Bursa’nın Fethinde Bir Gâzî-Derviş: Geyikli Baba / Mustafa Özçelik

“Geyikli Baba bize bir kez nazar kılaldan

Hâsıl oldı Yûnus’a her ne ki vâyesidir”

Yûnus Emre

Yûnus Emre Dîvânında adı geçen dervişlerden biri de Geyikli Baba’dır. Yaşadıkları dönemler biraz farklı olarak bilinse de, Yûnus’un şiirlerinde adından bahsedildiğine göre birbirlerini gördükleri ve Yûnus Emre’nin ondan etkilendiğini söylemek mümkün hâle gelebilir. Bu da onu Yûnus Emre’nin sûfî çevresi içinde düşünmeyi gerektirir. Ama önce Geyikli Baba kimdir sorusuna cevap arayalım.

Geyikli Baba, Nefehâtü’l-üns Tercümesi, Tevârîh-i Âl-i Osmân, Âşıkpaşazâde Târihi gibi klasik Osmanlı kaynaklarında adı geçen bir şahsiyettir. Yûnus Emre’nin şiirinden asıl adının Hasan olduğu anlaşılmaktadır. Geyikli Baba denmesi ise, dağlarda bir geyiğe binip geyiklerle dolaşması veya onlarla kurduğu yakınlıkla ilgilidir. Geyikli adıyla ilgili şöyle bir olay da anlatılır: Geyikli Baba, birazdan bahsedeceğimiz Bursa kuşatmasına geyik sırtında katılmış. Bizanslılar büyük bir geyiğin üzerinde altmış okkalık kılıçla savaşan bu gâzî dervişi görünce mânen yıkılıp teslîm olmayı konuşmaya başlamışlar. Geyikli Baba, kalan vakitlerde ise ordugâhta hoşça sohbetler yapar, mücâhidlere Sahabe-i kirâmın büyüklüğünü, Ehl-i Beyt’in mücâdelesini anlatarak moral verirmiş. Askerler de bu babacan tavrından dolayı onu “Baba” diye anarlarmış.” Bursalı İsmail Belîğ ise onun adının Ulvî Baba olduğunu söylemektedir.

Hikâyenin gerisi ise şöyledir: Târihe baktığımızda Anadolu’ya gelip fetihlere katılanların asıl yurtlarının Türkistan, Azerbaycan tarafları olduğu görülür. Demek ki Müslüman Türk’ün Anadolu’yu fetih planı oralarda yapılmış, dervişler de birer birer Anadolu’ya gelmişlerdir. Geyikli Baba da böyle bir misyonla Anadolu’ya Hoy’dan (Azerbaycan) gelmiş bir derviştir. Anadolu’ya geldiklerinde dervişleriyle berâber Keşiş dağı (Uludağ) eteklerine yerleşip hem irşad hem gazâ faaliyetlerine girişmiştir. Tasavvufî çizgisi îtibâriyle ise Kalenderiyye -Vefâîlik-Bektâşîlik- içinde düşünülen bir şahsiyettir. Bunu, Orhan Gâzî ile karşılaşması sırasında hükümdârın kendisine kim olduğunu sorması üzerine verdiği rivâyet olunan “Baba İlyas mürîdiyim, Seyyid Ebü’l-Vefâ tarîkindenim” şeklindeki cevaptan anlamaktayız. Bu da onun Babaî yâhut Vefâiye dervişi olduğu sonucunu vermektedir. Ne var ki bu tarîklerin sûfîlik anlayışları hâlen tartışılmaya devâm edilmektedir. Kimileri onları Heterodoks çizgide kabûl ederken bâzı araştırmacılar ise böyle olmadıklarını ifâde ederler.

Bursa’nın Fethine Katıldı

Geyikli Baba’nın çok bilinen bir şahsiyete dönüşmesi ise Bursa’nın fethi esnâsında gerçekleşir. Buna göre Geyikli Baba, Bursa henüz kuşatma hâlindeyken kuşatmaya bizzat katılarak, İnegöl tarafında kayalar üstünde üç yüz altmış kapısı olan ve Kızıl Kilise denilen yeri dervişleriyle berâber fethetmiştir. Anlatılara göre gündüzleri cenk eder, geceleri de orada bulunan ulu bir kestane ağacı Geyikli Baba’yı içine alıp saklarmış. Düşman gelir, Geyikli Baba’yı bulamazmış. Baba sabah yine çıkar cenk edermiş. Bu halden ürken düşman, Kızıl Kilise’yi Baba’ya bırakıp kaçmış. 

İşte bu durum onun bölgede birdenbire tanınmasına yol açar. Bu hikâyeden etkilenenlerden biri de fetihten sonra yönetimi kendisine verilen İnegöl fâtihi Turgut Alp’tir. Gider onun mürîdi olur. Turgut Alp daha sonra Orhan Gâzî’ye Geyikli Baba’nın fetih sırasındaki kahramanlıklarından bahseder, hükümdar da onu görmek üzere huzûruna dâvet eder. Ne var ki Geyikli Baba bu dâvete önce müsbet karşılık vermemiş ancak ısrâr üzerine görüşmeye râzı olmuştur.

Tevârîh-i Âl-i Osmân’daki bilgilere göre biri sultan diğeri derviş olan dönemin bu iki önemli şahsiyetinin görüşmesi ikisi arasında bir yakınlığın doğmasına sebep olur. Osman Gâzî de bunun üzerine kendisine İnegöl bölgesini bağışlamak ister, fakat dünyâ malı gözünde olmayan Geyikli Baba, bunu kabûl etmez. Orhan Gâzî’nin ısrârı üzerine onu kırmamak için “Mâdem öyle! Şu karşuda turan depecükden berü yircügez dervîşlerün havlısı olsun!” der. Böylece dağların geyikli dervişi kendisine armağan edilen bu yerde dergâhını kurar.

İkili arasındaki bir olay da şöyledir: Geyikli Baba, bir gün sırtında bir çınar (o dönemde kavak da denilmektedir) fidanı ile Orhan Gâzî’nin ikāmetgâhının önüne gelmiş ve fidanı bahçeye dikerek uzaklaşıp gitmiştir. Menkıbeler Geyikli Baba’nın bu davranışı ile Osmanlı Devleti’nin uzun ömürlü olacağına işâret etmek istediğini belirtirler. Bilindiği gibi Osmanlı, çınar sembolü ile anılan bir devlettir. Belli ki bu anlayışın temeli bu olaya dayanmaktadır. Bu rivâyetler Geyikli Baba’nın siyâsî iktidar çevreleriyle sıkı bağlantısını göstermesi bakımından önemlidir.

Geyikli Baba’nın Çetin İmtihânı

Geyikli baba ile Sultan Orhan arasında bir hâdise daha geçer. Dîvân-ı hümâyûn kayıtlarına yansıyan bu hâdiseye göre Geyikli Baba’yı sultânın gözünden düşürmek isteyenler onun şarap düşkünü olduğu dedikodusunu yayarlar. Orhan Gâzî bunu duyunca “iki yük arakî ve iki yük şarâb gönderün” der. Baba, gönderilenleri bir kazan getirip içine pirinç koyup kaynatır ve bunu gelen adam sayısınca yapar. Gelen askere bu zerdeden pâdişâha vermesini ve ateşte yanan bir koru bir pamuğun içine sarıp padişaha götürmesini ister. Geyikli Baba bu hareketiyle bizim dergâhımıza giren rakı yağ, şarap bal olur demek istemektedir. Başka bir ifâdeyle: “Ey Orhan sultan ben söylenildiği gibi biri değilim. Bunu da anlaman için pamuğun içine kor koydum. Sana ulaşana kadar yanmadığını göreceksin” der. Nitekim durum bu şekilde gerçekleşince Orhan Gâzî, Geyikli Baba’nın söylenildiği gibi biri olmadığını anlar ve ona saygısı daha çok artar. 

Bu olay şöyle de yorumlanabilir: O dönemde Orhan Gâzî’nin fethedilen yeni yerleri fakîh ve dervişlere vakfetmesini fırsat bilerek kendilerine derviş süsü verip çıkar elde etmek isteyen sapkın gruplar da bulunmaktadır. Orhan Gâzî de bu iki meselenin de hakîkatini anlamak için böyle bir yola başvurmuş olabilir. Yâni bir imtihandan geçmektedir Geyikli Baba ve bunu alnının akıyla başarmıştır. Diğer yandan bu hikâyeyi Geyikli Baba’nın mâneviyat yolunda büyüklüğünü anlatan bir kerâmet hâdisesi olarak görmek ve sembolik olarak Geyikli Baba dergâhına gelenlerin nasıl bir değişim ve dönüşüme uğradıklarını ifâde için anlatıldığını düşünmek daha doğru bir yorum olacaktır. Zîrâ bu şarap ve kor ve pamuk meselesi başka velîler için de anlatılmaktadır. Öyleyse bunları bir metafor olarak görmek ve ona göre yorumlamak gerekir.

Geyikli Baba’nın Türbesi

Geyikli Baba’nın türbesi, Bursa’nın Gürsu ilçesine bağlı Babasultan köyündeki Sultan Orhan’ın kendisine ve dervişlerine armağan ettiği ve dergâhını kurduğu yerdedir. Bu köyün adı Baba Sultan olup Geyikli Baba’nın vefâtından sonra Orhan Gâzî onun için bir de türbe ve külliye yaptırmıştır. İşte Geyikli Baba’nın diktiği ikinci çınar da burada yer alır. Rivâyete göre câminin avlusundaki asırlık koca çınar, Geyikli Baba tarafından saraydaki ağaçla aynı gün dikilmiş olup bugün hâlâ dimdik ayaktadır.

Yûnus Emre ve Geyikli’nin Nazarı

Şimdi de Yûnus Emre ile Geyikli Baba arasındaki münâsebete gelelim. Yûnus Emre, şiirlerinde nazar kavramını sıkça kullanılır. Nazar kelimesi tasavvufta “mânen büyük ve tasarruf sâhibi kimselerin lütuf ve keremle bakması” demektir. Bu bakışın dervişin terbiyesindeki tesirinin çok büyük olduğu bilinmektedir. Yûnus Emre, genelde “evliyâ nazarı” diye bu kavrama değinirken iki şahsiyet için bunu adlarını söyleyerek kullanır. Nazarından bahsettiği isimlerden ilki Mevlânâ’dır. “Mevlânâ Hüdâvendigâr bize nazar kılalı/ Onun görklü nazarı gönlümüz aynasıdır” şeklindeki beyitte kendisinin Mevlânâ nazarıyla mânen eğitildiğini dile getirir.

Yûnus Emre’nin bu özellikteki diğer kullanımı ise Geyikli Baba ile ilgilidir. Dîvân nüshalarında bu anlamda iki beyit yer alır. Bunlardan ilki: “Geyikli Baba bize bir kez nazar kılaldan/Hâsıl oldı Yûnus’a her ne ki vâyesidir” beytidir. Buradan açık bir şekilde ikisi arasında bir görüşmenin gerçekleştiği ve Yûnus Emre’nin Geyikli Baba’nın nazarına muhatap olduğu sonucu çıkarılabilir. İkinci beyit ise “Geyikli’nin ol Hasan söz eyitmiş kendüden/Kudret dilidir söyler kendünün söz nesidir” şeklindedir. Bu münâsebetin ne mânâya geldiğini anlamak için beyitlerin tam olarak ne söylediğine de bakmak gerekir. Yûnus Emre ilk beyitte Geyikli Baba’nın kendisine nazar kılmasıyla birlikte sâhip olduğu mânevî zenginliğin kendisine bir nasip olarak verildiğini söylemektedir. Diğerinde ise Geyikli Hasan’ın sözlerinin kendisinden değil kudret dilinden olduğu ifâde edilerek onun kudret diliyle konuşan bir sûfî olduğu dile getirilmektedir. 

Yûnus Emre ve Geyikli Baba’ya Dâir Bir Menkıbe

Yûnus Emre ile Geyikli Baba adları bir menkıbede de birlikte geçer. Buna göre “Yûnus Emre dağda odun hazırlarken kuşlar başta olmak üzere onlarca vahşî hayvan etrâfına toplanırmış, Yûnus da onlarla hâl dilinden konuşurmuş. Öyle ki tilkiler, kaplanlar, yılanlar, kurtlar, sincaplar Yûnus’un ormana girdiğini görünce odun kestiği yere üşüşürlermiş. Bir gün, buradan geçmekte olan bir yabancı seyyah bu hâli görmüş. Uzaktan bir süre Yûnus’u seyrettikten sonra selâm vererek: “Oduncu derviş, bu ne  hâl?!.. Hayvanlarla bile dost olmuşsun. Bu Anadolu dervişleri hep böyle midir? Çünkü Bursa’da bir derviş tanıdım, geyiklere biniyordu. Geyikli Hasan derlermiş adına. Çok güzel sözler söylüyordu. Burada da sen!.. Vahşî hayvanlar kaçmıyor sizden. Şaşılacak şey…” demiş. Yûnus da ona şöyle demiş: “Geyikli’de gördüğün de bizde gördüğün de Hak’tır yabancı. Hak ile birlik olunca cümle varlıklar biliş olur.”

Kaynakça

DERVİŞ AHMED AŞIKİ: Âşık Paşa-zâde Târihi, İstanbul, 2008

HAKAN YILMAZ: Geyikli Baba’nın İnegöl’e Yerleşmesi, Orhan Gâzî ile İlişkisi ve Heterodoksluğu Yönündeki İddiaların Kesin Deliller Işığında Çürütülmesi, Uluslararası İnegöl Tarihi ve Kültürü Sempozyumu Bildirileri, İstanbul, 2017

İLHAN YARDIMCI: Evliyaları ve Abideleriyle Şehirler Sultanı Bursa, İstanbul, 2005

M. HAKAN ALŞAN: Horasan Erenleri, İstanbul, 2006

TAŞKÖPRÜLÜZADE: Çev. Muharrem Tan, Osmanlı Bilginleri, İstanbul, 2007

YÛNUS EMRE: Dîvân, Abdülbâki Gölpınarlı, İstanbul, 1943

Bibliyografya

Yûnus Emre Dîvânı (nşr. Abdülbâki Gölpınarlı), İstanbul 1943, s. 299.

Tevârîh-i Âl-i Osmân, İÜ Ktp., TY, nr. 2438, vr. 42b-43a.

Âşıkpaşazâde, Târih, s. 46-47.

Neşrî, Cihannümâ (Taeschner), I, 47.

Lâmiî, Nefehât Tercümesi, s. 690-691.

Küçük Nişancı Mehmed Paşa, Târih, İstanbul 1290, s. 104.

Cenâbî Mustafa Efendi, el-ʿAylemü’z-zâḫir, Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 3033, vr. 557a, 558b.

Mecdî, Şekāik Tercümesi, İstanbul 1269, s. 31, 33.

Âlî, Künhü’l-ahbâr, İstanbul 1285, V, 62.

Hoca Sâdeddin, Tâcü’t-tevârîh, II, 403.

Evliya Çelebi, Seyahatnâme, II, 39.

Belîğ, Güldeste, s. 220-222.

Hammer, HEO, I, 154.

R. Tschudi, Das Vilājetnāme des Hādschim Sultan, Berlin 1914, s. 69.

F. W. Hasluck, Bektaşîlik Tedkikleri (trc. Râgıb Hulûsi), İstanbul 1928, s. 12.

Abdülbâki Gölpınarlı, Yûnus Emre ve Tasavvuf, İstanbul 1961, s. 11-15.

Köprülü, İlk Mutasavvıflar, Ankara 1966, s. 38, 177, 217.

Cevdet Türkay, Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatlar, İstanbul 1979, s. 373-374.

A. Yaşar Ocak, La révolte de Baba Resul, Ankara 1989, s. 118-121.

a.mlf., Osmanlı İmparatorluğunda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler (XIV-XVII. Yüzyıllar), Ankara 1992, s. 89-91.

Mustafa Kara, Bursa’da Tarîkatlar ve Tekkeler, Bursa 1993, II, 36-40.

Hilmi Ziya [Ülken], “Anadolu Târihinde Dinî Rûhiyât Müşâhedeleri”, Mihrab, sy. 13-14, İstanbul 1340, s. 444-448.

Ömer L. Barkan, “Osmanlı İmparatorluğunda Bir İskân ve Kolonizasyon Metodu Olarak Vakıflar ve Temlikler”, VD, sy. 2 (1942), s. 290.

Markus Köhbach, “Vom Asketen zum Glaubenskämpfer: Geyiklü Baba”, Osm.Ar., III (1982), s. 45-51.

Bu madde TDV İslâm Ansiklopedisi’nin 1996 yılında İstanbul’da basılan 14. cildinde, 45-47 numaralı sayfalarda yer almıştır.

Temmuz 2021, sayfa no: 46-47-48-49-50

Ayrıca kontrol et

Mârifet Okulu / Alemdar

Hasan-ı Basrî’nin elinde tevbe eden Habîb-i Acemî, su üstünde yürür. Hocası bunun sebebini sorunca: “Yâ Hasan, …