Anasayfa / Yazarlar / Prof. Dr. Kadir Özköse (Sayfa 2)

Prof. Dr. Kadir Özköse

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî’nin İlmî ve Tasavvufî Gelişim Seyri

Şehrezûr’a bağlı Karadağ beldesinde 1192/1778 yılında dünyâya gelen Hâlid b. Hüseyin’in lakâbı Ziyâüddin ve nisbesi el-Bağdâdi’dir. Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî diye tanınır olmuştur. Vasiyetindeki “Vakfiyemi imâmımız Muhammed b. İdris eş-Şâfii’nin mezhebine göre vakfettim” şeklindeki ifâdelerden mezhebinin Şâfiî, öğrencisi ve mürîdi meşhur fakîh İbn Abidin’e “Ben Hz. Osman(ra) evlâdındanım” demesinden de Hz. Osman (ra) neslinden olduğu anlaşılmaktadır. Karadağ’da Câf aşîretinin Mikâili kabîlesinin …

Daha fazlası »

Mevlȃnȃ’ya Göre Öğrenci-Öğretmen İlişkisi

Mevlânâ’nın eğitim sisteminde öğretmen ve öğrenci iki temel öğedir. O, öğrenci ile öğretmen arasındaki yakınlığı başarının esâsı olarak kabûl etmektedir. Öğretmen ve öğrenci ilişkilerini birtakım metaforik anlatımlarla çok daha anlaşılır kılmaya çalışmaktadır. Bu benzetmelerin bir kısmını şu şekilde sıralayabiliriz: 1. Bal-Süt İlişkisi Öğretmen-öğrenci münâsebetlerine ışık tutmaya çalışan Mevlânâ, tasavvufî ağırlıklı bir misâlle konuyu ele almaktadır. Bu konuda bal ile sütün …

Daha fazlası »

Sûfî Gelenekte Aklın Fonksiyonu

Tasavvufa yönelik eleştirilerin başında “tasavvufun akla ve aklî düşünceye karşı olduğu, aklî istidlâl ve kıyaslara yer vermediği, bunun sonucunda düşünce ve ilmî hayâta zarar verdiği” iddiası gelmektedir. Tasavvuf münekkitleri bu iddiaları sonucu tasavvufu irrasyonel/akıldışı bir sistem olarak değerlendirirler. Öncelikle şunu açıkça ifâde edelim ki tasavvuf ilmi aklı reddeden, akıl dışı bir yol izleyen, irrasyonel yaklaşımların odağı olan bir ilim değildir. …

Daha fazlası »

Yaz Mevsiminin Rehâvetine Kapılmadan Gayret Kemerini Kuşanmak

Yaz geldi, havalar sıcak, tâtil fırsatları önümüzde ve herkesin kendine özgü programları gündemdedir. Dinlenmek, rahat bir nefes almak, eğlence ve mutluluk herkesin hakkıdır. Ancak tâtil beyhûdelik, başıboşluk ve sorumluluktan kaçmak değildir. İnşirah sûresinde Rabbimiz bir işten boşalınca diğer bir işe sarılmamızı istemektedir. Dinlenirken farklı bir işin planlamasını yapmak, eğlenirken tefekkürü şiâr edinmek, istirahate çekilmişken yeni bir çabanın seyrine katılmak esastır. …

Daha fazlası »

Sȗfȋ Gelenekte Mûsikî Âhengi

Ruhsal tedâvinin, içsel huzûrun ve insan sağlığının üzerinde mûsikînin ne denli tesir halkası oluşturduğu târih boyunca yapılan bilimsel çalışmalarla tespit edilmiş ve bir gerçek olarak ortaya konmuştur. Seviyeli düzeyde ortaya konan ve icrâ edilen, insan rûhunu saran mûsikî eserlerinin insan sağlığı üzerindeki olumlu etkilerinden faydalanılarak mûsikî ile tedâvi yöntemleri ortaya konmuştur. Çünkü mûsikî insanı derinden etkiler, bilinçaltı duygularını gün yüzüne …

Daha fazlası »

Türbeleri Ziyâretin Anlam Boyutu

İslâm’da esas olan kulluktur. Kulluk sürecinde sağlam bir i’tikâdî düşünceye sâhip olmak esastır. İslâm inanç sistemi tevhid bilincine sadâkati öngörür. Dolayısıyla kulluk sâdece Allâh’a hasredilir. Buna göre gâye Allâh’ın rızâsıdır. Allâh’ın gönderdiği dinler, peygamberler, kitaplar ve ilim erbâbı gibi değerler bu gâyeye varmamızı sağlayan vâsıtalardır. Peygamberlerin bile birer araç kabûl edildiği bir inanç sisteminde evliyâ dediğimiz Allah dostlarına insanüstü pâyeler …

Daha fazlası »

Sȗfȋ Gelenekte Kıyâfetin Dili

Allâh’ın isimlerinden birisi de es-Settȃr’dır. O, ayıpları örten, kusurları âşikâr kılmayan ve yanlışlıklara mühlet verendir. Kusursuz insan olmaz. Her hâli ile serâpâ güzel ve sonsuz kemal sâhibi olan ancak Allah’tır. Tesettür kelimesi de es-Settȃr ismi ile aynı kökenden gelmektedir. Tesettür mahremiyetin gereği ve özelin korunmasıdır. Görülmesi ayıplanan kusurların saklanması ve hayânın muhâfazasıdır. Tesettür bu anlamda bir medeniyet, kıyâfet bu anlamda …

Daha fazlası »

İslȃm Medeniyetinde Oyun ve Eğlence Kültürü

Hayat bir bütündür. Hayat acısı ve tatlısıyla yaşanan bir imtihan sürecidir. Kul olmak hayâta Hakk nazarıyla bakmayı gerekli kılmaktadır. Dünyâ hayâtını imtihan yurdu olarak kabûl eden Müslüman ise yaşarken sorumluluğunu kuşanan şahsiyettir. İlâhî rızâya uygun hareket edildikten sonra Müslümanın niyeti de ameli de makbûldür. İbâdet hayâtımız belli merâsimlerden ibâret kurallar yumağı değildir. Günün belli saatlerinde, ömrün belirli zamanlarında belirli şahsiyetlerin …

Daha fazlası »

Zikir Tomurcuğunun Vücuttaki Tesir Alanları Kalb – Ruh – Sır – Hafȋ – Ahfȃ

Halidiyye-yi Müceddidiyye’nin Ziyȃiyye şûbesinin müessisi Ahmed Ziyȃuddin-i Gümüşhȃnevî (ö.1311/1893) on dokuzuncu yüzyıl Anadolu Nakşibendiyye şeyhlerinin önde gelenlerindendir. Tarîkatların ȃdȃb ve erkȃnı, tarîkatlarda benimsenen seyr u sülûk usûllerini ortaya koyduğu Câmiu’l-Usûl isimli eserinde rȗhȃnȋ tarîkatların benimsediği letȃif dersleri hakkında da önemli verileri sevenleriyle paylaşmaktadır. Eserde insanın çok katmanlı varlık oluşuna dikkat çeken Gümüşhȃnevȋ, okuyucusunu bir muamma olan insan denen varlığı çözmeye …

Daha fazlası »

Nakşibendiyye Tarîkatında Hatm-i Hȃcegȃn Uygulaması

Nakşbendîyye tarîkatında uygulanan ve genellikle toplu olarak icrâ edilen zikir şekillerinden biri de Hatm-i Hâcegân’dır. Kaynaklarda bu ȃyine hatm/bitirmek denmesinin sebepleri şu şekilde sıralanmaktadır: 1. Olması istenen işin bu zikir ve duâ sayesinde bitip hatm/hallolacağı düşüncesiyle hatm-i Hâcegân adı verilmiştir; 2. Fâtiha sûresinin Kur’ȃn’ın tümünü kapsadığı kabûl edilmektedir. Bu zikir de Fâtiha sûresiyle başlar ve biter. Dolayısıyla bu zikri yapanlar …

Daha fazlası »