Çocuklara Sınır Koyma ve Kurallar / Asuman Düzgün

Bize kılavuzluk eden kurallarla tanışmaya çok erken yaşlarda başlarız. Daha küçükken oynadığımız oyunların içinde karşılaşırız kendileriyle. Oyundan aldığımız keyfin, onun kuralına ne kadar uyduğumuzla yakından ilgili olduğunu, oyunu oynadıkça görürüz. Bu kurallı oyunlarda ilk bakışta kazanmak için hiçbir kuralın olmaması daha iyi gibi görülürken, zamanla kuralsızlığın verdiği boşvermişlik, oyundan çabucak sıkılmaya evrilir. Daha o çocukluk çağında anlarız, kurala uymayanın ‘mızıkçılık’ yaptığını. Zaman geçer okullu oluruz. Bu defa, içine girdiğimiz o yuvanın kuralları dâhil olur hayâtımıza. Sonra bu kuralları trafiğe çıkar görürüz, meslek hayâtına başlar görürüz. Ve anlarız ki kurallar hayâtımızın ayrılmaz bir parçası, biz her nereye gidersek gidelim eşlik edecekler bize. Öyle ki belli bir zaman sonra kendimizi yaşantımızdaki sınırlar ve kurallarla tanımlamaya başlarız. Çünkü sınırlar ve kurallar arka planlarında içinde yaşadığımız ortamın, kültürün ve inancın etkilerini de barındırırlar. Bu da bizim kimliğimizin şekillenmesine etki eder. Aynı zamanda içinde yaşadığımız toplumla uyum içinde sosyalleşmemizi de sağlarlar. Peki çocuklarımızda bu sınır ve kuralların sağlıklı oturması adına neler yapabiliriz?

Çocuklara sınır koymak denilince genelde akla ilk önce sert, otoriter bir ciddiyetle takınılan anne-baba tutumları geliyor. Ya da karşı tarafı cezâlandırmak olarak düşünülebiliyor. Oysa sınırlar, insanın hayatta güvenle yaşaması için gereklidir. Bizler nasıl ki fiziksel olarak evimizi duvarlarla ya da bahçemizi çitlerle çevreleyerek kendi mülkiyetimize âit sınırların belirli olmasını istiyor isek, aynen bunun gibi sosyal ilişkilerde ve davranışlarda belirlenen sınırlar da bize kendi sorumlu olduğumuz alanların hatlarını belirleme adına önemli duruyor.

Çocuğun gelişiminde çok önemli bir yeri olan disiplin kazandırmada sınırlar ve bu sınırlara uymak için konulan kurallar ise hayâtî önem taşıyor. Sevgi ve güven ilişkisini temele alan, benlik saygısını örselemeyen ve başkalarıyla ilişki ve iletişimini güçlendiren bir disiplin, çocukta olumlu davranışları geliştirerek onun sağlıklı bir kişilik gelişimine yardımcı oluyor. Aksi bir durum olan zor ve baskı kullanılarak oluşturan disiplin ise çocuğun korku, öfke ve saldırganlık gibi olumsuz duygularla beslenmesine sebep olarak onun, problemlerini şiddet yoluyla çözen, bir başkasına saygı duymayan, kendi davranışlarını kontrol etmekte zorlanan bir yetişkin olmasına kapı aralamaktadır. Çünkü çocuklar âile içinde öğrendikleriyle yetişkinlik hayâtı yaşıyorlar ve toplumsallaşıyorlar.

Öncelikli olarak, kurallar belirlenirken çocuğu da işin içine dâhil ederek onun da kendi davranışları üzerinde söz sâhibi olduğunu hissetmesini sağlamalıyız. Bu durum aynı zamanda çocuklarda öz denetim mekanizmasının da gelişmesini sağlayacaktır. Bu belirlenen kurallar çocuğun yaş ve gelişim seviyesine uygun olmalıdır. Çocuğun yaşının üzerinde bir beklentiyle oluşturulan çok fazla kural, en baştan delinerek işlerliğini kaybedecektir. Nasıl ki çok fazla kullanılan kelimeler etki gücünü kaybediyorsa, herşeye ‘hayır’ demenin ya da kural koymanın da geçerliliği olmayacaktır.

Çocuk sorumluluk almaya başladığı yaşlardan îtibâren, olumlu davranışlar kazanması adına kurallar oluşturulabilmeli. Ve bu kurallarda âile içinde ebeveynlerin tutarlı ve kararlı olması gerekir. Kuralların sebepleri ise çocuğa mutlaka açıklanmalıdır. Açıklama yapılmadan oluşturulan kural çocuğun zihnine oturmayacak, böylelikle çocuk ya o kurala uymayacak ya da kuralı içselleştiremeyecektir. Böyle bir durumda ise çocuk genelde ‘dışarıdan güdümlü’ dediğimiz, bir başkası tarafından kontrol edildiğinde kurala uyan, tâkip edenin olmadığı yerde kuralı ihlâl eden bir konumda olacaktır.

Kurallara uymadığında yaptığı davranışın sonuçlarının neler olabileceği, kurallar oluştururken mutlakâ çocukla konuşulmalı. Sonrasında kurala uyulmadığında ise, ilk baştan konuşulanlara bağlı olarak ona zarar vermeyecek sonuçları yaşamasına müsaade edilmelidir. Örneğin; çocuğumuzun ‘okul eşyalarını ve çantasını akşamdan hazır etme’ gibi bir kuralı olsun. Sonrasında çocuğumuz, bu kuralı ihlâli sonucu bir proje ödevini evde unutsun. Bunu da alışkanlık hâline getirsin. Biz de onun evde kaldığını görelim. Kurala uymamanın sonucu düşük puan almak veya istediği bir projeye dâhil olamamaksa sonucu yaşaması adına o ödevi okula götürme görevini anne-baba üstlenmemelidir. Ya da çocuğumuza oyun oynadıktan sonra oyuncaklarını toplama kuralını koymuşsak ve çocuğumuz oyuncakları toplamadığında biz hemen gidip onları topluyorsak, çocuğumuz dağınık bırakmanın kabûl edilebilir bir durum olduğunu düşünerek o kurala uyma konusunda hiç çaba sarfetmeyecektir.

Çocuğa sınır konulurken ebeveynin kendisine sorması gereken sorulardan bir tânesi şudur: Bu sınır çocuğumun hangi ihtiyâcını karşılıyor? Hiçbir amaca hizmet etmeyen, çocuğun gelişimini desteklemeyen kurallar koymak ve bu konuda ısrarcı olmak, çocuğun içinde bulunduğu koşulları sorgulamadan yaşamasına sebep olabilmektedir. Konulan sınır, çocuğumuzun gelişimini desteklemeye yönelik olmalıdır. Yine ebeveynlerin koyduğu kural ve sınırlar çocuğunun becerilerini kullanmasını engelleyen ya da onun yapması gereken sorumlulukları kendi üzerine alan bir anne-baba tutumu içermemelidir.

Sevgiye sınır koymadan, çocuklarımıza sınır koymak için onlarla kurduğumuz iletişimde sevgi dilini kullanmalıyız. Kendisinin her koşulda sevildiğini ve değer verildiğini bilen ve hisseden bir çocuk davranışlarına yönelik gerektiğinde yapılan müdahaleyi kabûl edici bir dille karşılar. Bilir ki âilesiyle birlikte aldıkları karar ve kurallar kendisinin faydasına olacaktır. Negatif dille oluşturulmuş kurallar, çocuğumuzun onlara uymasını engeller. Emir kipinden ziyâde net, açıklayıcı ve olumlu dil kullanmak, kararlı ve sâkin bir ses tonu ile konuşmak etkili olacaktır. Yine olumlu davranışlarını takdîr etmek ve âilece uyulacak kurallarda ona rol model olmak önemli görünüyor. Kendisi kişisel hijyenine dikkat etmeyen bir ebeveyn çocuğuna bunu bir kural olarak belirlese, çocuk ilk önce kendisini yetiştirene bakacaktır. Bir de bâzı kuralların nasıl uygulanacağı anne-baba tarafından gösterilerek açıklanmalıdır. Odasını düzenli tutma ile ilgili bir kural koyduğumuzda ‘düzenli’ ne demek, bundan ne anlamalıyız, çocuğa bu gösterilmeli. Ve çocuğun kurala uyma çabası mutlaka görülmeli ve takdir edilmeli.

Ebeveyn tutumları, sınırların şekillenmesinde çok önemlidir. Bâzan anne-babalar özgüvenli çocuk yetiştirme adına sınırsız özgürlük tanıyan bir yaklaşım içine girebiliyorlar. Burada evdeki bütün ipleri eline alan patron çocuklar oluşabiliyor. Anne-babalar isteklerini daha çok ona yalvarır bir tarzda dile getirebiliyorlar. Özgüvenli çocuk yetiştirmek yerine, içindeki dürtülerini kontrol edemeyen, şımarık çocuklar peydah olmaya başlıyor. Bu çocuklar neyin doğru neyin yanlış olduğunu kestiremedikleri için, bir uçurtma gibi savrulup durabiliyorlar. Ne yapacağını bilmeyen çocuk ikilem yaşayacaktır. Nasıl ki yoğun bir trafikte ilerlerken trafik lambalarının bozuk olması bizi tedirgin ederse, hiçbir kuralın olmadığı bir ortamda yetişen çocuklar için de bu durum bir karmaşa ve bilinmezliktir. Belirsizlikler ise endişe getirir. Bunun tam tersi sürekli otoriter bir tutumla çocuğa hiçbir özgürlük alanı tanınmayan, herşeye ‘oturma, durma, yapma, koşma’ şeklinde tâlimatlar yağdırılan evlerde yetişen çocuklar ise içine kapanık, kendi başına karar alamayan ya da tam tersi anne-babasının söylediklerine âsî olan, karşı gelen bir duruma gelebiliyorlar. Bir de çocuklara yapmamasını değil, yapmasını istediğimiz davranışa yönelik komutlar vermek daha uygun olacaktır. Olumsuzluk ekini (-me, -ma) ekleyerek söylediğimiz komutlar, çocuklar tarafından tam anlaşılamayacaktır.

Günlük yaşantımızdaki ilişki ve iletişimimizde kaliteyi yakalamak için elzem olan sınırlar, bize nerede ‘hayır’, nerede ‘evet’ diyebileceğimizi ve yine başkasına karşı nerede durmamız gerektiğini bilmemiz adına önemli görünüyor. Doğru ve yanlışlarımızın neler olduğu ile ilgili çizilen hudutlarda ise inanan insanın kılavuzu her zaman bellidir. İnsanın kendini ve belki de haddini bilmesi buradan başlayabilir. Haddini bilerek Rabb’inin kendine çizdiği sınırlarla barışan, özgüvenli çocuklar yetiştirebilmek duâsıyla…

Kasım 2020, sayfa 62-63-64

Ayrıca kontrol et

Deniz / Alemdar

Cenâb-ı Hakk, ilim ve kudretinin sınırsız oluşunu, deniz misâliyle haber verir: “Ey Peygamber! Yaratanın sonsuz …