Anasayfa / Yazarlar / Ferhat Aslan / Ceviz, Fındık ve İncir Çekirdeği

Ceviz, Fındık ve İncir Çekirdeği

Âile Danışmanı ve Psikoterapist

Cevizi ile meşhur Bitlis ilimizde, bir konferans vermek nasip olmuştu şehrin o temiz yürekli insanlarına. Sahneye elimde tuttuğum bir ceviz ile çıktım ve “Biz âile danışmanlarının ceviz ile ortak bir tarafımız var.” diyerek başlamıştım konuşmama.

Sizler de çok duymuşsunuzdur, âile içi sorunların konuşulduğu ortamlarda bu üç meyvenin isimlerini. Ceviz ve fındıkkabuğu ile incir çekirdeği, birer ölçü birimi olarak kullanılır sorunların şiddetini belirlemek için.

“Aslında ceviz kabuğunu doldurmayacak kadar küçük mesele.” diye başlanır. Bâzıları “ceviz kabuğunu” büyük görüyor olmalı ki, “fındıkkabuğunu” ve hattâ onu da büyük gördüğü için “incir çekirdeğini” ölçü olarak gösterir.

“Peki, mâdem sorunlar bu kadar küçüktür, neden çözümü tam aksine o kadar zor ve sonuçları da o denli büyük oluyor?” sorusu akla geliyor ister istemez ve haklı olarak.

Zîrâ sorunun çözümünü zorlaştıran veya kolaylaştıran, sorunun büyüklüğü veya küçüklüğü değil, sorunu nasıl gördüğünüz ve çözmek için kullandığınız metot ve yöntemlerdir.

Tâbir-i diğerle, çözümü zorlaştıran ve onu içinden çıkılmaz boyutlara ulaştıran, sorunun kendisi değil, sorunu çözmek adına attığımız yanlış adımlardır.

Nitekim iletişim alanında yapılan çalışmalar bize bu konuda çok ciddî bilimsel veriler sunuyor. Çoğumuz iletişimi konuşmadan ibâret sanırken, bunun hiç de öyle olmadığını görüyoruz.

Bilgi amaçlı bir konuşmada, meselâ bir seminerde bilgi yüklü kelimelerin değeri yüksektir. Zîrâ karşı taraf sizden bilgi dolu konuşmalar bekliyor. İlgi, duygu ve beden dili ikinci derecede kalır. Kısacası nasıl dediğiniz değil, ne dediğiniz önemlidir bu durumda.

Ancak âile ve toplumsal hayattaki normal iletişimde ve sorun çözme sürecinde iş tam zıddına dönüyor. Ne dediğinizin etkisi ve önemi çok gerilerde kalıyor. Nasıl dediğiniz öncelikli hâle geliyor.

Öyle ki, gelinen noktadaki en son çalışmalar bize, kullandığımız kelimelerin, ifâde ettiğimiz sözcüklerin iletişime katkısı ve sorun çözme sürecine etkisinin ancak yüzde on olabildiğini göstermektedir.

Ses tonunun etkisi yüzde otuz iken, beden dilinin yâni jest ve mimiklerin, yâni el kol, kaş göz hareketlerinin tesirini de yüzde altmış şeklinde ortaya koydular.

Bu sonuçları ne olur yabana atmayalım.

Sorun çözme sürecinde ses tonunuz yüksek ise, sorunun incir çekirdeği kadar küçük olması sizi yanıltmasın. Bir kıvılcım bir evi yaktığı gibi, o sorun da bir kıvılcım hâlinde evinizin huzûrunu haftalarca kaçırabilir.

Bu konuda tam yeri gelmişken, bizleri bizden daha iyi bilen Evrenin Sâhibi’nin şu mesajını hatırlatmak, hem yukarıdaki bilimsel verilerin doğrulanması hem de duygularımızı etkilemesi açısından önemli olacaktır.

Doğan ve doğacak erkek çocukları öldürmenin tesir etmediği bir vicdânın sâhibi, İlah olduğunu iddia edecek kadar bir kibrin ve gurûrun esîri bir adamdır Firavun. Hitap edilecek tarafı kalmamış, bütün iletişim kanalları kapalı bir adam.

Böyle bir adamı ancak bir Peygamber uyarabilirdi. Ancak nasıl uyaracak, hangi metot ve yöntemleri kullanacak?

Bu konuda Allah inisiyatifi Peygambere bırakmadan metot ve yöntemi de gösteriyor O’na. Çünkü sorun çok büyük ve yara derin. Değil ceviz kabuğu, yerkürenin kabuğu dahi istiâb edemez bu karmaşık problemi.

Peki insanın Rabbi, insanlara sorun çözme sürecinde nasıl bir yol ve yöntem öneriyor acaba?

Sorunun adı Firavun, çözecek olan ise insanlara rehber olarak gönderilen müstesnâ şahsiyetlerden biri, yâni bir Peygamber.

“Peygamber de olsanız, yol ve yordamsız olmaz sosyal sorunları çözmek için.”

 Sorun çözme başarınızın, statünüzle, makâmınızla, erkek veya kadın, anne veya baba oluşunuzla hiçbir alâkası yoktur. Bu tamâmen kişiliğinize bağlı olarak kullandığınız yöntemlerle ilgili bir süreçtir.

Kaba kuvvet, bilek gücü, sosyal statü gücünü kullanarak sorun çözenler, sorunun altında kalmışlardır hep târihte.

Zâten peygamberler, insanlar arasındaki sorunları çözme adına bizlere yol ve yordam gösterendir.

Bakalım Allah nasıl bir metot ve yöntem önermiş Hazreti Mûsâ’ya.

Âyet şu:

“Git onunla yumuşak bir dille konuş. Belki aklını başına alır veyâhud çekinir.” (Tâhâ, 20/44)

Firavun gibi bir adama tesir etmenin, şirk gibi bir hatâyı düzeltmenin veya en azından zararsız hâle getirmenin yolu “yumuşak bir dil kullanmak”tan geçiyor ise, bunun daha ötesi olmaz diye düşünüyorum bu âyeti her duyduğumda.

Burada Allah (cc) bize, sorun çözmenin olmazsa olmazını öğretiyor aslında Firavun örneği üzerinden. Bu ilâhî prensibin dışına çıkıp duygularına esîr olarak, esip gürleyerek sorun çözen var mı ve bu mümkün olabilir mi?

“Ben her sorunda bağırır çağırır, ortalığı velveleye veririm ve sorunu çözerim.” diyenler, yukarıdaki âyet üzerine yemîn ederim ki, yanılıyorsunuz ve sorun çözemezsiniz. Sâdece ortamı bastırıyor ve sesleri kesiyorsunuz bir süreliğine.

Muhâtabın susması ve ses çıkarmaması, sorunun çözüldüğü anlamına gelmez. Yaptığınız şey, ileride patlayacak olan bombanın içine yüklü barut koymak ve tahrip gücünü yükseltmekten başka bir işe yaramamaktadır. Vakti geldiğinde o bomba öyle bir infilâk eder ki, bu kez etrafta duyulacak olan sizin bağırma sesiniz değil bombanın sesi olacaktır.

Yüksek ses ve bağırma, tahrip edici olan silahların ve bombaların özelliğidir. Yüksek sesin, bağırtı ve çağırtının olduğu yerde tâmir değil, ancak ve ancak tahrip söz konusu olabilir.

Bu âyet bizim bütün ezberimizi bozdu. Ders alsın ve korksun diye bağıran insanoğluna “yanlış yoldasınız” diyor. Nitekim bağıranlar, öfke patlaması eşliğinde sorun çözmeye çalışanlar öyle bir noktaya gelirler ki, değil muhâtapta korku uyandırmak, var olan saygınlıklarını da kaybederler.

“Bastırdım, korkuttum” dedikleriniz, “Boşver bu adamı, her zaman yaptığı gibi bağırıp dursun…” deyip işlerine devâm ederler hiçbir şey yokmuş gibi.

Hem kaldı ki, sorunların varlığı kadere bakar, çözümleri irâdemize bakar. Biz sorunları çözmekle değil, çözmek adına attığımız adımlarla sınanıyoruz.

“Usûl esâsa mukaddemdir.” diyor Mecelle de.

Yâni sorunun kendisinden daha önemlidir, sorun adına attığınız adımlar. Zîrâ “USÛL”; yol, yordam, metot demektir. “ESAS” ise çözmek istediğiniz veya yapmak istediğiniz temel iş demektir.

Büyük sorunları doğru yöntemlerle kolaylıkla çözerken, küçük sorunları yanlış yöntemlerle elinize yüzünüze bulaştırıp altında kalabilirsiniz.

Tercih sizin…

Ferhat Aslan

Ayrıca kontrol et

İrfânî Gelenekte Sevenin Sevdiğiyle Hemhâl Olma Gayreti: Uygulanışı, Dînî ve İnsânî/Vicdânî Dayanakları İle Râbıta

Çoğulu ‘revâbıt’ olan râbıta kelimesi sözlükte ‘iki şeyi birbirine bağlayan ip, alâka, bağ, vuslat, ilgi …