Bahar Bahçelerinden Nakışhânelere / Ümmügülsüm Sevim Gencer

“Bu sanatkâr şehir, zevki ve hüneri bir elde dizgin bir elde kamçı, küheylan oynatan süvâri edâsı ile istediği sahaya sürebilen bir tahakkümle daha neler neler yapmadı? Öyle âbideler, öyle hanlar, hamamlar, öyle câmiler, öyle imâretler, sebiller, çeşmeler, bedestenler, pazarlar kurup, bunların içine gene kendi içinin en şahsî, en bâkir, en coşkun îcatçılığı ile öyle doldurdu ki. İşte bugünkü İstanbullu’nun îlân-ı aşk edercesine karşısında hayran kaldığı çiniler, halılar, yağlıklar, yazılar, tezhipler, hep o verim devrinin bergüzârıdır.”1

Ecdâd yâdigârı medeniyetimiz, kudretli bir ağaç gövdesinin dibinden, köklerinden filizlenen coşkun dallar gibi serpilip günümüze kadar meyveleriyle ağızlarımızı tatlandırmaktadır. Geçmişten aldığımız güç sanatımıza millî bir ifâde kazandırmaktadır. Zevkle ve ibâdet şuuruyla meydana getirilen eserler, asırlara meydan okuyarak günümüzde bizlere kılavuz olmaktadır. Sanatkârlar meydana getirdikleri eserlerde en güzele ulaşma çabasıyla tabiattan ilhâm almışlardır. Gökyüzündeki buluttan, nâzenin bir ceylandan, gücüne ve hızına güvendikleri atlardan, kuşlardan, balıklardan, ağaçlardan, renkleri ve şekilleriyle dâvetkâr birçok çiçekten…

Günümüze ulaşan eserlerden anlıyoruz ki sanatkârlarımız en çok çiçek nakşetmeyi sevmiş. Türk sanatkârlar, bitki ve çiçek tasvirlerini doğada olduğu hâliyle gerçekçi bir bakışla çizdiği gibi, doğadaki görüntüsünden uzak hayâlî olarak veya stilize ederek de kullanmışlardır. Teferruattan uzak sâde ve nâzenin çiçek bezemeleri, Osmanlı sanatının her dalında seçkin örnekler sunmaktadır. Şekilde, renkte, üslûpta sâhip oldukları üstün zevkin ürünü lâledanlar, gülâbdânlar, birbirinden zarîf vazolar medeniyet zarâfetinin tezâhürüdür. Sanatkâr, kalemiyle câmilerde, saraylarda, çeşme ve mezartaşı kitâbelerinde, dokumalarda, kitaplarda; kısacası ulaşabildiği her yerde has bahçe çiçeklerini düşündüren bezemeleri meydana getirmiştir. Bu şekilde mushaflar, duâ kitapları ve daha birçok yazma eserde, kısacası hayâtın her alanında çiçekler açar.

Türklerin çiçek sevgisinin temeli, Orta Asya’dan, zengin bitki örtüsüne sahip olan Anadolu topraklarından gelmelerine dayanır. Renkleri ve şekilleriyle sanatkâra ilhâm olan çiçekler; çadırda, giyindikleri libasta, yemek yedikleri çanak çömlekte, halıda, keçede, yemenide incelikle işlenerek yeniden hayat bulmuştur.

Asırlar boyunca millî bir üslûb kazanarak gelişen çiçek motifleri ve desenleri, yer yer altın parıltılarının da iştirâk ettiği eserler üreten sanatkârlar, millî renkler kullanarak yaşadıkları mekâna, kullandıkları eşyaya, okudukları kitaplara işlemişlerdir. Böylece Türk târihinde tezyînî sanatların zirvede olduğu parlak devirler yaşanmış, âbidevî eserler verilmiştir.2

Orhan Şâik Gökyay, Türklerin çiçek tutkusunu şu şekilde aktarmaktadır:

“Çiçek sevgisi ve merâkı, bütün Osmanlı Türklerinde, köylüsünde, kentlisinde ortak ve yaygın bir tutkudur. Bunu, onun bütün hayâtında buluyoruz. Evinde, bahçesinde, mânilerinde, türkülerinde, şiirlerinde. Çiçek günümüzde olduğu gibi pek bir ticâret metâı da değildir, mûsikî gibi, şiir gibi bir sevdâ işidir. Çiçeklerle ilgili kitaplarda yer tutan yüzlerce adın, ne iş yaptıklarına baktığınız zaman; devrin pâdişâhından başlayıp sadrâzamlara, vezirlere, kapudan-ı deryâlara, şeyhülislâmlara, tanınmış bilginlere, tarîkat reislerine, şâirlere, zanâat ehline, bütün halka kadar sıralandığını görüyoruz..” 3

Türklerin çiçek sevgisi yabancı seyyahların da dikkatinden kaçmamıştır. 16. yüzyılda İstanbul’a gelen Philippe du Fresne-Canaye: “İbrahim Paşa’nın Boğaziçi’ndeki evinin bahçelerinde yetişen mavi, sarı, kırmızı çiçeklerin ihtişâmı görülmeye değer, Türkler çiçekleri çok sever, ellerinde ya da sarıklarında mutlaka çiçek vardır. Pâdişâhın sarayında ağaçların altında her çeşit ve kokuda çiçek vardır.” sözleri ile bizlere 16. yüzyılda çiçeklerin hayâtımızdaki yeri ile ilgili bir kesit sunmaktadır.4

Osmanlı döneminde çiçeksever pâdişahların da ilgisiyle çiçek merâkı had safhaya çıkmıştır. Saray törenlerinin çoğunda çiçekler çok önemli bir yer tutardı. Meydan ve bahçeler çiçeklerle donatılırdı. Dönemlerine ayna tutan edebî eserlerde ve minyatürlerde de sıklıkla rastladığımız tören tasvirlerinde çiçek kültürünün geldiği nokta anlaşılmaktadır.

Sepetlerle meyveler, tepsilerle çiçeklerin sunulması geleneği sâdece törenlerde değil, yakın elçiliklere hediye gönderilirken de vardı. Osmanlı Donanması ile ilgili törenlerde, donanmanın Akdeniz’e çıkışında ve dönüşünde; denize kalyon indirilmesi gibi önemli zamanlarda meyve ve çeşitli çiçekler sunulur, ziyâfetler verilirdi.5

Osmanlı’da çiçekler ihtişamlı sofraların da vazgeçilmezi olmuştur. Vazolarda mevsimine uygun rengârenk tâze çiçekler yer alırken, sofrada bulunan Osmanlı zevkini ve inceliğini yansıtan eşyâlarda; desenleri ve renkleriyle gerçekleri ile yarışacak güzellikte çiçek desenleri, gözleri gönülleri doyururdu.

Türk sanatlarının yeniden ihyâsı için üstün çaba harcayan Süheyl Ünver, her sanat dalı için özgün araştırmalar yapmıştır. Müzehhiplerden Baba Nakkaş, Kara Memi; minyatür ustalarından Levnî ve Nakşî; hattatlardan Ahmed Karahisârî ve Mehmed Refî Efendi gibi usta isimler ile ilgili bilgiler ve eserler; Osmanlı’dan günümüze gelişte sekteye uğrayan bir dönemde, Süheyl Ünver sâyesinde sanatımızda yeniden doğuşa vesîle olmuştur. Aynı zamanda usta bir müzehhip, ressam ve şâir olan Ünver, ecdâdımızın ilmek ilmek işlediği medeniyetimizin bereketli topraklarından gelen çizgilerin devâmına yardımcı olmuştur. Topkapı Sarayı Nakışhânesi’nde ve İstanbul Üniversitesi bünyesinde devâm ettirdiği Türk süsleme sanatları kurslarında öğrenciler yetiştirmiştir. Sanatımızda çiçeklerin önemine tanıklık eden Ünver, bu merâkı şu şekilde dile getirmiştir: “Üstüne ilâhîler, tatlı şiirler yazılan çiçekler, kumaşlarımızda, halılarımızda, alçı pencerelerimizde, el işlemelerimizde kısacası lâyık oldukları her yerde ve aradan yüzyıllar geçmesine rağmen renklerine varıncaya kadar hiç bozulmadan zamânımıza gelmiştir. Renk ve çeşitlilik bakımından bizimkiler kadar zengin çiçek yetiştiren ülkelerin mahsûllerini ve meraklılarını anlatan “şükûfenâme”, çiçek kitâbı dediğimiz eserler kaleme alınmıştır.”6

Botanik bilimi için de kaynak teşkîl eden, çiçek resimleri ve beyitlerin yer aldığı bu eserler, saray şükûfecileri tarafından hazırlanmıştır. Çiçeğin Osmanlı kültüründeki değerine tanık olduğumuz şükûfenâmelerden biri de Ali Çelebi imzâlıdır. Ali Çelebi eserinde risâlenin yazılma sebebi bölümünde şu açıklamayı yapmıştır:

“Bundan sonra Hakk Tealâ Hazretleri’nin kullarına bağışladığı bol nîmetlerden birisi de çeşit çeşit çiçek nîmetleridir ki her birinin renk ve kokularından, biçim ve görünüşlerinden insanların gözleri ve gönülleri lezzetler alıp zevk ü safâ ederler. Bunların her birinde Hakk Tealâ Hazretleri’nin nice nice acâyip sanatları ve güzel eserleri vardır ki akıl sâhipleri bunların hepsini idrâk etmekten âciz kalıp hayret içinde kalırlar. Allâh’ın habîbi Resûl-i Kibriyâ Muhammed Mustafâ, bir hadîs-i şeriflerinde: ‘Gül cennet çiçeklerinin ulusu ve beyidir.’ buyurmuşlardır.”

Eser, bütün ayrıntılarıyla tasvîr edilerek tanıtılan çiçek çeşitlerini kimlerin yetiştirdiği, nasıl bakıldığı gibi bilgileri barındırmaktadır. Örneğin; Kocamustafapaşa Şeyhi merhum Hasan Efendi’ye âit parlak çivit renginde, Şeyh Sünbülü adındaki çiçek, bir beyit ile birlikte tasvîr edilmiştir: 

Âşıkı yanında işbu gevhere olmaz bahâ

Ger sorarsan nâmını Şeyh Sünbülü derler şehâ

Eserde anlatılan bir başka çiçek ise, yaprakları bademî, kadehleri yüksek, ensiz, kimi üçgen, kimi dörtgen, içlerinde uzunca habbeleri olan, kibritî renkli Muhammedî La’lîndir.

Hamd eder Hâlıkına ehl-i yakîn

Buna derler Muhammedî La’lîn 7

Gül-i ruhsarlar, gülendâmlar, şâh-bânular, pehlevîler, kadeh-i zerrinler, sîm-endâmlar, elmaspâreler, sîneküşâlar… Tüm bu çiçekler edebî eserlere ilhâm olduğu gibi nakışhânelerde fırçasıyla sarayları, pâdişah köşklerini, câmileri, türbeleri, kitapları bahar bahçelerine dönüştüren usta sanatkârların da en kıymetlileri olmuştur. Kalemişinden çiniye, minyatürden tezhîbe ve ebrûya ulaşabildikleri her yerde çiçek bezemelerini görmek mümkündür. Çiçek bezemelerinin muhakkak ki en kıymetli olanı; kullanılan altın ve ince işçiliğiyle gözleri kamaştıran, ibâdet şuuruyla hazırlanan Kur’ân-ı Kerîm bezemeleridir. Müzehhipler, cildi, giriş sayfası, sûrebaşları ve durakları ile bahar bahçelerini en kıymetli sözlerin arasına taşımışlardır… 

Dipnotlar:

1 Sâmiha Ayverdi, “İstanbul Geceleri”, Kubbealtı Neşriyâtı s.29.

2 İnci A. Birol, “Türk Tezyinî Sanatlarında Desen Tasarımı”, Kubbealtı Neşriyâtı, İstanbul: 2009, s.31.

3 Orhan Şaik Gökyay, “ Divan Edebiyatında Çiçekler”, Güçlük Nerede?; Seçme Makaleler 3, İstanbul 2002, s.55.

4 – 5 Nurhan Atasoy, “Has Bahçe” İstanbul 2002, Aygaz yayınları, s.65,66.

6 Süheyl Ünver, Türk Sanatında Çiçekler ve Buketler, “Türkiyemiz”, İstanbul 1977, S.22, s.15.

7 Seyit Ali Kahraman, “Osmanlı Çiçekçileri ve Çiçekleri” İstanbul 2014, Lale yayınları, s.20, 32, 35.

Nisan 2021, sayfa no: 60-61-62-63

Ayrıca kontrol et

Eğitimde Menkıbe / Alemdar

Eğitimini Rabbimizden alan Cenâb-ı Kibriyâ (sav) “Beni Rabbim terbiye etti ve terbiyemi güzel kıldı”1 buyurur.Vahyin bitimiyle, Rabbânî …