Anasayfa / Bu Ay / Aşk Sultânı Tapduk

Aşk Sultânı Tapduk

Aşk Sultânı Tapduk
Mustafa Özçelik

“Aşk sultânı Tapduk durur
Yûnus gedâ bu kapuda
Gedâlara lutf eylemek
Hem kâidedir sultâna”
            Yûnus Emre

Bugün Anadolu’nun muhtelif yerlerinde Yûnus adına inşâ edilen türbelerin hangisine giderseniz gidin, pek çoğunun yanında yâhud yakınında bir de Tapduk Emre türbesiyle karşılaşırsınız. Bu, son derece tabiî ve anlaşılabilir bir durumdur. Zîrâ seven sevilenden ayrı olmak, ayrı kalmak istemez. Seven Yûnus, sevilen Tapduk Emre olduğuna göre halk da bu hassâsiyeti dikkate alarak onların kabirlerinin çok ayrı yerlerde olmasına râzı olmamış, onları vefatlarında da birbirine yakın yerde/yerlerde görmek istemiştir.

Kimdir Tapduk Emre?

Aslında o da dervişi Yûnus gibi bir “meçhûller sultânı”dır. İkisi de mânâ taraflarıyla görünür olmak istediklerinden mahviyet elbisesine bürünüp hayatlarının maddî unsurlarının meçhûl kalmasını arzu etmişlerdir. Yine de bildiğimiz bâzı bilgiler var. Meselâ Velâyetnâme, Yûnus Dîvânı, Yûnus’a dâir menkîbeler bize Tapduk Emre kimdir sorusunun cevâbını az da olsa veren metinlerdir.

Bütün bu kaynaklardan çıkan sonuca göre ise Tapduk Emre, XIII. asrın başlarında Selçuklular devrinde Horasan’dan Anadolu’ya gelmiş bir sûfîdir. Ahmet Yesevî yolunun bir tâkipçisi olarak Nallıhan Emre Sultan köyünde bir dergâh kurmuş, burada müridlerine bir yandan mânevî eğitim vermiş, bir yandan da çiftçilik ve hayvancılık yaparak burayı âdetâ bir üretim merkezi hâline getirmiştir. Bâzı kaynaklara göre ise bir Kādirî şeyhidir yâhud Buharalı Şeyh Sinan isminde bir zâtın mürid ve halîfesidir. Nitekim Kādirîlik kaynaklarında hem Tapduk Emre’nin hem de Yûnus’un adı geçmektedir. Tabii, Tapduk Emre bir şeyh olduğuna göre bir tarîkat silsilesinin de olması îcâb eder. Yûnus, bu silsileyi şöyle açıklar: “Yûnus’a Taptuğ u Saltuğ u Barak’tandır nasîb/ Çün gönülden cuş kıldı ben nice pinhan olam”. Bâzı kaynaklar ise Rifâî tarîkatı mensûbu olduğundan söz ederek silsileyi şöyle açıklarlar: Ahmed er-Rifâ’î (Üveysî yolla) Şemseddin Ahmed el-Müsta’cil-Mahmûd Hayrânî-Sarı Saltuk-Barak Baba-Tapduk Emre-Yûnus Emre”. Yine bu iki ismi Bektâşî yâhud Halvetî mensûbu olarak gösterenler de vardır.

Durum ne olursa olsun hakîkat değişmez. Yûnus derviş, Tapduk Emre ise onun şeyhidir. Ama diğer yollara da muhabbetle bakmaktadırlar. Yûnus bu durumu “Şeyh ü dânişmend ü velî/Cümlesi birdir er yolu/Yûnus’dur dervişler kulu/Tapduk gibi serveri var” diyerek en açık bir dille ifâde eder. Yol rehberinin Tapduk Emre olduğunu söylerken diğer şeyhleri, dânişmendleri ve velîleri dışarıda bırakmaz ve hepsinin yolunun bir olduğunu söyler. Bu bahiste son söz olarak şunu söyleyelim: Tapduk Emre’nin yazılı bir eseri yoktur ama o “kitâb-ı nâtık”tır, yâni “konuşan kitap”tır. En büyük eseri ise Yûnus Emre olmuştur.

Yeşil Ben Meselesi

Tapduk Emre’den söz eden en önemli kaynak Velâyetnâme’dir. Burada anlatılan menkîbe onun kim olduğunu, Tapduk adını nasıl aldığını ve Hacı Bektaş’la münâsebetini ortaya koyar. Buna göre Hacı Bektaş, Rum ülkesine geldiğinde, Kadıncık Ana’nın evine yerleşir. Ardından dervişler, her yandan akın akın gelir. Emre adlı ermiş bir kişi, dâvet edildiği halde gelmez. Hacı Bektaş’ın velîliğinin kanıtını görmek ister. Hacı Bektaş Velî, Sarı İsmail’i gönderip Emre’yi yanına getirtir. “Yâ Emre, duyduk ki dostlar dîvânında, erenler cem olup nasip ulaştırdığı vakit, Hacı Bektaş adında bir kimseyi görmedik demişsiniz. O yüce dostlar cem’inde, destur dağıtan elin nişânı vardır. O nişânı gördün mü?” diye sorar. Emre cevap verir: ”O dîvânda, yeşil perde arkasından bir yeşil el çıktı, bize destur ulaştırdı. O elin avuç içinde, yeşil bir beni vardı. Eğer o yeşil beni görürsem tanırım. Onu da, erenlerin en üstünü olarak kabûl ederiz.”

Bu hâdise üzerine Hacı Bektaş Velî, Hz. Ali’nin simgesi yeşil bir ben bulunan el ayasını gösterdiğinde, Emre “Tapduk Hünkârım” diye haykırır. Böylece adı Tapduk Emre olarak kalır. Bu arada Tapduk’un “aradığımı buldum” anlamına geldiğini de burada söylemiş olalım.

Yûnus’la Tanış Olması

Tapduk Emre ile Yûnus’un yollarının kesişip tanış olmaları da Velâyetnâme’nin anlattığı konulardan biridir. Buna göre Yûnus, o çok bilinen buğday-himmet hikâyesinde önce buğdaya tâlip olmuş, sonra bundan pişmanlık duyarak himmet talep etmiş fakat Hacı Bektaş: “Biz o kilidin anahtarını Tapduk Emre’ye verdik. Varsın nasîbini ondan alsın.” diyerek onu Tapduk Emre’ye ısmarlamıştır.

Yûnus Emre’nin bundan sonraki hayâtı Tapduk Emre dergâhında geçer. Yûnus Emre menkîbelerinde yer alan dağdan düzgün odun getirmesi, dilinin açılıp şiirler söylemesi, mağarada üç erle karşılaşması gibi olaylar yâni Tapduk’un Yûnus’u yetiştirmek için verdiği eğitim sembolik bir dille anlatılır. İkisi arasındaki bu münâsebetin detaylarına Yûnus Emre şiirlerinde de rastlanır. “Yûnus Hakk’a bilişeli/Cân ü gönül verişeli/Şol Tabduğ’a erişeli/Gözlerimi açar oldum” Göz açmak, tabii ki hakîkati görür hâle gelmek demektir. Bunu sağlayan ise Tapduk Emre olmuştur.

Yûnus, böylece buradaki eğitiminin netîcesinde “miskin çiğ” iken “pişmiş” yâni olgunlaşmıştır. Kendisi bu durumu “Taptuk’un tapısında, kul olduk kapısında/Yûnus miskin çiğ idik, piştik Elhamdülillah” şeklinde belirtir. Kendisine irşad vazîfesi verildiğinde ise yollara düşerek diyar diyar gezip Tapduk Emre öğretisini insanlara aktarmıştır. Bu durum “Vardığımız illere, şol sefâ gönüllere/Halka Tapduk mânisin, saçtık Elhamdülillah” dörtlüğünde özlü bir şekilde ifâde edilir. Taşköprüzâde de bu durumu “Yûnus, çile devrinden sonra irşad mertebesine ulaşmış, şeyhinin emriyle 40 yıl diyar diyar dolaşmıştır.” şeklinde açıklar.

Tapduk Emre’nin Yûnus’un şiirlerinde 15 yerde adı geçer. Yûnus’un şeyhine bakış tarzını anlamak açısından bunlardan bir kaçına daha bakalım: “Yûnus bir doğandı kondu Tapduk koluna/Ava şikâre geldi bu yuva kuşu değil”. Burada “av-avcı” arasındaki münâsebetten hareketle Tapduk’un kendisini nasıl yetiştirdiği ifâde edilirken “Aşk sultânı Tapduk durur Yûnus gedâ bu kapıda/Gedâlara lutf eylemek hem kâidedir sultâna” beytinde de şeyhinin ve kendisinin bu münâsebet içerisindeki konumlarını açıklar. Şeyhini “sultan” kendisini de “yoksul, ihtiyaç sâhibi” olarak niteler.

Bu arada bâzı yorumcuların “Yûnus aydır er kuluyum, Taptuğ’umuz dost yüzüdür/İşbu söze inanmayan edebilsin ettiğini” şeklindeki bâzı beyitlerden hareketle Tapduk’a “mâbudumuz” şeklinde farklı bir anlam yükleyerek onu bir insan mânâsında değil doğrudan “ilâh” mânâsında düşündükleri de görülmektedir. Kelimenin böyle bir anlamı olsa bile tarîkat geleneği bir şeyhin varlığını gerekli görür. Bütün sûfîler yolun başında bir şeyhe bağlanmış, bir tarîkat eğitiminden geçmiş ve bu eğitiminin gereklerini yerine getirerek derviş yâhud şeyh olmuşlardır. Çünkü her sûfî uzun ya da kısa belirli bir süre, zâhir ve bâtın iki eğitimden geçer; iç deney ve dış deneylerini bir ulu kişinin rehberliğinde yapar. Onun içindir ki tevhîde yönelen herkesin bir mürşidi, bir rehberi, bir hocası vardır. Bu gerçek göz önüne getirildiğinde Tapduk Emre’nin Yûnus’u yetiştiren mürşid olduğunu kabûl etmek gerekir. Başka bir söyleyişle sûfî gelenekte ilâhî aşk bilgisinin öğrenilmesi ve elde edilmesi ancak bir mürşid-i kâmil ile mümkündür. Çünkü “sülûk” terbiyesi” yâni dervişlik, bir “mürebbî-mürşid” önünde pişip şekillenerek üslup kazanmak demektir

Tapduk Makamları

Konu tartışmalı olmakla birlikte, en kabûl edilebilir görüşe göre Tapduk Emre’nin kabri Nallıhan’a bağlı kendi adını taşıyan “Emre Sultan” köyündedir. Yazının başında da söylenildiği gibi Yûnus’u şeyhinden ayrı görmek istemeyişin netîcesi olarak meselâ Kula’nın Emre köyünde, Karaman’da, Afyon Sandıklı’da, Erzurum’da ve Aksaray’da da Yûnus Emre türbelerinin yanında yâhud yakınında bir de Tapduk Emre türbesi bulunmaktadır.

ELHAMDÜLİLLAH
Haktan gelen şerbeti içtik elhamdülillah
Şol kudret denizini geçtik elhamdülillah

Şol karşıki dağları meşeleri bağları
Sağlık sefâlık ile geçtik elhamdülillah

Kuruyuduk yaş olduk ayak olduk baş olduk
Kanatlandık kuş olduk uçtuk elhamdülillah

Vardığımız illere şol sefâ gönüllere
Baba Tapduk ma’nisin saçtık elhamdülillah

Beri gel barışalım yâd isen bilişelim
Atımız eğerlendi eştik elhamdülillah

İndik Rum’u kışladık çok hayr ü şer işledik
Uç bahar geldi geri göçtük elhamdülillah

Aktık denize daldık taştık elhamdülillah
Dirildik pınar olduk ırıldık ırmak olduk

Taptuğun tapusunda kul olduk kapusunda
Yûnus miskin çiğ idik piştik elhamdülillah

YÛNUS EMRE

Şubat 2019, sayfa no: 44-45-46-47

Ayrıca kontrol et

Yardımlaşma…

Yardımlaşma Alemdar Gözün biri kaybolsa diğeri, kulağın biri hasta olsa bir diğeri yardımcı olur. Elde …