ben de sizinle berâber beklemekteyim’, de.16 Gerçekten de insan kâinât kitâbının sayısız âyetleri yanında, ilâhî kitâbın âyetleriyle karşı karşıyadır. Bunun yanında Peygamberler ve onların yolunu izleyen dâvetçiler uyarı görevlerini sürdürmektedirler. Öte yandan her insanın yaşadığı ve karşılaştığı sayısız olaylar, farklı zaman ve şekillerde, kesintisiz bir biçimde ona uyarılar yapmaya devâm etmektedir.

Önemli olan bunları birer sınav sorusu olarak görüp gerektiği şekilde cevaplandırabilmektir. Elbette bütün bunlar “görenedir görene, ama kör olan için bir şey ifâde etmez, köre nedir, köre ne!” Önemli olan gönül gözüyle görebilmek, gönül kulağıyla duyabilmek, gönül aklıyla düşünüp değerlendirebilmektir. Gönlünü asıl sâhibi olan Rabbe teslîm eden ve tüm organlarını gönlüyle irtibatlı kullananlara ne mutlu! Ölümü öldürenlere, ölmeden önce ölüme hazır olanlara müjdeler olsun!

Dipnotlar

1 25 Furkân 47.

2 78 Nebe’ 9-11.

3 6 En’âm 98.

4 11 Hûd 6.

5 Taberî, Mâverdî, İbnü’l-Cevzî.

6 6 En’âm 60.

7 38 Zümer 42.

8 4 Nisâ 78.

9 33 Ahzâb 16.

10 62 Cuma 8.

11 Buhârî, Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn Mâce, Dârimî, Ahmed.

12 23 Mü’minûn 99-100

13 63 Münâfikûn 10-11.

14 32 Secde 12.

15 6 En’âm 27-28.

16 10 Yûnus 101.

-Mart 2021, sayfa no: 16-17-18-19

Ayrıca kontrol et

Eğitimde Menkıbe / Alemdar

Eğitimini Rabbimizden alan Cenâb-ı Kibriyâ (sav) “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel kıldı”1 buyurur.Vahyin bitimiyle, Rabbânî …