Anasayfa / Yazarlar / Abdullah Sivaslı

Abdullah Sivaslı

İrfânî Gelenekte Sevenin Sevdiğiyle Hemhâl Olma Gayreti: Uygulanışı, Dînî ve İnsânî/Vicdânî Dayanakları İle Râbıta

Çoğulu ‘revâbıt’ olan râbıta kelimesi sözlükte ‘iki şeyi birbirine bağlayan ip, alâka, bağ, vuslat, ilgi ve sevgi ile mensûbiyet’ gibi mânâlara gelmektedir.1 Sûfîlerce râbıta ‘şuhud ve iyan makamına ulaşmış kâmil bir şeyhe kalbi bağlamak’, ‘ilâhî ve zâtî sıfatlarla muttasıf, müşâhede mertebesine ermiş kâmil bir şeyhe kalbi bağlayıp huzur ve gıyâbında şeyhin sûreti, sîreti ve özellikle rûhâniyetini hayâlen kendisi ile birlikte …

Daha fazlası »

İrfânî Gelenekte Sâlikin Vuslata Ermesi İçin Tavsiye Edilen Etkin Bir Yöntem: SOHBET

‘Sohbetlerde edebe riâyet ediniz; vuslatsız sohbet olmaz.’1 İhramcızâde İsmail Hakkı Toprak (ks) Tasavvufî sistem, yöntem ve ilkeleriyle kişiyi/sâliki yaratıcısına ulaştırmayı/vuslatı hedefleyen bir disiplindir. Sûfîler, bu süreçte sâliki vuslata erdirecek zikir, tefekkür, tevekkül, uzlet, tevbe ve zühd gibi birçok husustan bahsetmişlerdir. Onların bu süreçte sâlike etkisi/tesiri sebebiyle dikkat çektikleri bir husus da ‘sohbet’ konusudur. Sohbet Arapça’da; ‘ülfet edip dost olmak, hasbihâl, …

Daha fazlası »

Bireyin/Sâlikin Gerçek Bilgiye Ulaşma Formülünün Zirve Noktası:Tasavvufta Ma’rifet Düşüncesi ve Ma’rifete Giden Sürece Dâir Sûfîlerin Tespitleri

‘Şerîatsız tarîkatsız girilmez sûy-i maksûda, Bu söz benden değil dinle hakîkat pirlerindendir.’1 Sözlükte “bilmek, tanımak, ikrâr etmek” gibi anlamları içeren ma’rifet kelimesi, genel olarak ilimle eş anlamlı kullanılan bir kavramdır.2” Ma’rifet’in özel, tikel ve ayrıntılı bilgiyi, “ilmin” ise tümel ve genel nitelikli bilgileri ihtivâ şeklinde aralarında fark olduğu söz konusu edilmiştir.3 Beş duyu ve tevâtür haberi bilgi/ilim olarak addeden kelâm ilminden …

Daha fazlası »

Sâlikin Varlık Âleminin Vuslat Ritmine Eşlik Vermesi: Tasavvufta Semâ, Hatm-i Hâcegân, Darb-ı Esmâ ve Dev(e)ran Uygulamaları

‘Kâmil için her ses göksel mûsikîye dönüşür; gerçek sûfî her sesin ona, sevdiğinden müjde getirdiğini duyar, her sözcük onun için Allâh’ın bir vahyidir.’1 Sûfî düşüncede vecd tecrübesinin kişide meydana getirdiği coşkun hâl ile yakînî bilgiye ulaşılabileceği hakîkati sıklıkla vurgulanmıştır. Bu sistemde vecd hâli, vuslata ermenin/insan-ı kâmil olabilmenin bir şartı olarak görülmüştür. İrfânî gelenekte zamanla vuslat yolcusunun mâruz kaldığı fenâ hâlinin/makâmının …

Daha fazlası »

Bireyin/Sâlikin Dil, Gönül/Kalp ve Bütün Varlığıyla Hakk’ı Anması: Tasavvufî Düşüncede Zikir

‘Ezkâr-ı Hüdâyı bî-bahâne, Zikreyle ki zikre yoktu gâye, Ezkâra giriş bi-gayr-i gâyet, Zikreyle Hüdâyı bî-nihâyet’ 1 Kur’ân-ı Kerîm’de değişik varyant ve anlam türevleriyle iki yüz doksan bir yerde geçen2 zikir kavramının sûfî düşüncede üzerinde önemle durulan konuların başında geldiğini ifâde edebiliriz. Sûfîler, Allah Teâlâ’yı anmaktan bir an olsun gâfil olmamak ve bu yönüyle kulluk sırrına erebilmek düşüncesiyle sistemlerini/tasavvufu dizayn etmişlerdir. …

Daha fazlası »

Allah Teâlâ’nın Sâliki Aşkıyla Kendisine Çekmesi ve Sâlikin Yüce Makâmın Tesir Alanına Girmesi: Sûfîlerin Cezbe ve Meczûba Dâir Tespitleri

‘Cezbe-i hüsn-i mahabbetdür kim eyler muttasıl Dost cüst ü cûy-ı aşk u aşk cüst ü cûy-ı dost’1 Halk arasında yaygın olarak ‘kişinin aklının başından gitmesi’ şeklinde anlaşılan cezbe, sözlükte; ‘çekme, celbetme ve çekiş’2 anlamlarına gelen bir kavramdır. Terim olarak ‘ilâhî inâyetin gereği olarak Cenâb-ı Hakk’ın kendisine giden yolda ihtiyaç duyulan her şeyi kuluna bahşedip çabası ve çalışması olmaksızın onu kendisine …

Daha fazlası »

Sâlikin Mâşûkuna Kavuşamaması ve Kavuştuğu Andaki Sürûru: Firkat Odu Vuslat Şerbeti

‘Vaslın bana hayat verir firkatin memât Subhâne hâliki halaka’l-mevti ve’l-hayât’1 Kelime anlamı itibâriyle; ‘ayrılık, hicran ve sıla hasreti’2 gibi anlamlara gelen firkat, tasavvuf terminolojisinde vuslat kavramının zıddı olarak kullanılmıştır. Firkat; ‘zâhiren veya bâtınen Hakk’tan başkasına iltifât etme’ mânâsında âşığın/sâlikin sevgilisinden ayrı ve uzak düşmesini ifâde eden ‘hicran’ ile eş anlamlı kullanılan bir kavramdır.3 Tasavvufta ideal/nihâî hedef sevgiliye kavuşma hâlini ifâde, …

Daha fazlası »

Tecrîd ve Tefrîd

Sözlükte ‘soymak, soyutlamak, ayırt etmek ve temizlemek’2 gibi anlamlara gelen tecrîd kelimesi tasavvufî düşüncede ‘kalbin veya Hakk’ın mâsivâdan soyutlanması’3 şeklinde anlaşılmıştır. Buna göre, ‘sâlikin zâhirini mal ve mülkten, bâtınını karşılık bekleme anlayışından arındırması, yaptığı her şeyi sırf Allah rızâsı için yapması, makam ve hal sâhibi olma düşüncesini hatır ve hayâlinden geçirmemesi’ tecrîd olarak târif edilmiştir.4 Tecrîd kavramı Kur’ân-ı Kerîm’de geçmemektedir …

Daha fazlası »

Sâlikin Mânen Hakk’ın Huzûrunda Mahv Olması ve Sâlikin Allah Teâlâ’nın Standartlarıyla/Rızâsıyla Birlikte Olması: ‘Fenâ’ ve ‘Beka’

‘Mest oluben ‘aşķ-ı Haķ’dan varını yaġmaya vir, Gel beķā bul-ġıl fenāda yokluk içre varı gör.’1 Tasavvuf; bireyi/sâliki seyr ü sülûk aşamalarından geçirerek, Allah Teâlâ’dan başka herşeyden yüz çevirmesini sağlayıp sâdece O’na yönelmesini temin etmeyi amaçlayan bir sistemdir.2 Başka bir ifâdeyle ‘fenâ’, kişinin varlığının şartlarının ölümlü varlık tarafından tam anlamıyla ortadan kaldırması, ‘bekaa’ anlamında varlığının Hakk’ı temâşâsı sırasında ortadan kalkması şeklinde …

Daha fazlası »

Sâlikin Tecellîlerle Mânevî Sarhoşluğa Gark Olması ve Sarhoşluktan/Elemden Zevk Duyması: ‘Sekr’ ve ‘Sahv’

‘Şarâb-ı ‘ışkı gel nûş eyle sûfî, Anı içmeyicek sekrân olunmaz.’1  Sözlükte ‘kabı doldurmak, set çekmek, kapıyı kapatmak, sâkinleşmek, dinmek, harâret yatışmak, sarhoş olmak, öfkelenmek, mest olmak, temyiz kâbiliyetini kaybetmek, eşyâ arasındaki farkları görememek, iyiyi kötüden, hayrı şerden, sevap olanı günah olandan, doğruyu yanlıştan fark ve temyiz edememek, sarhoşluk hâlinde hezeyan ve saçma şeyler söylemek, kendini kaybetmek’2 anlamlarına gelen sekr; ‘dînî his ve heyecanların, aşk, şevk, cezbe …

Daha fazlası »