Anasayfa / Yazarlar / Prof.Dr. Ali Çelik

Prof.Dr. Ali Çelik

Ömrü Zâyi’ Etmemek

“İnsan” denilen varlık, bir taraftan sosyal çevre, bir taraftan fizikî çevre tarafından kuşatılmış durumdadır. Bütün yapıp etmelerinde şu veya bu şekilde bu kuşatılmışlığın etkisini hisseder. Buna bir de “kı‎sa veya uzun vakit, az ya da çok süren bölünebilir müddet” gibi1 anlamlara gelen “zamân”ı ekleyebiliriz. Zaman kavramının mâhiyeti konusunda yapılmış birçok açıklamalar içinde “Zaman, sürüp giden doğru bir çizgi olarak düşünülebilir; …

Daha fazlası »

Müslüman Olmanın Gerektirdiği Bir Sorumluluk: Din Kardeşi İçin Fedâkârlıkta Bulunmak / Îsâr Sâhibi Olmak

Makâlenin başlığı bize neler anlatıyor, bunları üç maddede toplayabiliriz: “Müslüman olduğunun bilincinde olmak.” “Müslüman olmanın gerektirdiği mükellefiyet ve sorumlulukları yerine getirmek.” “Din kardeşi için fedâkârlıkta bulunmak.” Her üç konu da birbiriyle içiçe, biri diğerinin lâzımı durumunda. Aslında sâdece birinci madde yeterli: “Müslüman olduğunun bilincinde olmak”. Bu bilinç kazanılırsa, diğer iki madde kendiliğinden yerine getirilecektir. Bu ifâde anlam zenginliğine sâhip çok …

Daha fazlası »

İslâm’da İlim ve Muhtevâ

İslâm Dîni, insanı merkeze alan ve onun bireysel olarak kemâle ermesini isteyen, kemâl sâhibi insanların da bir araya gelerek “tevhîde dayanan, tüm davranışlarında ahlâkilik ölçüsünün dışına çıkmayan, sosyal adâletin egemen olduğu” bir toplum oluşturmalarını telkin eden bir dindir. Bu özellik aynı zamanda, gerek bireysel anlamda (mü’min olarak) gerekse toplumsal anlamda İslâm toplumunun en belirgin niteliklerine işâret etmektedir. Bu nitelikler İslâm …

Daha fazlası »

Kur’ân ve Sünnet’te Müslümanın Vasıfları

Yüce Rabbimiz mutlak güç ve kudretinin bir tecellîsi olarak varlık âlemini; varlık âlemi içinde de “insan”ı yaratmış, onu en üstün sıfatlarla donatarak (İsrâ, 70.) kendisine muhatap seçmiş, dağların taşların kabûl edemediği “emânet”i ona yüklemiş ve emirlerini yerine getirme, kendisini “bilme ve birleme/Tevhid inancı üzere yaşama” konusunda halîfe kılmıştır. Tâ ki bütün hal ve hareketlerinde Yüce Yaratıcısının murâkabesi, denetim ve gözetimi …

Daha fazlası »

Bir Anadolu Velî’si Yûnus Emre

Bilindiği üzere, târihî olaylar ve tarîhî şahsiyetler kendi dönemleri içinde ele alınır ve öyle değerlendirilirler. Yûnus Emre de târihî bir şahsiyettir, târihin belli bir döneminde yaşamış, bir misyon icrâ etmiş ve her fânî gibi o da mukadder vakit gelince, emânetini Hakk’a teslim ederek ebediyete intikâl etmiştir. Fakat o öyle bir şahsiyettir ki, küçücük cirmine rağmen, Şeyh Gâlip’in ifâdesiyle “merdüm-i dîde-i …

Daha fazlası »

Hz. Peygamber’i (sav) Sevmek

“Peygamber, mü’minlere kendi nefislerinden daha sevgilidir.” (Ahzâb,6) Bu âyet-i kerîme bize şu hakîkati telkîn etmektedir: 1. Vâkıayı tesbit ederek ilk Müslümanlar (Ensâr ve Muhâcirûn) yanında Hz. Peygamber’in (sav) yerinin nasıl olduğu gerçeğini hatırlatıyor. 2. Hz. Peygamber’in (sav) durumu yanlarında böyle olan o sahâbe neslini daha sonra gelen müslüman nesillere örnek olarak takdîm ediyor ve onlardan Allâh’ın Rasûlüne ittibâ etme ve …

Daha fazlası »

Rasûlullâh’a (sav) İtâat Eden Cennete Girer(1)

Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: “Ümmetimin hepsi cennete girecektir, bana karşı gelenler hâriç.” Ey Allâh’ın Rasûlü, sana karşı gelenler kimlerdir? dediler. Şöyle buyurdu: “Bana itâat eden cennete girer, bana isyân eden kişi, o inkâr etmiştir.”2 Bu hadis Mesâbih’in sahihlerindendir. Onu, Ebû Hüreyre (ra) rivâyet etmiştir. “Ümmet” ile murâd edilen şey, “ümmeti’d-da’ve” (dâvet ümmeti) olması muhtemeldir. Buna göre, “karşı gelen”, “kâfir” dir. …

Daha fazlası »

Rabbini Zikredenin ve Zikretmeyenin Misâli

Ahmed er-Rûmî el-Akhisârî es-Saruhânî1’nin “Mecâlisu’l-Ebrâr ve Mesâliku’l-Ahyâr” isimli eserinden: Birinci Meclis: Rabbini Zikredenin ve Zikretmeyenin Misâli Rasûlullâh (sav) şöyle buyurdu: “Rabbini zikredenin ve Rabbini zikretmeyenin misâli, ölü ve dirinin misâli gibidir.”2 Bu hadis Mesâbih’in sahihlerindendir.3 Onu Ebû Mûsa el Eşarî4 rivâyet etmiştir. Peygamber (sav) bu hadiste, zikir yapanı, gerçekte diri-canlı olmasına rağmen (yine)diriye benzetti. Zîrâ “diri-canlı” (ifâdesi) ile kasdedilen, hakîkî, ebedî hayâtı olan …

Daha fazlası »

Ölüm ve Ölüm Ötesi

“Ölüm” kelimesi ilk duyulduğunda, insanının iç dünyasında bir burukluk meydana getirir. Çünkü kelime, bir “ bitiş, son buluş ve yok oluş” olgusunu haber vermektedir. “Ölüm”, arzu ve isteklerin, ümitlerin, hayallerin tükendiği, hazların ve heyecanların bir anda acıya ve kedere dönüştüğü, kısaca hayata dair ne varsa hepsinin bitip sona erdiği olgunun adıdır. Zaten sözlüklerde de “Ölüm, canlılarda hayat belirtilerinin ortadan kalkması …

Daha fazlası »

Kültürümüzde Vakıf ve Vakfiyeler

“Vakf” kelimesi sözlükte “durmak, durdurmak ve alıkoymak” mânâsına gelir. Terim mânâsı ise, “Bir mülkün menfaatini halka tahsis edip aynını Allah Teâlâ’nın mülkü hükmünde olarak temlik ve temellükten müebbeden menetmektir” diye târif edilmiştir.1 Bu târife göre, vakfedilen şey vakfedenin mülkiyetinden çıkıp Allâh’ı‎n mülkü haline gelmektedir ki, artık bu mülkte kamunun hakkı vardır. Vakıf, sâdece Allâh’ın rızâsını kazanmak için, varlıklı kimseler tarafından …

Daha fazlası »